Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PARTİLER aday listelerini açıkladı. Benim açımdan en fazla hayal kırıklığı içeren liste AK Parti'nin listesi oldu; zira CHP listesine ilişkin herhangi bir umudum ya da beklentim zaten yoktu. AK Parti nasıl bir parti olmaya çalışıyor? Nereden geldi, nereye gidiyor?

        Bir yandan halkın karşısına yeni Anayasa vaadiyle çıkacaksınız. Öte yandan yeni Anayasa konusunda pek fazla beklenti içinde olan kitlelere, umut ettikleri değişime dair hiçbir şey sunmayacaksınız. Ne söylediğimi daha net anlatayım. Cumartesi-pazar günü Yeni Anayasa Platformu'nun il bazında yürüttüğü toplantıların Batman, Bitlis, Tatvan ayağında konuşmacı idim. Bu toplantıların en güzel tarafı, dört beş saat sürmesi ve bu süre zarfında konuşmacıların az konuşup mikrofonu halka bırakması.

        Bölge illerinde ortaya çıkan tablo çok net. İnsanlar ister avukat olsunlar isterse çiftçi, ister dindar olsunlar isterse seküler, ister BDP'li olsunlar isterse AKP'li, ilettikleri beklentiler birbiriyle hemen hemen aynı: Vatandaşlık bağının yeniden tanımlanması ya da vatandaşlığın tanımında etnisiteye atıf içeren ifadeler bulunmaması. Laikliğin inanç haklarını kısıtlayan ve daraltan bir yoruma mahal bırakmayacak denli açık ve özgürlükçü bir biçimde yeniden yorumlanması. Anadilde eğitim. Yerinden yönetimin güçlendirilmesi.

        Yani iki kere iki eşittir dört. Talepler oldukça net, ihtiyaç oldukça net, tartışma ve fikir teatileri sadece detayda...

        Peki AK Parti ne yapıyor? Abdurrahman Kurt, Emin Ekmen, İhsan Arslan, Dengir Mir Mehmet Fırat, Kudbettin Arzu gibi, demokratik açılım için gerçekten uğraş vermiş isimleri sahadan çekiyor ve yerine bölgeyle tek bağları, hasbelkader "oralarda" doğmuş olmak olan isimleri koyuyor. Ağızlarına "Kürt" sözcüğünü aldıkları görülmemiş isimleri. Mehmet Şimşek ve Muammer Güler. Şaka gibi. Muteber insanlar olmadıkları için değil, Kürt meselesi konusundaki iddiasızlıkları nedeniyle. Bu mevzudaki renksizlik ve kokusuzlukları nedeniyle. Galip Ensarioğlu ile Mehmet Metiner de, bir daha bu konuda konuşamasınlar diye vekil yapılıyorlar herhalde.

        AK Parti, bu siyasetle oy alabileceğini, koyduğu adayların BDP ile yarışabileceğini, Kürt demeden ve Kürt meselesine dokunmayan bir yaklaşımla da bölgeden oy alabileceğini sanıyorsa büyük bir yanılgı içinde.

        AK Parti bölgeyi BDP'ye mi teslim ediyor? Bile isteye bir geri adım mı atıyor? İyi hoş, ama bu şekilde de, bölgenin makul, PKK çizgisinden uzak, silahlı külahlı eylemlere mesafeli olmakla beraber AK Parti'den özgürlükçü ve demokratik bir yeni Anayasa bekleyen dindar Kürtleri kaybetme riskini göze almış oluyor. Bu insanların daha şimdiden PKK'nın insafına terk edilmekle ilgili endişeler içine girdiğini söylemek isterim.

        BAŞÖRTÜLÜ ADAY YOK, OY DA YOK

        Bugünlerde en çok karşılaştığım soru doğal olarak şu: "Başörtülü aday yoksa oy da yok!" kampanyasına imza attınız ve sözcülerinden biriydiniz. AK Parti başörtülü aday göstermedi. Bu durumda tercihiniz ne olacak? Cevabım, altına imza attığım sloganın içinde var. Aday yoksa oy da yok.

        Analiz faslı sonraya kalsın. Şimdilik içimden sadece hislerimi paylaşmak geliyor. Bu süreçte, açık bir haksızlıktaki payını idrak etmek ve düzeltici olmak yerine "Meclis'te olmaz" diyerek bildik arızasını sürdürmeye niyetli olduğunu açık eden CHP'ye de, "Daha zamanı gelmedi" diyerek korku senaryolarını üzerimize boca eden ve kendisine yakışanı yapmaktan geri duran AK Parti'ye de, "Oturun yerinizde, evinizin kadını, partinizin destekçisi olun!" ayarlarını vermeye soyunan hazır kıta muhafazakâr demokratlara da, bu ayarları gönül rahatlığıyla yiyen ve kendileri için uğraştığımız halde dönüp bizi sigaya çeken bazı başörtülü partili hanımlara da, "Ay bir siz eksiktiniz Meclis'te" diyen laikçi teyzelere amcalara da, kırk dereden su getirip sonunda işi "Başörtülüler aşiretleştirilmek mi isteniyor?" şeklinde ultra-yapay analize bağlayan Papermoon müdavimi modern muhafazakârlara da, hadiseye "Oh ne güzel dindarlar birbirine düştü, lezzet tavanda" neşesiyle eşlik eden ve Sunset'e gidemediğimiz için ontolojik krize giriyormuşuz gibi davranan hedonist yazarlara da... Baktım, baktım ve hepsinin aynı kumaştan kesilmiş olduğunu gördüm.

        Eşitlik arayışında gördüğüm, insanların "kalpsizlikte eşitlenme" noktasında hiç zorluk çekmedikleriydi.

        Diğer Yazılar