Mantar panodaki ramazan
DİN, medyadan öğrenilecek bir şey değil. Ancak medyanın dinle "iletişim" kurması ve dinin de her şeye olduğu gibi medyaya da sirayet etmesi, kaçınılmaz. Bu hal, "merkez medya" için arızi, misal ramazan ayı gibi özel durumlara müteallik olsa da, mütedeyyin okura ve izleyiciye sahip olan gazete ve televizyonların "din" ile mesaisi 365 gün sürer. Okur, evine giren mevkute/yayın ile kendisi arasında özdeşliğin kusursuz olmasını ister çünkü. Yayınların değerlerine dair bir şeyler söylemesini talep eder. Talep ederken kimi zaman dayatır, kimi zaman da denetler. Dolayısıyla mütedeyyin alıcısı, seküler alıcısından fazla olan medyanın sahip olduğu mecrayı doğru ve aktif bir şekilde kullanma arzusu her zaman aşırı sorumluluk duygusuyla çerçevelenir.
Şartlar böyle iken bir de "İslami referanslarla gazetecilik yapılamaz, çünkü bir gazeteyi sattıran etmenlerin çoğu İslami referanslara aykırıdır; dindarlar bile kendi medyalarını içten gelen bir şevkle takip etmiyorlar" gibi görüşler, moral bozar. Bu görüş bir yere kadar doğru olabilir, ama ne nihaidir, ne de kaçınılmaz.
Artık mütedeyyin medyada da "Ne verdiğin kadar, nasıl verdiğin de önemli'' düsturunun farkındalığına ilişkin kıpırdanışlar var. Merkez medya kavramının sınırları genişledikçe, "doğru" içeriği, "güncel" algıya uygun hale getirme meselesi önem kazanıyor. Din konusunda da dini bilgiyi orijinal haliyle okurun üzerine boca etmenin maharet olmadığı, dini içeriğe uygun formlar ve biçimler üretmek gerektiği kanısı, yayınlara yansıyor.
GÜLLER DE GİDİCİ AĞLAYAN ÇOCUK DA
Misal, 29 Temmuz Cuma tarihli Zaman Gazetesi'nin Cuma eki, ramazanı bir "mantar pano" ve üzerine raptiyelenmiş hatırlatma notlarıyla karşılayarak, farklı bir biçim arayışına girmiş. "Post it"lerde yazılı notlar, bu karşılamanın manevi tarafını ıskalamaksızın ayın anlam ve ehemmiyetine "genç" bir tat katmış. Mantar pano, yapılması gerekenleri ve kaçınılması gerektiği halde çok sık yapılan hataları "kanka"sını dürter gibi hatırlatmış.
Ortaya iki tam sayfa açılmış alanda fotoğraflar, çıkartmalar, çizelgeler, el yazısı ile yazılmış ayetler, kısaca sıcacık temsiller var. "Aramadık akraba bırakmayacağım", "Artık namaz kaçırmak yok", "Teravih: 20 rekat:)", "Televizyon, Twitter, Facebook, benden uzak durun!", "Her gün bir çocuğu sevindireceğim", "Sıcaktan şikâyet edince hava soğumuyor", "Her gün bir günahını yen", "Az çok her gün bir sadaka", "Bu sene hatim inecek", "Panik yok, işler yetişir", "Namazları son dakikaya bırakma", "Misafir listesi oluştur (iftar-sahur)" gibi uyarılara peygamberimizin güzel sözleri eşlik etmiş: "Zenginlik mal çokluğuyla değil, göz tokluğuyladır", "Kanaat bitmez bir sermayedir", "Mümin aldansa da, aldatmayı asla düşünmez" gibi.
Kuşkusuz, biraz daha mizah duygusu katılabilirmiş. Ama bu kadarcık bir stilize etme çabası bile, dinden mi bahsedilecek, hemen konduralım kenarlara bol bol gül, döşeyelim laleleri, attıralım ebrumsuları, tezhibimsileri, baygınlık verelim müminlerin kalbine saplantısının, dinsel "kitsch"lerin sonsuza dek aramızdan ayrıldığının müjdesidir. "Ağlayan çocuk posteri dönemi" kapanıyor. Form tarafından yakalanmış okur, içeriği hazmetme isteği duyar. Ve bu istek artık yok sayılamıyor.
Yok, konuyu dinde reform gibi büyük ve manasız alanlara kadar çekecek değilim. Kaldı ki "Ramazan geldi, hoş geldi" derim. "Klasizm" candır, ama replikalara doyduk. Yeter.
19. yy. insanının eşyaya bakışı ile 21 .yy. insanınınki bir değil. Bu yüzyıl, tepeden bakan ya da anlam arayışını hüzünlü duygular arayüzü ile istismar eden her şeyi snobe ediyor, ayıklıyor. Dini olanın dünyevi olana sirayet edebilmesi, "şimdi"nin tuzaklarına düşmeden, "şimdi"nin dilini ve bakışını yakalamakla mümkün.
Umarım "post it'teki ayet" görüngüsünün akıbeti, güllerinki gibi hazin olmaz; suyu çıkarılmaz, klişeleştirilmez, ikonlaştırılmaz.
★
Ramazan ayınız kutlu olsun. Allah dırdır etmeden tutabileceğimiz, kem söz ve kem niyetlerle lekelemeden taşıyabileceğimiz güzel ve temiz oruçlar nasip etsin.