Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Süheyl Batum, "Kâğıttan kaplan" dediğinde Bülent Arınç yüreği yaralanmış bir ceylan gibi ses verdi. Orduya bu şekilde hakaret edilmesine izin verilemezdi. Sonra, yeni Balyoz tutuklamaları sonrasında hükümet civarında gözlemlediğim bir mahcup hava var. "Asker gözbebeğimizdir"ler arttı. Başbakan, içindeki çürükleri ayıklayan bir ordunun, yani bu soruşturmalardan, davalardan sonraki ordunun "eskisinden çok daha güçlü" olacağını söylediğinde içimden tırtıklı bir rüzgâr geçti. Ben asker düşmanı filan değilim, albay torunuyum. Hiçbir zaman da "TSK ölsün bitsin gebersinci"cilerden de olmadım.

        Ama şu "güçlü ordu" meselesini endişe verici buluyorum.

        Sadece güçlü bir ordu da değil. Çok daha güçlü bir ordu!

        Niye ki?

        Mesele biraz da askerin çok ama çok güçlü olması değil miydi?

        Bu gücün hiç şeffaf olmayan, elinde top, tüfek, tank, silah olan, demokrasiyi de hep ayak bağı gibi gören bir topluluk elinde temerküz etmesi nedeniyle yaşanmadı mı bazı şeyler? Elinde silah olan bu büyük topluluk, kendisini sivil idarecilerine bağlı saymakta zorlandığı, hepi topu bürokrat olduğunu idrak edemediği seviyede işi nerelere vardırdığını gördük. O plan tutmadıysa bu plan; o cephe çöktüyse bu cephe, o silah yakalandıysa bu silah şeklinde ilerleyen zincire o kadar çok halka eklendi ki bağlantı noktalarını hatırlayamaz olduk. Kimimiz inkârı seçti, "bu kadar da olmaz" duygusunun ağırlığını taşıyamayarak "kedidir kedi" noktasına geldi.

        Bunlar, söz konusu "ordu", çok Kemalist, doğuştan totaliter, efenim halkından dünya görüşü itibarıyla çok uzak kalmış ve Fransa tipi laikliğe takılmış insanlardan oluşuyor diye olmadı. Nedeni sadece bu değildi. En önemli nedeni, fazla güçlü bir ordu olmasıydı, Batum'a göre altı oyulmuş; hayır güç bazen bıraktığınız izlenimden ibarettir. Aşırı güç, denetim mekanizmasının olmadığı yerde kaçınılmaz olarak yozlaştırır.

        Moral üstünlüğünü rejimden, meşruiyetini halkın "Muhammed ocağı" önkabulünden, cesaretini silahından, nefretini yabancılaşmasından alıp halkına düşman kesilene kadar ileri gitmiş ordumuzun bazı durumlarından ders almış olmamızı beklerdim.

        Ben güçlü asker değil, güçlü siyaset mekanizmasını önemsemeye başladığımız bir düzeye geldiğimizi düşünüyordum. "Daha güçlü ordu" ifadesinden huylandım.

        Kars ve drama

        KARS'tayım. Bavulumda Coen Kardeşler'in

        kar ambiansı eşliğinde izlenmezse eksik kalacak kara filmi Fargo... Reha Erdem'in Kozmos'u. Tolomuş Okeyev'in Kar Leoparının Soyu. Kar ve acı, kar ve çelişki filmleri, kar ve karanlık kitapları. Doğum günüme bembeyaz ve bana tümüyle yabancı bir kentte, bir otel odasında, ilk kez ailemden ve dostlarımdan uzakta gireceğim. Kaldığım otelin uzun bordo halılarla kaplı uzun koridorları ve yanıp yanıp sönen gerilim yüklü floresanları da varsa, tam olacak. Mehmet Açar'ın Siyah Hatıralar Denizi'nde boğulmak için gereken ne varsa tamam olacak.

        Uyuyamaz, çalışamaz, yazmam gereken bir yazıyı üretemez isem, Kubrick'in "The Shining"ine bağlamam da olası ki, bütün bu ihtimaller benim "dramaqueen" tabiatım için pek leziz unsurlar. Bu nedenle kendime "köprüden önceki son çıkış" enstrümanları da getirdim tabii ki. Taha Akyol'un "Bilim ve Yanılgı" kitabı gibi. Önceki baskısını okumamıştım, genişletilmiş versiyonunun oldukça tatmin edici olduğunu belirtmeliyim. Kitabın Râzi'den Rabbani'ye, İslam'ın, bilimsel gelişme motivasyonunu açan, genişleten ve ilerleten algısıyla sağırlaştıran, bir miktar kör bırakan algısı arasındaki mesafeyi, zarif ve rasyonel dokunuşlarla analiz ettiği kısmı çok başarılı buldum. Kitabı herkese tavsiye ederim.

        Kars'ta bulunmamın nedeni, yeni Anayasa hazırlıkları öncesinde toplumun yeni bir Anayasa için ileri sürdüğü talepleri Ankara'ya iletme aracılığını üstlenen "Yeni Anayasa Platformu"nun konuğu olmam. Kars'taki toplantı, Osman Can'ı hedef alan tatsız ve haksız bir protestoyla başladı ama güzel devam etti. "Anayasa" Karslılar için ne demek, beklentileri ne, bu süreçte umut mu ağır basıyor, umutsuzluk mu? Hepsini daha sonra yazacağım. Buradan Erzurum'a geçeceğiz ve insanları dinlemeye devam edeceğiz. Şimdilik bu kadar...

        Diğer Yazılar