'Öngörülebilir başbakan' için geri sayım başladı
TARAF Gazetesi yazarı Ahmet Altan'ı, karmaşık konuları tereyağından kıl çeker gibi ayırıp sadeleştiren, politik olanın aynı zamanda insani de olduğunu ve doğru politik duruş edinmenin rahat bir vicdan için en önemli unsur olduğunu hatırlatan yazıların sahibi olarak tanırız. Ama bir süredir yazıları, "En rahat yastık, iyi bir vicdandır" tematiğinden kopmuş durumda.
Kimse Altan ve arkadaşlarına, "Neden Başbakan'ı eleştiriyorsun?" demiyor. Başbakan'ın yazarlara dava açmasının hoş olmadığı ortada; böyle bir durumda kimsenin Altan'ın kızmasına kızma hakkı yoktur diye düşünüyorum. Ama eleştirmek ayrı şey, Stratfor denilen mecrayı mazeret gösterip, ülkenin başbakanlık makamını neredeyse vatan haini olarak işaretleyen yazılar köpürtmek ayrı şey. Bazı itham ve iddiaların muhataplarına yer değiştirtip samimiyetinden kuşkuya düşürmesi de cabası.
İlginç değil mi? Taraf Gazetesi çoğunlukla cemaat diye adlandırılan çevrenin itham edilmesine neden olan Ahmet Şık ve Nedim Şener'in tutuklanmasıyla ilgili iddialar ileri sürülürken hiç ağzını açmıyor; bu iddiaların teyidi için Stratfor'un hack'lenmesini bekliyor, sonra da sorumluluğu "zavallı" dediği Başbakan'a yıkarak, durumu "Polisine hâkim olamamak" olarak problematize ediyor. Bu tavırda gerçeğe dair samimi bir arayış izi göremiyorum. Altan'ın Erdoğan ve başdanışmanına ağır kusurlar izafe ederkenki gerekçesi ise "Gazeteci maslahat gözetmez, yayınlar" düsturu. Ancak gazetenin yıllar yılı maslahat gözettiği, askeri vesayet karşısında hükümetin pek çok kusurunu görmezden geldiği bir vakıa. Demek ki maslahat gözetmemek diye bir şey yok aslında.
Şimdi gazete, bu ülkenin başına gelen her yönetimin ABD ile iyi ilişkiler kurmak, köprü ayı ve dayı arasındaki denklemde bir satranç ustası gibi davranmak mecburiyeti içinde olduğunu yeni anlamış gibi davranmayı seçti. Bugüne kadar "Bu düzen böyle gitmesin" diyenleri, anti Amerikancılığı, neo emperyalizm karşıtlığını yekten "Ergenekonculuk" kapsamına alıp ona göre muamele eden bir gazetenin, şimdi kalkıp İbrahim Kalın üzerinden "milliyetçi" hisler, duygular mood'una geçmesi ne kadar inandırıcıdır? Velev ki iddialar doğru olsun, gazetenin hiçbir doz ve ölçü ayarı yapmadan savunduğu "değişim" ve küresel hegemonyayla uyumlu olma bagajının pratiğe dökülmüş hali aşağı yukarı böyle bir şey değil miydi zaten? Şimdi, sızması istenen şeyi sızması istenen zamanda sızdıranlara ama kızgınlığından ama kibrinden dolayı çanaklık etmek; daha önce "tam bağımsız Türkiye"yi savunmuş da, Türkiye'yi yönetenler buna riayet etmemiş gibi davranmak, dürüst bir tavır değil, inandırıcı hiç değil.
Tam bağımsızlığı savunan ve Batı'ya kategorik olarak karşı olanlar, Türkiye'nin siyaset sahnesinden ya silindiler ya zayıfladılar. Geride Rimbaud'u, Rilke'yi, Faulkner'i başucunda tutmakla beraber Batı'ya dönüp "Seninle iyi ilişkilerim olsun isterim, lakin kendime ait bir ajandam da olsun isterim ve üzgünüm Rachel Corrie bir kahramandır" diyen, eser miktarda yerlilik emaresi gösteren bir nesil kaldı; bu dozu bile kabul edilebilir bulmayan küresel faşizmin yürüttüğü harekâtın parçasıdır Stratfor musluklarındaki hareketlenme.
İsrail'in "Hakan Fidan adamımız değil" demesi bu ülkede müşteri bulacak bir antipropaganda değildi. Değiştirip "İbrahim Kalın adamımız" dediler; bu antipropaganda tutmasa bile lekeler, öyle de oldu. Batı ittifakıyla uyumlu bile değil, bir bütün halinde davranmamız gerektiğini düşünen kibirli liberal demokratlara düşen de kendilerine çok haklı görünen hayal kırıklıklarını ve öfkeyi, Erdoğan'ı "öngörülemez" ve rahatsız edici bulmaya başlamış küresel faşistler için elverişli bir kaydırak haline getirmek oldu.
Hükümet bu tür kavgalardan ya meşruiyetine olan inancı tazeleyerek çıkacak ya da bugün Taraf yarın başka aktörler aracılığıyla dövüle dövüle sindirilecek. Bu kavganın ardındaki hedefin 2014 olduğunu, söz konusu hengâmenin içinden yine AK Partili ama daha "uyumlu" ve "öngörülebilir" bir başbakan çıkarmak olduğunu anlamayan kalmış mıdır, sanmıyorum.