Teslimiyetçi liberaller
"MAVİ Marmara'ya İkinci Hücum" başlıklı yazım, yazının muhatabı olan yazarlardan birinin aşırı alınganlık göstermesine neden oldu. Bu alınganlık ismimin Yalçın Küçük gibi simalarla aynı cümlede yer almasına hatta "Müslüman ulusalcılar" gibi garip bir genellemeye maruz kalmaya kadar gitti. Çok da şaşırtıcı değil, liberaller arasındaki bir eküri PKK'nın her önüne gelene "feodal" demesi gibi, her hoşlarına gitmeyen tutumu "ulusalcı", "komplocu" gibi kavramlarla boğmaya çalışıyor. Burada asıl komploculuk Müslüman olmaktan ve İslam dünyasının sıkıntılarına duyulan hassasiyetten kaynaklanan reflekslere "ulusalcılık" yaftası asmaktır.
Benim "Mavi Marmara'ya İkinci Hücum" adlı yazıda sorduğum sorular çok netti. O sorulara eşlik eden tedirginliğim ve hayal kırıklığım da öyle. Türkiye'de bir kısmı muhafazakâr, bir kısmı seküler olan bir "teslimiyetçi liberal" ekürisi var ki, özgürlük savunularını Batı ittifakıyla beraber olma, beraber hareket etme eğilimi üzerine kurguluyorlar. Özgürlükçü söylemleri, "Biz yaşamı savunuyoruz"' çıkışları, içinde oldukları "teslimiyetçi" tavrı gizleyemiyor. Buna en iyi örnek de "Bilmiyor muydunuz İsrail'in katil olduğunu?" söylemidir.
Bu arkadaşlara göre, Başbakan Filistin-Gazze meselesinin takipçisi olacağını ifade ettiği anda kendini bir şey sanan/küstah bir sultan oluyor. Batılı liberal devletler/koalisyonlarla aynı daire içinde kalmamızı kolaylaştıran işler yaptığında ise birden açık görüş sahibi önemli bir lider haline geliyor. Muarızlarını dünyayı anlamamakla suçlarken Başbakan'ı da suistimal ediyor, Türkiye'nin gözetmek zorunda olduğu dengeleri es geçiyorlar. Eğer Türkiye'nin itirazları olmasa Libya'da çoktan kara harekâtı olmuştu, Türkiye kara harekâtına karşı çıkarken muhalif grupların da karşı çıkmasından cesaret aldı. SETA bu tavrı raporlarından birinde ayrıntılı bir biçimde anlatıyor.
"NATO müdahale etti Libya kurtuldu" kafasındaki teslimiyetçi liberallere göre belli birkaç hava saldırısını ve hayatını kaybeden 37 bin kişiyi dert etmenin hiç lüzumu yok. Ayrıca hâlâ bir kara harekâtı ihtimali bulunduğunu, buna hevesli olanların söz konusu olduğunu da göz ardı etmekteler. Council on Foreign Relations'ın Başkanı Richard N. Haass, "Hemen kara harekâtına başlamalı, asker çıkarmalıyız" diyordu daha yakınlarda. Yazısı hâlâ CFR sayfasında. İngiltere ise sürekli "barış gücü"nden bahsetmekte. Libya'ya müdahale sözde sınırlı kalacaktı, ama o kadar çok can kaybı oldu ki, NATO üyeleri arasından bile çatlak sesler çıkmaya başladı.
Af Örgütü'nun raporu içler acısı. Mcclatchydc internet sitesinde yer alan rapora göre Libya'nın başkenti Trablus'un altı mil yakınındaki kamplarda bulunan Afrikalı kadınların Libyalı isyancıların tecavüzüne uğradıkları öne sürülüyor. Dahası bazı isyancıların ülkedeki siyahileri gözünü kırpmadan öldürmüş olduğu bilgileri geliyor. Öte yandan Fransız basını günlerdir Fransa'nın Afrika politikasını "kara para" kelimesiyle beraber zikrediyor. Kimlerin adı geçmedi ki?
★
"Eski mahallenin anahtarları artık bu gökdelenin kapılarını açmıyor. Çilingirler de hep liberal/demokrat" demiş.
İlericiliği gökdelen metaforuyla ölçmenin içerdiği kodları bir kenara bırakalım. Ama "çilingir" çok ilginç. Doğru, bir yerlerde bir maymuncuk olduğu çok belli.
O maymuncukla açılan kapılardan, diktatörden kurtulmuş halkın özgürleşme ihtimali göründü, bu iyi; ama yeni bir sömürgecilik modelinin, 37 bin ölünün, kısaca cehennemin ucu da göründü, bu kötü.
Nitekim bakın, Gülay Göktürk, daha mart ayında şu satırları yazmış: "Düşünüyorum da, 'devletlerin egemenlik hakkına saygı' ve 'ülkelerin içişlerine karışmama' gibi eski ilkelerin geçerli olduğu dünya, bugüne göre daha güvenli bir dünyaydı galiba." (23.03.2011/Bugün)
Demek ki, olup bitenlerden endişe etmek, işler o kadar da iyi gitmedi demek için ne ulusalcı ne de İslamcı olmaya gerek var. Temiz bir bakış açısı yeterli, bir de baktığını görebilmek tabii.