Kan kokusu
Kürt meselesiyle ilgili çözüm umudu epey yükseğe asılmış bir çıtanın ardına kaçmış durumda. Bu durumun dört sorumlusu var. Birincisi, demokratik açılım meselesinden ödü kopan ve hem taleplerini hem de eylemlerinin içerdiği iddiayı sürekli olarak tırmandıran BDP, İmralı ve Kandil hattı. Çıtayı sürekli yükselten onlar oldu. Çünkü varlık sebepleri Kürtlerle ilgili meselenin devamına bağlı.
İkincisi, demokratik açılım yapıyorum diyerek geldiği halde, bölgenin gerçeklerine dokunmakta yetersiz kalan, BDP’nin ve PKK’nın bu sorunun çözümü noktasındaki muhataplardan biri olduğunu görmezden gelen ve yetersiz kaldığı her anın, ayrıca bir sorumluluk kalemi teşkil ettiğini hesaba katmayan Ak Parti.
Üçüncüsü, hükümet üzerine düşenleri layıkıyla yapsaydı, yapamadı da, hele hele yapsaydı, ortalığı ateşe verecek olan CHPMHP hattı. Demokratik açılım politikasının start verdiği o ilk anlarda bile, “Bu bir ihanet projesidir” dediler ve kalayı bastılar.
Dördüncüsü, asker. Seçilmiş iktidarlar üzerindeki tahakkümü, Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmalar bağlamında epey geriledi, ama bu gerilemenin, gönül rızasıyla geliştiğini ve her alanı kapsadığını düşünmek için saf olmak lazım. Bilakis bir mevzideki uzlaşma görüntüsü, başka bir mevzideki payın tahkim edilmiş olmasına bağlı olabilir, diye gelmelidir akıllara.
Gidişata bakın. Hükümet, başından beri bölgedeki sorunu ekonomik tadilatlarla çözebileceğini düşündü, bazı kültürel hakların hak sahiplerine iadesi noktasında da başarılı adımlar atarken siyasi çözüm noktasında zayıf kaldı. Bugün ise Kürt meselesinin siyasi boyutundan, mevzuyu siyasi bir sorun haline getiren aktörlerle masaya oturarak çözme olasılığından iyice uzaklaşmış görünüyor. Asker operasyonlara devam ediyor. PKK askere operasyon yapma zemini temin etmede hiç geri durmuyor. BDP’li adaylar açıktan “toprak” istediklerini haykırıyorlar, PKK’lı militanlar ağır silahlar yüklenip sınırdan içeri girmeye çalışıyor, en küçük tatsızlıkta molotofkokteylli saldırılar düzenleniyor, BDP’nin bağımsızlarına gidecek oyların hesap kitap işleri korku salınarak çözülmeye çalışılıyor. (‘Bağımsız adaylar dışında kaç oy çıkarsa, bu köyden o kadar cenaze çıkar’ gibi ifadelerin kullanıldığı iddia ediliyor.)
AK Parti, “üniter devlet” anlayışının temsiline soyundu; belli ki asker de kimbilir hangi uzlaşımların devamında edinilmiş bir pozisyonu, operasyonları devam ettirerek sürdürüyor. BDP de bütün bunlar üzerinden safları sıklaştırıyor. Biri tutmuş, biri ayıklamış, biri pişirmiş şeklinde, roller yine/yeniden dağıtılmış görünüyor. Ama eskisi gibi olmaz artık. Öyle belirli bir düzeyde dengelenmez. Belirli periyotlarla kaybedilen belirli can kayıplarıyla seyretmez. Kağşamış ve alışmış olduğumuz o düzenek bile, mumla aranan bir dönem oluverir. İş söz söylemeye geldiğinde herkes, “Bu kadar kan döküldü, bu kadar evlat kaybettik, bitsin artık bu savaş, demokratikleşme ile ...” diyor. İyi de edebiyat yapıyorlar. Ama ben ne devlet tarafının ne de Kürt tarafının kendi devletini kurma azmindeki “etkin aktörlerinin” akan kandan ikrah getirmiş olduklarını filan düşünmüyorum.
MHP’nin Meclis’e girememesi için yapılan tezgâhlara baktığımda şunu düşünüyorum. Acaba birileri tansiyonun tamamen yükseldiği bir ihtimalin içinden, başkaca bir formül mü dayatmayı hesaplıyor?
MHP, Kürt meselesinin çözümüne fayda sağlayacak bir parti değil. Ama Meclis’te olması, bazı Türkleri teskin ediyordu. MHP Meclis’e giremez ve PKK 12 Haziran’dan sonrası için vaat ettiği(!) eylemlere başlarsa, temsil dışı kalmış bu Türklerin sükûnetini hangi güç sağlayacak?
Bu ihtimal ne Türk tarafını ve devleti, ne de PKK ve BDP’yi endişelendiriyor gibi görünmüyor. Her iki taraf da, “demokratikleşme” gibi artık herkesin başka bir şey anladığı “bilinmeyen bir dilde” konuşmalar yapıyorlar, ama yapılıp edilenlerin verdiği alt yazı “dananın kuyruğu kopar” şeklinde.
Bugüne kadar Türk ve Kürtler arasında etnik temelli bir düşmanlık yeşermemişti. Dolayısıyla tansiyon hiçbir zaman tavana vurmadı, dolayısıyla dibi de boylamadı. Korkum Kürtlerin ve Türklerin tamamen farklı gerekçelerle “gerçek ve kökten bir çözüm için, gerçek bir savaş” noktasına gelmeleri.
Arap baharından ilhamla, Kürt baharına libas biçenlerin bunun bahar filan değil, kanlı bir hasat olacağını görmelerini temenni ediyorum.