'Korkuyorum şekerim'den 'korkuyorum anne'ye...
ERGENEKON soruşturmasının Ahmet Şık ve Nedim Şener’e kadar dayanması basın camiasında infial yarattı. Bu iki ismin Odatv’den elde edilen dokümanlarda geçiyor olması, kolluk kuvvetlerini ve savcıyı harekete geçirmeye yetmişti. Ne yazık ki ortada hükümeti ve belirli yapıları eleştirmenin terör örgütü üyeliği ile eşdeğer hale getirildiği, bundan sonra her şeyin çok zor olduğu gibi bir algı var. Bugün iktidara muhalif kampta yer alma-yan gazeteciler bile, gelecekteki muhayyel muhalefet haklarının ellerinden kayıp gittiğini görüp huzursuzluğa kapılıyorlarsa eğer, basın özgürlüğü ile ilgili eşikte sahiden yanlış bir noktaya gelinmiş demektir.
Zekeriya Öz‘ün açıklamaları da bu algıyı teskin etmek bir yana bir miktar daha derinleştirdi denilebilir. Tutuklamaların ilgili kişilerin yazdıkları ya da yazacakları kitaplarla ilgili olmadığını söylüyor, “O zaman neden başından beri sorulan soruların çoğu ilgililerin kitaplarına yoğunlaşıyor?” sorusunun cevabı verilmiş değil.
Ayrıca Öz, içeri alınan isimler dolayısıyla yapılan eleştirileri ve infiali de makamına yapılmış bir saygısızlık gibi addediyor ve bu eleştirilerin de “değerlendirildiğini” ifade ediyor. Terör örgütü üyesi olduğu iddiası ile içeri atılanlar hakkında “Onlar terör örgütü üyesi değildi, yapmayın etmeyin” diyenler de mi terör örgütü üyeliğiyle itham edilecek artık? Yapmayın, etmeyin...
Hükümet erkanı kendisine yöneltilen sorular karşısında, “Bu yargının işi. Sürecin tamamlanmasını bekleyelim” diyor. “Ergenekon” gerçekliğinin öneminin, bu davanın geldiği boyutu affettirebileceği gibi bir rahatlık var. Acaba? Kusura bakmayın ama Ergenekon davasında destek aldığınız kesimler, siyaseti baskıdan kurtarmak amacıyla askeri vesayeti kırmak istediler. Özgürlük istedikleri için militarizmle problem yaşadılar. Aynı kesimin başka türde bir otoriterliğe göz yumabileceğini ummak saflık. Asker millet tornasına direnmeyi başaran bir bilinç düzeyi, Odatv türü gazetecilik ve “Tacize uğradım, kayda alabilmek için kendimi tekrar taciz ettirebilirim” türü muhabirlik ile Şık’ın gazeteciliğini birbirinden ayırabilecek donanıma da sahiptir. Bu teoride bile böyledir. Kendinizi boş yere rahatlatmayın.
Ekrem Dumanlı, “Eğer Fethullah Gülen’e dokunan yanıyor olsaydı Gülen aleyhinde onlarca kitap yazmış olan Hikmet Çetinkaya’nın çoktan yanmış olması gerekirdi” mealinde bir yazı yazdı. Haklı, ama “Emniyet”, Gülen kadar mütevazı olmayabilir. Serde polislik olunca, ithamlara direncin şeklinin değişeceğini tahmin etmek zor değil. Polis, yazılan ya da yazılmaya niyetlenilmiş kitapların, kurumun meşruiyetini sarsacağı telaşıyla “yılanın başını küçükken ezme” eğilimi içine girebilir. Fakat demokratik ülkelerde polisin kurumsal refleksleri meydanı boş bulmaz. Gazeteci kitabını yazar, kurum da saygınlığını korumanın başka yollarını bulur. Dahası “yürütme” devreye girer.
Aksi takdirde “korkuyorum” edebiyatı sahicilik esansına bürüne bürüne yoluna devam eder ve bir bakmışsınız bir gün o da meydanı boş bulmuş!
ERGENEKON GİDER, ‘DANDANAKAN’ GELİR
Dikkat edin, önceden “korkuyorum”, aslında korkmayan, derin bir nefret ve tarafgirlik içinde olan kimselerin taktığı maskenin adıydı. Onlar aslında korkmuyorlar, sevmedikleri adamların iş yapmalarından, saygınlık kazanmalarından, sınıf atlamalarından duydukları tiksintiye kılıf arıyorlardı. O zamanlar mevzu, “Korkuyorum şekerim, naapiiim, aaaaa defolsun gitsinler bu ülkeden!” etrafında gelişiyordu. Bu grup hâlâ var; ama şimdi onlara ek olarak bir de “Korkuyorum anne” var. Maske filan da değil. Gerçek korku. Onları, Yalçın Küçük tutuklanırken slogan atan kişilerin arasında göremezsiniz. İkili diyaloglarda kaçırılan gözlerden, idareci ve yuvarlak cümlelerinden, “radar altı” olma isteğinden, “zararsızlığını” ispat etme arayışlarından, yerli yersiz kesilen selam ve sabahlardan anlarsınız. Bu samimi korku, toplumsal alanını genişletir ve siyasi bir karşılık da bulur ise bambaşka şeyler olur. O gün, Ergenekon biter, Dandanakan başlar; gelsin yeni haksızlıklar, hukuksuzluklar... Sürgit kan davası.
Böyle bir ülke mi istiyoruz?
Bu soru üzerinde herkes bir parça düşünsün isterdim.