Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Özel Yetkili Mahkemeler ve CMK 250’nin verdiği yetkiler tartışılmakta. Mahkemelerin tutuklama kararı verdiği isimler, tutuklanan kişilerin suç teşkil eden eylemlerini tam olarak bilmemesi, tutukluluk süresinin infaza dönüşmesi yıllardır yazılıp çiziliyor, ulusal ve uluslararası platformlarda eleştiri konusu oluyordu. Mahkemelerin verdiği tutuklama kararları Savcı Sadrettin Sarıkaya’nın MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı çağırmasından önce de, hükümetin üzerinde baskı yaratmaya başlamıştı.

        Hükümetin, derin devlet yapısını çözecek Ergenekon soruşturmalarını desteklemesi, bu yapılarla mücadele edilmesi gerektiği yönünde kanaat serdetmesi ve siyasi irade göstermesi, yıllar içinde ÖYM’lerin yaptığı diğer tasarruflardan da hükümeti sorumlu hale getirdi. Özel yetkili süreç önemli bir payanda bulduğu için daha rahat çalıştı. Yürütmenin ve o doğrultuda kamuoyunun desteğini elde edememiş bir yargı faaliyeti, devrim niteliğindeki soruşturmaları yürütemez, darbe girişimlerine, suikast hazırlıklarına ilişkin belge ve bilgilere bu netlikte ulaşılamaz, mutlak surette bir engele toslardı.

        Yeni Türkiye’nin iktidarının üçüncü döneminde işler, güç dengeleri değişti. Politik güce, nüfuza ve ekonomik avantaja sahip olan sivil unsurlar arasındaki koalisyon çatlamaya başladı. Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada neler yapıp neler yapmayacağının hayati önem taşımasıyla ilgili hesaplar ittifak bağlarını değiştirdi. Bu değişimin ilk emaresi, yargı erkinin gücünü test etmesi oldu. Özel yetkili mahkeme, “etkili yargılama” yapmasına, dokunulması güç girilmesi imkânsız yerlere dokunmasına ve girmesine zemin sağlayan “payanda”sını tartışmalı hale getiren bir adım atarak MİT Müsteşarı’nı Başbakan’ın verdiği bir talimattan dolayı ifade vermeye çağırdı.

        Başbakan şöyle anlatıyor: “...MİT Müsteşarımızın Başbakan’ın iznine tabi olmasına rağmen, bazı gazetelerde çıkan haberler sebebiyle çağrılmasıyla başlayan bir süreç. Bu kabul edilemez. Yargı yasayı bir kenara koyup yürütme alanına da girme gibi bir adımı atmış oldu. Hangi şartlarda MİT Müsteşarı’nı çağırabileceğiniz belli... Bu çizmeyi aşan bir şey oldu. Eğer alacaksanız o zaman beni alın. Çünkü talimatı veren benim.” Sonra şu rahatsızlığı da ekliyor: “Tutuksuz yargılanabileceği halde tutuklu yargılanan insanlar var. Bu askerdir, gazetecidir. Kim olursa olsun. Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’u söyledim mesela...”

        Bekir Bozdağ, “Özel yetkili mahkemeler hukuk devletinde olmaması gereken mahkemelerdir” diyor olsa da, yapılmak istenen herhalde, Başbakan’ın ifadesiyle “haddinden fazla yetki doğuran CMK 250’nin” etkilerini sınırlamak. Tutuklamayı gerektiren hallerin ve dahi “terör” suçunun daha iyi tarif edilmesini ve belki maddenin alanını silahlı örgütlerin eylemlerine indirgenmesini sağlamak. Mesele iktidarı demokrasi dışı unsurlarla ele geçirmek isteyenlerle mücadele ise, böyle bir düzenleme özel yetkili mahkemelerin varlık nedeni olan “etkili yargılama”yı kamu vicdanını rahatsız etmeden sürdürme olanağı sunacaktır. Her şeyi başlatan Ümraniye’de bulunan “bombalar” idi, bunu unutmamak lazım. CMK 250 üzerinde yapılacak değişikliğin, kuruların yanında yaşların da yanmasına sebep olan geniş yorumları, sınır aşımlarını sınırlayacak bir tasarrufla sınırlı kalacağını tahmin ediyorum. Aksi halde sürecin yeni sorular ve huzursuzluklar doğurmayacağını kimse garanti edemez.

        O sorulardan biri, “Şimdi hükümet geri adım attığına göre, Ergenekon ve Balyoz davaları kimilerinin söylediği gibi fasa-fiso muydu acaba?” sorusudur. “Darbe teşebbüsü ya da darbe tehlikesi yoktu da bilerek var gibi mi gösterildi?” endişesidir. Bu sorular doğru argümanlarla yanıtlanamazsa sonuç, yeni hayal kırıklıkları yaratabilir. AK Parti, muhalefet partilerinin tam da bu türden bir çelişkiyi kullanmaya hazır olduğunun farkındadır.

        Ben dahil “derin devletsizlik özlemi” çeken pek çok kişi soruşturmaların ve yargılamaların sürmesi gerektiğini, ancak tutuklama kararlarının bu kadar kolay veriliyor olmasını neredeyse iki yıldır eleştiriyoruz. Şimdi yapılacak düzenleme ile kamu vicdanının onarılması söz konusu, ancak işin bir de “kamu güveni” tarafı var. Yapılacak düzenleme, derin devletle ve darbe girişimleriyle mücadele etmek adına atılan bütün adımları tartışmalı hale getirirse, bundan yara alacak olan “yargı” değil, “sivil siyaset” olacak.

        Diğer Yazılar