Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YÜKSEK Sadakat‘i severim. Kafile ve Ben Seni Arayamam parçalarını severek dinlemiştim. Ama Eurovision parçalarını sevmedim. Dahası yarışma sonrası kariyerleri adına endişeleniyorum bile denilebilir. Eurovision’un zaten ünlü olanlara bir şey ekleyip çıkarmadığını, ama epey hayran kitlesi ve “görece” bir şöhreti olup da ilk beş arasına giremeyenleri depresyona soktuğu gibi bir gözlemim var.

        Eurovision’dan sonra hayat var mı?

        Eurovision’un yarışma adayını yıprattığı bilinen bir vakıa. Hadise ki, dördüncü olmasına rağmen, artık o kadar karizmatik ve hoş değil. Yarışma öncesinde o kadar didiklendi ki, geride karizma filan kalmadı.

        Tümüyle yeni yetenekler için durum daha da kötü. Aylin Vatankoş (1992), Arzu Ece (1995), Şebnem Paker (1997), Tuba Önal (1999), Buket Bengisu (2002), Gülseren (2005) gibi çoğumuzun yarışma esnasında fark ettiği isimleri bugün hatırlayan var mı? Şebnem Paker, benzerlerinin hayli bol olduğu mecrada iyi kötü tutardı. Ama kredisi olmasına rağmen yok olup gitti. Arzu Ece ve Tuba Önal’a ise sahiden yazık oldu. Bir Türk “Ava Gardner”I olarak Arzu Ece, ya bir türlü “o” besteci ile tanışamadı ya da Eurovision lanetine uğradı. Tuba Önal‘ın da işleri yolunda gitmedi, ses rengi, yorumu ve fiziksel avantajları ile Türkiye’nin Lara Fabian’ı olabilirdi; ama tutunamadı, meydan Burcu Güneş’e kaldı.

        90'LARDAN SAĞ ÇIKMAK GİBİ

        Eurovision uğursuzluğu diyorum ama belki de sebep 90’ların “pop patlaması” olarak özetlenebilecek durumudur. 90’ların ikinci yarısı ile 2000’lerin ilk yarısında iyiden iyiye daralmış müzik pastasında kimseye fazla pay kalmıyordu sanki. 15 dakikalık şöhret, hiçbir mecaz payı bırakmadan, sahiden 15 dakika sürüyordu o yıllarda. O gün orada olup da bugün piyasadan elini eteğini çekmiş olan birçok kişi var. Levent Yüksel misal, başladığı anda hazır bir kitle bulur, ama yeltenmiyor. Şebnem Ferah yavaşladı. Mustafa Sandal eski tadı vermiyor ve zaten oralı da olmuyor. “Yönetmen koş dedi, koştum” cümlesi yüzünden haksız şekilde sarakaya alınan ama gayet eli yüzü düzgün işler yapmış olan Mirkelam frene basmış durumda.

        Suat Suna tıkandı, gidemiyor. Nazan Öncel sulandırdı, Sezen Aksu gibi bir “tüm zamanlar” duayeni olma yolundaydı, ama bu konum tehlikeye düştü . Klipleri şarkılarından, şarkıları ise yorumundan daha başarılı olan Rafet El Roman “imaj yönetimi” konusundaki derin saflığının kurbanı oldu, resmen silindi. “Aşk her şeyi affeder mi?” şarkısıyla, derin tartışmalar başlatmış Özlem Tekin, sanırım artık başka sularda. 90’ların iti, atı, otu ve sütü aynı anda yarıştıran ve aktörlerini tüketime aç bir kitleyi hızlı hızlı doyurmaya ayarlı konjonktürü içinden serpilmiş olmanın bünyeyi epey zorlaması gibi bir gerçek de var tabii; sanırım yoruldular, şarjları bitti.

        O yılların karınca gibi didinip duran Soner Arıca‘sından ne ses var ne seda. O artık yok. “Neyleyim yarim olmayınca”, “Beni Aldattın”, “Olmadı Yar” gibi birçok parça yapıp hepsini dinlettirmiş Asya da yok. Bora Öztoprak gayet iyiydi, şimdi kimse hatırlamıyor. Erken 90’lar semptomu olarak Oya-Bora ikilisi misyonunu tamamlamış olanlara özgü bir kararlılıkla bu işleri bıraktılar. Emel Müftüoğlu, Demet Sağıroğlu neredeyse yoklar.

        “Yok” derken, yanlış anlaşılmasın, belki başka bir “varlık” imkânının peşinden gitmişlerdir; belki başka bir gerçekliğe uyanmışlardır; kastım “Şarkılarını dinleyemiyor, kendilerini göremiyoruz”dan fazlası değil. Zira bakın o yıllarda çıkıp da hâlâ var olabilmenin bedeli de Serdar Ortaç olmak: Makineye dönüşmek. Cesaret ister. Ortaç’a her baktığımda onunla aynı dönemin ve aynı iklimin çocuğu olan Kenan Doğulu‘nun epey iyi idare ettiğini görüyor, sırrını merak ediyorum. Tipik bir 90’lar insanı olan Doğulu hâlâ yaptığı işle ilgili sahici bir neşe taşıyor, Ortaç ise aslında her şeyden, kendinden bile tiksinmiş, ruhunu aldırmış, kalanını da otomatiğe bağlamış gibi görünüyor. Diyorum ya, cesaret ister bu. “Hey Corç versene borç”tan şarkı çıkarmış Hakan Peker‘in yüreği bile yetmedi buna.

        Sözün özü, Eurovision’dan sonra hayatta kalabilmek, 90’lardan sağ çıkabilmek kadar güç görünüyor...

        Diğer Yazılar