Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SURİYE'den çok kötü haberler geliyor. Rejimin, muhalifleri bastırmak için uyguladığı kanlı yöntemler, haddi hududu bir hayli aşmış vaziyette. Son bir haftadaki ölü sayısının 350 kişiyi aştığı söyleniyor, fakat iddialar gerçek rakamın 800'leri aştığı yönünde. Hastaneden yaralı olarak kaçırılan ve öldürülen insanlar olduğu bildiriliyor. Buna rağmen Suriyelilerin dış müdahale istemedikleri ve mezhep savaşı çıkmaması için direndikleri bilgisi geliyor.

        Suriye'ye 2003-2008 yılları arasında dört kez gittim. Bu gezilerin bir kısmı ABD'nin Afganistan'daki ve Irak'taki varlığının gayri meşru olduğunu, bu işgalciliğe karşı direnmek gerektiğini düşünen insanlarca kurulmuş Doğu Konferansı adlı sivil ve çoğulcu bir heyetle beraber gerçekleşti. Bu seyahatler ve ziyaretler boyunca koalisyon güçleri adı altında toplanmış işgalci güçlere karşı, bölge ülkeleriyle olan komşuluk hukukumuzu tazelemeyi amaç edinmiştik. Özellikle Suriye, ABD tarafından sürekli olarak vurulmakla tehdit ediliyordu ve açık potansiyel mağdur komşu ülke olarak önemliydi.

        Buna rağmen heyet, otoriter rejimlere karşı olduğunu ve bölgenin demokratik reformlara duyduğu ihtiyacı sürekli dile getirdi. Zira bölge ülkelerinin acı gerçeği, demokrasi konusunda kör topal işleyen bir sisteme bile sahip olmayan diktatörlerin, her türden muhalefeti, "Susun, yoksa Filistin gibi olursunuz, İsrail hepinizi yutar" yollu bir susturucuyla yuttuğu idi. Diktatörlere göre halk aslında mutluydu, "muhalif" denilenler ise bu avuç "emperyalist işbirlikçi"den ibaretti. Bu yöntem ve diskurların halkları içten içe daralttığını, ABD emperyalizmi ve İsrail gerçeğine karşı "birlik bütünlük" içinde olunması gerektiği fikrinin halkları sadece şimdilik "tuttuğunu" görmek çok kolaydı. Nitekim bombayı ateşleyen fitil, Tunuslu bir "yasemin" satıcısı gencin kendisini yakması oldu.

        Dera'da olanlar, "Bu emperyalizmin oyunudur, muhalif dediğiniz adamlar satılmış adamlardır, tedbir almamız haktır" denilemeyecek kadar keskin bir gerçekliğe tekabül ediyor. Zira her cep telefonunun bir kamerası var artık, her kamera dünyaya açılan bir göz. Şimdi, "O gözünden vurulmuş çocuk da mı satılmıştı ey Esad" derler adama. Kafası ikiye ayrılmış o genç kız da mı Haddam'ın askeriydi? Bir fotoğraf karesinin içerdiği gerçek, argümanın içerdiği haklılık payından daha fazladır.

        Ancak ve ancak en önemli noktayı atlamayalım. Esad rejiminden bile daha akıl almaz olanı "otoriter rejimse koy sepete" kolaycılığına abone olmuş kafaların "müdahale" fikrine bu kez Suriye için taraftar toplama provası yapmaları. Ortadoğu, bozuk kamyonla sırat köprüsünden geçmeye çalışan gariban ve bir o kadar öfkeli toplulukların diyarı. Kamyonları birbirine bağlayan şifrelerin algoritması ise kolayca çözülecek cinsten değil.

        Suudi Arabistan eliyle ve onayıyla kıtır kıtır kesilen Bahreynli Şii muhaliflerin trajedisi, koalisyonun "demokrasi ve daha çok özgürlük isteyen muhalif halklara yardım etmek" amacıyla orada olmadığının ilkelden kanıtıydı. Libya'da Kaddafi'nin kolayca yenileceği hesabını yapanlar açığa düştü. Lübnan, hiç kuşku yok ki şu an Suriye'deki muhalefete destek vererek başka hesaplar peşine düşmüş durumda. Aynı Lübnan'ın Hizbullah'ının hesabı ise Esad rejiminin yaşamasından yana; İran'ın hesabı da o yönde. Zira Hizbullah, Suriye ve İran; bölgenin İsrail'e karşı çıkartabildiği tek Voltran. Suriye'ye müdahale demek, Ortadoğu'yu on yıllarca bitmeyecek bir savaşın içine sokmak demek.

        Bölge halklarının yaşadıkları baskı ve verdikleri muhalefet karşısında tek ezberi "müdahale" olanlar, kimyasal silahı, baskıyı ve diktayı istismar ederek Irak'a girenlerin "daha çok kan" döktükleri gerçeğini ne çabuk unuttular?

        Türkiye'ye ve civar ülkelere çok önemli roller düşüyor. Bana kalırsa, ne yapıp edilmeli ve rejim ile Suriyeli muhalifler aynı masaya oturtulmalı, müzakere zemini oluşması sağlanmalı. Esad rejimi, müzakere ve diyalog ile taviz vermeye zorlanmalı. Aksi bir ihtimal, birbirine görünmez iplerle bağlı o bozuk kamyonların birbiri ardına köprüden aşağı uçmasıyla sonuçlanır.

        Diğer Yazılar