Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PAZAR günü yazdığım yazıda "PKK, İsrail kartını kullanacaktır; dahası bundan sonra her şehit haberi, sadece örgütün işi olarak değil bir de İsrail ile işbirliği içinde olan bir örgütün işi gibi görünecektir" diye yazmıştım. Bu algının derinleşmesinden doğabilecek kötü sonuçlar için meselenin bütün aktörlerini sorumluluğa davet etmiştim. Bu ifadelere bazı dostlardan tepki geldi. İsrail ile PKK arasında bir bağlantı olmadığını; olmayan bir ihtimali uyarı ve önlem maksadıyla bile olsa söze dökmenin son derece sakıncalı olduğunu ifade ettiler.

        Dostlarımın kaygılarını anlıyorum ve teşekkür ediyorum. Ben öncelikli olarak bir algıdan bahsettim, İsrail'in PKK kartı olup olmadığını tartışmadım. İşin doğrusu kesin delillerle ispatlanabilir olmamasına rağmen böyle bir bağlantı ihtimalini de yekten yok sayabileceğimizi sanmıyorum. Mavi Marmara hadisesinin gerçekleştiği 31.05.2010 tarihinde İskenderun'da yapılan PKK saldırısında 7 kişinin şehit edilmesinden bu yana, "İsrail-PKK bağlantısı" diye bir şey dolaşıma girmiş durumda. Sadece adı "yandaş" diye çıkmış gazetelerde değil, İsrail basınında da bu türden yakınlık emarelerine rastlamak mümkün. Yakınlık diyoruz, çünkü elbette İsrail'in açıktan bir terör örgütüne destek vermesi durumu söz konusu değil.

        Devletler Hukuku Profesörü Hasan Köni'nin, gerilen ilişkiler nedeniyle İsrail'in PKK kartına sarılarak Türkiye'nin canını acıtmaya çalışacağı görüşünü, Prof. Dr. Yasin Aktay'ın İsrail-PKK bağlantısına ilişkin görüşlerini de şimdilik bir kenara bırakalım. Palmer Raporu'ndan bile önce, İsrail basınının yaptığı kamuoyu oluşturma hazırlıklarına bakalım.

        23 Temmuz 2011 tarihli The Jerusalem Post Gazetesi'nin "The Kurdish Case" adlı başyazısına dikkat edilmesi gerekir. Bu yazıda demokratik özerkliğini ilan eden Kürtlerin dünyadan destek alamaması "Dünya bundan daha sessiz olamazdı" cümlesiyle ifade ediliyordu, bu sitemin nedeni yazının devamında daha net anlaşılıyordu: "Kürtler, Filistinliler için cömertçe sergilenen sempatinin birazını bile edinememektedirler... Yine de, Kürtler için muhtemel yeni olanaklar da belirmektedir. Amerikan kontrolü altında Irak'ta yarı özerklik söz konusudur... Suriye istikrarsızlıkla çalkalanmaktadır ve Şam'ın baskısının kısmen hafiflemesi, İran ve Türkiye Kürtlerini de cesaretlendirmektedir. Belki de daha cesur bir İsrail dış politikasının zamanı geldi."

        "İsrail'in PKK kartı" demek için, Jerusalem Post başyazısının "önerdiği" cesaret bile yeterince teşvik edicidir. Ama elimizde fazlası var. Karayılan'ın ifadeleri. Itai Anghel adındaki bir yapımcının daha sonra İsrail TV kanalı Kanal 2'de yayınlanan belgeseli için verdiği görüşler: "İsrail, Filo'nun Gazze'ye girmesini engellediğinde biz çok başarılı bir eylem gerçekleştirdik, İskenderun'daki Türk ordusuna karşı."

        Karayılan bunları tebrik bekleyen bir edayla söylüyor. Belgesel, Kürtlerle İsraillilerin birbirlerini anlayacağını, iki halkın da soykırım gördüğünü, her ne kadar İsrail ile Türkiye arasındaki askeri anlaşmalar gereği bugüne kadar İsrail, Kürtlerin yok edilmesine neden olmuşsa da, bu düzenin böyle gitmemesi gerektiğini anlatıyor, hem zaten geçmişte de MOSSAD ajanları PKK militanlarını eğitmişti diyerek eski ajan Eliyezer Safrir'in anılarına yer veriyordu. "Onlara uçaksavar topları sevk ettik. Aynı zamanda saha topları. Belli bir aşamada kendilerine 'Sterella' omuz füzeleri de verdik. Kurslar da verildi tabii ki... " gibi anılar...

        Diyeceğim o ki, gücü yeter mi bilemem, ama İsrail'in önümüzdeki dönemde bölgedeki ayrılıkçı Kürt eğilimlerini destekleyeceğini hemen reddedebileceğimiz koşullarda değiliz. Bunun asıl tezahürlerini BM'de Filistin ile ilgili oylamanın yapılacağı 20 Eylül'den sonra daha net göreceğiz. Bunu göreceğiz diye, kuzu kuzu İsrail'e yanaşacağız, yok hükmündedir denilen raporu geri adım atıp bağrımıza basacağız diye bir şey yok. O zaman?

        O zaman oturup düşünmenin zamanı. Oldum olası Filistinli direnişçilerin yanında olmuş, kolektif haklarını talep ettiği için de PKK'ya sempati duymuş bazı Kürtler bu durumu enine boyuna düşünmeli.

        Hükümet de, eğer bu durum bir propaganda malzemesine dönüştürülürse çıkabilecek yangının önüne geçecek adımlar atmalı. Gerekirse Öcalan ile balayına bile çıkılmalı, Kürtlerin bir de İsrail'in manipülasyon nesnesi haline gelmesi önlenmeli.

        Diğer Yazılar