Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        YARI sivil, yarı resmi olarak kutlanan son 19 Mayıs törenleri tüm yurtta “coşku” içinde kutlandı. Büyük konvoylar halinde, büyük öbekler, topluluklar caddelere akın etti, büyük çelenkler hazırlandı, büyük pastalar kesildi ve büyük heykeller dikildi. 19 Mayıs’ı “sivilleştirme” adı altında vali ve kaymakam izinlerine bağlamanın, sonra izin dilekçelerinin bir kısmını reddetmenin, verilen bazı izinleri de sonradan iptal etmenin kaçınılmaz sonucu olarak 19 Mayıs halkın büyük ilgisine ve teveccühüne mazhar oldu. Ne diyeceğiz buna? Bindirme kıtalar mı? Manzarada cumhuriyet mitinglerinin esansını aramaya mı yelteneceğiz yoksa? Sanatçılar var işin içinde mi diyeceğiz? Beyhude çaba olmaz mı? Belki anlamamız gereken şudur: Halkın iradesi, halkın seçimi, halkın sandığı, halkın sevdiği başbakan, halkın sahip çıktığı değerler, halkın kültürü, toprağı, inancı derken ağzımızı kulaklarımıza vardıran o büyük “halk” paketinin içinde, hoşumuza gitsin ya da gitmesin, Mustafa Kemal Atatürk de var. Neden? Çünkü halkımız genel olarak “muhafazakâr”. “Değerler” tahtına neyi yazdıysa bir noktaya kadar muhafaza etmek istiyor.

        Bir yandan AK Parti’ye, yani bugünün Türkiye’sine bir şey söyleyen, yeni bir hikâye anlatabilen, yeni bir vizyon gösteren partiye oy veriyor, bir yandan da artık bir hayli uzak geçmiş sayılan, dolayısıyla muhafazakârlığın doğal koruma menziline girmiş bulunan “Atatürk”e dair sembolleri, gelenekselleşmiş ritüelleri korumak istiyor. II. Mahmud döneminde sarığa karşı fese neden direndiyse, cumhuriyet döneminde devrimlerin bazılarına neden direndiyse ve hatta neden kısmen sindirip kısmen hazımsızlık yaşadıysa, bugün de aynı nedenle Mustafa Kemal’in hatırasına lakaytlık olarak gördüğü tutumlara sıcak bakamıyor. Halk, geçmişle yüzleşmeye, “Neler olmuş biz burada yokken?” demeye hazır bile olsa, bu yüzleşmelerin Atatürk’ü değerler skalasında çok aşağı sıralara indirecek ve gelenekselleşmiş ritüelleri “sanki mesaj veriyormuş gibi” ıssızlaştıracak girişimlerden ürküyor. Bunun adı “Kemalizm” değil, “Atatürkçülük” bile değil. Mustafa Kemal’e ayırdığı yeri koruma arzusu. Sonuç itibarıyla Atatürk’ün “doğum günüm” dediği bir günün kurcalanmasına da hoş bakmadı. Her zamankinden daha tantanalı bir şekilde kutlanan 19 Mayıs’ın arkasında karmaşık planlar aramak boş iş. Konuyu “muhafazakârlık” kavramının çeşitli varyasyonları olabileceği gerçeğinden hareketle yorumlamak gerektiğini düşünüyorum.

        İki rezil çıktı meydane...

        AKP Ünye İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci, sosyal paylaşım sitesinde “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. Perdesiz ev ya satılıktır ya kiralıktır” yazmış. Siyasi bir partinin, hem de iktidarda bulunan bir partinin mensubu olduğuna, sözünün ve fiilinin sadece kendisini değil partisini de bağlayacağına aldırmamış. Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Ordu ahalisi Demirci’nin görevden alınmasını istemiş ama yetkililer Demirci’yi uyarmakla yetinmiş... Demirci’nin sarf ettiği söz, kendi icadı değil. Necip Fazıl Kısakürek’e atfedilen bir söz. Ancak NFK’nın kitaplarında ya da konuşmalarında böyle bir cümleye rastlanmış değil. Bu cümleyi internette dolaşıma sokan; “örtüsüz kadın” derken “başörtüsüz kadın”ı kasteden ve NFK’ya ait olduğunu zannettikleri için bu söze bu kadar itibar edenlere verilecek kötü haber ise şu: NFK’nın eşi Neslihan Kısakürek başörtülü değildi. Üstad da herhalde eşini de kapsayan bir gruba hakaret edecek kadar hezeyanlı değildi. Konuyu dile getirmeye gerek duymamın nedeni, bu cümleye sosyal medyada rastlama oranının çok yüksek olması ve cümlenin açıktan kışkırtma ve cedele davet içeriyor olması. Nitekim muarızının devreye girmesi de gecikmedi. Ne diyorlar dersiniz? Şunu: “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer, perdesiz ev de ya kiralıktır ya satılıktır. Unutulmamalıdır ki camı görünmeyen veya perdeleri her daim kapalı olan ev de ya hapishanedir, ya da kerhane.“ İşte buyurun, bir kendini akıllı sanıp âlemi sersem vehmetmenin sonuçları. Beden siyasetinin iki uçlu bıçak olup, iki tarafı da yaralamadan hitama eremeyeceğinin en sarih örneği.

        Diğer Yazılar