Baykal ve Kılıçdaroğlu: 2 CHP arasındaki 7 fark
1) DENİZ Baykal iktidara gelmeyi umur-samıyordu. O CHP'nin sistem için bir emniyet supabı olduğunu düşünüyor, iktidardaki muhafazakârları rejimin ilkeleri açısından denetlemeyi esas görevi sayıyordu. Tam da bu nedenle esnemeye gerek görmüyordu, esnemediği için savrulmuyordu da. Kemal Kılıçdaroğlu ise, rejim hazmetmiş bir parti olarak "Artık iktidara gelmeliyiz" diyen bir görüşün temsilcisidir; tam da bu nedenle bazı konularda esnemeye çalışıyor, ama bu esneklik hazmedilmiş rejimin köşelerine sürtündüğünde savrulma yaşıyor.
2) Deniz Baykal, sandık dışı referanslara gönül rahatlığıyla bel bağlayanların CHP'sinin lideriydi. Kemal Kılıçdaroğlu ise, sandık dışı payandaların çöktüğünü, iktidar olabilmek için bal gibi sandıktan çıkılması gerektiğini anlayanların arayışını temsil etmek durumundadır.
3) Deniz Baykal dönemi CHP'si, parti içi demokrasinin sıfır düzeyinde olduğu bir dönemdir. Kemal Kılıçdaroğlu CHP'sinde ise işler değişmiş görünmektedir. Tamam TSK'yı eleştirmek hâlâ CHP Genel Başkanlığı düzeyinde mümkün olabilecek bir şeydir ama bir "çokseslilik" almış yürümüştür.
4) Deniz Baykal dönemi CHP'sinde Türkiye'nin asıl sorununun "vatanın bölünmez bütünlüğünü tehdit edenler" ile "laikliği tehdit edenler" olduğu konusunda mutabakat vardı. Bu mutabakat etrafında asgari bir samimiyet de mevcuttu. Bu nedenle ne dedikleri, ne yaptıkları anlaşılır idi. Kılıçdaroğlu dönemi CHP'si ise Türkiye'nin tek sorununun "AK Parti iktidarı" olduğu noktasında mutabık ve sadece "Ne olursa olsun yeter ki AK Parti gitsin" temayülünde samimi.
5) Baykal altını dolduramayacağı konularda Başbakan Erdoğan'a spesifik ithamlar yöneltmeyi alışkanlık haline getirmemişti. O yüzden daha ziyade "zihniyet" analizi yapar, konuşmaları, CHP'nin demokratikleşme isteksizliğinin altını kalın hatlarla çizmesine rağmen, hitabet açısından son derece doyurucu, içerik açısından sağlam olurdu. Kemal Kılıç-daroğlu ise söze direkt "villalar" diye giriyor, tazminat ödemeye mahkûm oluyor; "dolandırıcılık" ithamını serdetmekte çekinmiyor ama iddiasının altını dolduramıyor; ilgi çekiyor, kışkırtıyor ama çabuk sönüyor.
6) Deniz Baykal, ucu devlet içi bürokrasiye kadar dayanmış olan ve kendisine Ergenekon adını takmış yapıyı ciddiye alıyordu; ama hepi topu rejimi korumaya çalışırken bazı hatalar yapmış "bizim çocukların" üzerine bu kadar çok gidilmesini hazmedemiyordu. Kılıçdaroğlu ise Ergenekon'u damsız da girilebilen gizemli, underground bir partiye indirgedi. Davayı sulandırdı ama bu sulandırmanın içinde "bizim çocuklar"ı tanımadığının ilanı da var.
7) Deniz Baykal, Atatürkçülerin de dindar olabileceğini ispat kaygısıyla Kutlu Doğum Haftalarına katılır; başörtüsü emrinin bulunmadığını Ebu Hanife'den alıntılarla desteklemeye çalışır, bir laik İslam anlayışı ortaya koymaya çalışırdı. Bu nedenle bayram namazı kılıp çatır çatır başörtüsü karşıtlığı yapardı. Tutarsızlıkta tutarlılığı yakalamış ve o noktada sarih bir tutum almıştı.
Kılıçdaroğlu ise sosyal demokrat bir parti yapmaya çalıştığı CHP'nin yeni çizgisinde bu türden bir "esperanto" arayışına yer vermedi. Bir tür Kemalist din yaratma işine hiç girmedi. Önemli olanın demokratikleşme çerçevesinde inanç, düşünce ve ifade özgürlüğü olduğunu savundu ve "başörtüsü meselesini" de bu çizgide çözebileceği sinyallerini vererek doğru bir yerde konumlandı. Ama bu konumunu koruyamadı. Kürt meselesinde ve başörtüsü meselesinde o kadar çok zikzak yaptı ki, tutarlı çizgisinde tutarsızlığa vararak bulanıklaştı.
8) Baykal CHP'si toplumu "okumuş yazmış memur aydınlık vatandaşlar" ile "cahil ve dindar halk ve sorunları" kompartımanları üzerinden algılayanlara bir kafa konforu sunuyordu. Güçlü bir sosyal demokrat parti arayışında olanlar için adres olmaktan çok uzaktı. Yeni CHP ise verdiği birçok karışık mesaja, ilkesizlik gibi addedilebilecek bazı lümpenlik-lerine rağmen, her an bir testten geçiyor ve kaçınılmaz olarak her an yenileniyor. Milli Görüş'ten AK Parti çıkması nasıl mümkün olmuşsa, bu kaynayan kazandan durulmuş bir "sosyal demokrat parti" çıkması da o denli mümkün. Her şeye rağmen hâlâ mümkün.