Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        DÜNYA çok hızlı değişiyor arkadaşlar.

        Dün mazlumların yanında duranlar, iktidara gelmelerini ve iktidar tarafından sevilmelerini çoğulcu bir demokrasi anlayışına borçlu olanlar, bugün bir bakıyorsunuz, kendi koltuk ve nüfuz alanlarını tahkim etme derdine düşmüşler...

        Dün, askerin domine ettiği siyasetlere bağlı olan, askeri vesayetin destekçiliğini yapmış olanlar, bir bakıyorsunuz, daha çoğulcu, daha demokratik, daha özgürlükçü, ayrımcılık yapmayan bir devlet isteğiyle öne çıkıyorlar.

        İkinci grubu değişime zorlayan güç, hiç kuşkusuz ilk gruptur. AK Parti hükümetinin ve onun aydın hinterlandının halkın tercihlerini yok sayan siyaset dışı odaklara karşı vermiş olduğu bir başarı var. Bu başarı diğer yapıları da "değişim zamanının geldiğine" ikna etti. KADER'i, TÜSİAD'ı, hatta CHP'si, yazan çizeri oturup düşündü: "Artık bazı şeylerin değişmesi gerekiyor. Artık bizim de zamanın ruhuna ayak uydurmamız gerekiyor."

        Gelgelelim, bu kez de ilk grup "Daha zamanı gelmedi" türküsünü söylemeye başladı. Hayat çok hızlı değişiyor...

        "275 kadın" kampanyası çerçevesinde dile getirdiğim "Meclis'te başörtülü vekil istiyorum" talebi, iktidar ile diz dize oturan çevreler tarafından başka iktidarlarla basen basene oturma isteği olarak itham edildi. Muhafazakâr kesime hitap eden gazeteler, bu talebi görünmez kıldılar. Zaman Gazetesi ve İskele Sancak programı hariç, muhafazakâr medya "başörtülü vekil talebi"ni ele almak istemedi.

        Sonra neredeyse tamamı muhafazakâr, mütedeyyin çevrelere mensup başörtülü kadınlar bir inisiyatif oluşturup "Başörtülü aday yoksa oy da yok" kampanyası başlattı. Doğal olarak bu kampanyayı da destekledim ve imza attım. Cihan Aktaş, Hilal Kaplan, Yıldız Ramazanoğlu ve Hidayet Şefkatli Tuksal gibi iyi tanınan kişilerin imzacı olduğu bu etkinlik hakkında işitilen yine aynı: Bu AK Parti'ye kurulmuş bir tuzaktır. Sıkıysa CHP aday göstersin. AK Parti bunu yapamaz, şimdi zamanı değil!

        Oysa başörtülü kadınların yaşadığı yasakların miadının dolduğu, artık görece de olsa bir rahatlamanın gelmesi gerektiği konusundaki mutabakat hiç bu kadar genişlememişti. Dün CHP'den Gürsel Tekin, "Bizim gündemimizde böyle bir şey yok ama gündemine alana da mâni olmayız" dedi. "Merve Kavakçı'ya yapılanı yapmayız" dedi. Daha ne desin?

        TÜSİAD bir anayasa önerisi getirerek başörtülü kadınlara ilişkin ayrımcılığın kalkması meselesine yer verdi. "Milletvekili, öğretim görevlisi ve hatta bazı kamu görevlerinde yer alabilirler, hiçbir yasal engel yok" dedi. Daha ne desin?

        KADER, ki artık bu ayrımcılığın yanında durmayacaklarını beyan etme maksadıyla bu yılki kampanyalarında kamuoyunda az çok tanınan başörtülü bir yazara yer verdi, o kadın

        "Ben vekil olmak istemiyorum ama Meclis'te başörtülü vekil görmek istiyorum" deme koşuluyla katıldığını beyan etti. Daha ne yapsın? Hükümete ve organik aydınlarına sormak istiyorum: Şartlar nasıl olsaydı, bu talebi AK Parti-'ye kurulmuş bir tuzak olarak görmeyecektiniz?

        Sizin başörtülü kadınların sorunlarını çözmek için mücadele etmenizin yolu neden CHP'den, KADER'den geçiyor onu da anlamış değiliz. Hatırlatmak isterim, onların dünya görüşleri de, kadın tasavvurları da farklı. Demokratik bir ülkede devletin görevi, insanları farklı anlayış ve tasavvurlara rağmen bir arada yaşatabilmektir. Birini diğerine mazeret gösterip, kısıtlamaları, yasakları temize çekmek değil. Demokrasilerde önemli olan, insanların, grupların ve kurumların bir başkasının hakkının önüne geçmemesidir, onun taleplerinin önünde gölge etmemesidir. Bu kadarı kâfidir.

        Haa diyorsanız ki, "Artık risk almak istemiyoruz, böyle iyiyiz. Karılarımızın durumu da iyi. Başörtüsü sorununu zaten böyle çözmeyi düşünüyoruz, hepsini hamile bırakıp başlarına çocuk sararak".

        Durum buysa bilelim.

        Çünkü benim bildiğim AK Parti, gerçek bir demokrasinin tesis edilmesine yürekten inanan inançlı insanlar tarafından kuruldu. Bu yolda risk aldığı da oldu, mücadele verdiği de. "Başörtüsü meselesinin çözümü" de, "eşi başörtülü olduğu için yükselemeyen erkeklerin(!) meselesini çözmek" değildi.

        Bunun değişmediğini düşünmek isterim.

        İsterim, ama bu giderek zorlaşıyor. Çünkü insanlar çok hızlı değişiyor.

        Diğer Yazılar