Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        VUKUATIN üzerinden epeyce geçti, seçim arifesi olayı hızla arkada bıraktı ama hadise, güncel olup olmadığına bakılmaksızın önem taşıyor. Zira Başbakan'ın meydanlarda toplanmış kalabalıklara, elinde silahı ve etrafına gerilmiş bir etten duvarı olmayan bir yazarı, Nuray Hanım'ı, "namert" ilan ederek işaret etmesi basit bir olay değildi. Mert'in benzetmesi ağır olabilir, hoşumuza gitmeyebilir, ama bir Başbakan'ın, sıradan kitle gazeteleri tarafından hedef gösterilen kişilerin bile canına kastedilebilen bir ülkede yaşadığımızın farkında olması gerekir.

        Bu ülkede siyasi proje olarak hayata geçirilen suikastlar için hazırlanan maşalar, değil başbakanların, kanaat önderi sayılan kimselerin yazılarıyla bile gaza gelmeye müsait tiplerdir. Başbakan'ın bu tutumundan ve üslubundan vazgeçmesini temenni ediyorum, aksi halde biz kınamaktan yorulacak değiliz.

        Bunca öfkeye sebep olan tespit ise her ne kadar yazar "Benzetmek gibi olmasın" diyor idiyse de, evet, ağır çağrışımları olan bir tespitti. Devletin, Dersim katliamı öncesinde bölgeye yaptığı yollarla, hükümetin duble yolları, barajları arasında paralellik kurmak, bana göre de bir "aşırı yorum" örneği idi. Barajlarla sınırları da korumayı düşünen güvenlikçi bir akıl ile toptan bir şehrin halkına bomba yağdırıp, çay içmek için misafir olunan evin halkını kurşundan geçirmeye kadar varan Dersim güvenlikçi aklı arasında, epey derin bir fark var. Bu fark, bir insanı öldükten sonra toprağa gömmek ile diri diri toprağa gömmek arasındaki fark kadar büyük.

        Hiç kuşkusuz, devletin Kürt meselesine oldum olası bir güvenlik sorunu olarak bakması, meselenin bu hale gelmesindeki en temel nedenlerden biri. Devleti özgürlükçü projelere çekme gereği de aydınların, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi partilerin görevi. Ancak bu ihtimalde bile, yani devletin özgürlükçü projeler ürettiği bir ihtimalde bile, devletin güvenliği de sağlama gibi bir yükümlülüğü var.

        Devlet aklının tümüyle özgürlükçü yaklaşımlara yattığı bir varsayım dahi, devleti güvenliği sağlama sorumluluğundan azat etmiyor. Sonuçta Türkiye de, bölge de Kürt siyasi hareketine gönül vermiş Kürtlerden ibaret değil. Türkiye'de ezilen tek kitle ve yoksunluğa yazgılanmış tek kimlik de Kürtlerinki değil. Türkiye'de daha pek çok kesimin, kitlenin geçmişi acılarla, hasarlarla, YSK oyunları ve sistemin kurduğu kumpaslara verilen silahsız mukavemet örnekleriyle dolu.

        Devlet büyük oranda suçludur, evet. Lakin an itibarıyla devletin, haklarını isteyenlerle, o hakkı istemeyi silahlı yollarla gerçekleştirenlerden tedirginlik duyanların kaygılarını bağdaştırma görevi de devam etmektedir. Zira karşımızda "barış" söylemine rağmen oyunu barışın kurallarına göre oynamayan muhalif bir hareket olduğunu ve bu harekete mesafe alanlar arasında sadece Türklerin ve üst kimlik olarak Türklüğü kabul etmiş olanların değil, Kürtlerin de olduğunu görmezden gelemeyiz.

        Istırap çekmiş bir halk, başkalarına ıstırap vermeye başladığında; yurt basıp öğrenci yaktığında, imam öldürdüğünde, rakip partinin bürolarını delik deşik etmeye durduğunda, zulmü ve zalimi kınayan insanlar bile iki zalimden birini seçmek zorunda kalırlar ve çoğunlukla da tanıdıkları, bildikleri zalimi seçerler. İmralı-Kandil ve BDP hattı, söylemleri ve yaptıklarıyla vicdanlı insanları dahi, böylesi hazin bir seçime zorladığı için tarih önünde sorumludur.

        Gelgelelim, Başbakan da hem eleştirileri hakkaniyetsiz buluyor, hem de kalkıp, "O dönemde koalisyon ortağı olsaydık, Abdullah Öcalan'ı mevcut yasalar gereği ya idam ederdik ya da koalisyondan çekilirdik" diyor... Demek ki hem uyum yasaları filan hiç hazmedilmemiş, hem de yapılabilecek tüm ağır benzetmelerin, yorumların zeminine resimaltı olan bir anlayış içinde. O tutumu ifade etmekte ne ayıp dinliyor, ne sınır gözetiyor.

        O zaman alınganlığın lüzumu yok. Devlet aklının ve dilinin mutedil bir noktada dengelenmediği yerde yorumlar ve benzetmeler de kaçınılmaz olarak incitici, acıtıcı ve ağır olur.

        Diğer Yazılar