Barışa direnmek
TÜRKİYE şunu gördü ve anladı: Ne zaman barıştan bahsedilse ortalık kana bulanıyor. Ne zaman barışa dair bir ihtimal belirse silahlar patlamaya başlıyor. Ne zaman çözüm için ortak bir irade tezahür etmiş olsa, bozgun kara peleriniyle aramızda dolaşmaya başlıyor. İşte Dağlıca bölgesindeki Yeşiltaş Karakolu'na düzenlenen saldırı: 8 asker şehit, 16'sı yaralı.
Leyla Zana, içeriği tartışmalı da olsa bir davaya samimiyetle sarılmış bir isim. Zulme maruz kalmış, dolayısıyla hangisi zulümdür hangisi mücadeleden doğan doğal bedeldir iyi biliyor. Acı çekmiş, dolayısıyla hangisi acıdır, hangisi acı replikasıdır iyi biliyor. Bedel ödemiş bir politik figür de olsa, apolitik kişilere özgü bir hesapsızlığı da var Zana'nın. Bu hesapsızlık, durumu değerlendirmesini ve ara sıra da olsa çözümü olanaklı kılacak samimi tavrın ne olduğunu ortaya koyabilmesini mümkün kılıyor.
Hürriyet Gazetesi'ne verdiği röportajda buna dair izler vardı, çözüm için Başbakan'a güvendiğini açıkladı. Şerafettin Elçi de destekleyici açıklamalar yaptı. Sesleri yanıtsız kalmadı. Kürtçe seçmeli ders oldu. Bülent Arınç, PKK'nın silah bırakması halinde Abdullah Öcalan'ın ev hapsinin bile konuşulabileceğini söyledi. Derken kendi yandaşları haddini bildiriverdiler Zana'ya. "Başbakan'dan umutlu olmak saflıktır" dedi Demirtaş. Demirtaş'ın AKP döneminin tutuklamalarından şikâyet ettiği ve direnişin çözülmemesi gerektiğini ifade ettiği Van mitinginin 1 6 Haziran tarihli haberinde, Gültan Kışanak ile ilgili şu cümleler de dikkat çekiyordu. "Önce Gültan Kışanak otobüs üzerinden toplanan yaklaşık 3 bin kişiye seslendi. Direnişin sürmesi halinde Van'ın da Kürdistan gibi özgürleşeceğini belirten Kışanak..."
Devamında Kürt siyasi hareketinin direnişinin ödüllerini sayıyor Kışanak. TRT Şeş ve Kürtçe'nin seçmeli ders oluşunu! Devletle halkı aynı anda kandırmaya yönelik bir siyaset anlayışı bu; çünkü başlarda bu kazanımlara itiraz etmişlerdi. Hatta daha birkaç gün önce seçmeli Kürtçe dersinin "zulüm" sayılacağını ifade eden de Gültan Kışanak'ın kendisiydi. (Bkz. "Seçmeli Kürtçe 'zulüm' imiş" başlıklı yazım. 15.06. 2012 Habertürk Gazetesi).
Oysa şimdi "Eğer 90'lı yıllarda direnmeseydik, boyun eğmiş olsaydık şimdi ne TRT Şeş ne de Kürtçe seçmeli ders olurdu. Eğer boyun eğseydik şimdi konuşulanların hiçbiri konuşulmazdı" diyor. 90'lı yıllar, devletin Kürtler üzerindeki baskısını anlatmanın kerterizi haline gelmiş bir dönem. Aynı zamanda Kürt silahlı hareketinin de devlete ve devlet çağırdığı için askere giden Türkiye insanına ağır kayıp verdirdiği bir dönem. Kışanak'ın ifadeleri, bu nokta-i nazarı itiraf etmesi bakımından önemli, 90'ları bugünlere örnek göstermesi bakımından tehditkâr.
Tabloya bir bakın: 1) BDP, bölgedeki özgürleşmeden bahsettiğine göre, haklar konusunda birçok şey yapıldığı noktasında AK Parti ile mutabık durumda. 2) Aynı mitingde hem Leyla Zana'ya ayar veriyorlar, hem Zana'nın olumlu çıkışı sayesinde mümkün hale gelen seçmeli Kürtçe dersi kazanımını kutluyorlar. 3) Kutladıkları kazanım, iki gün önce en azından Kışanak'ın ve daha birçok BDP'li vekilin "Zulümdür" diye karşıladığı bir adım.
Kürtler bu siyasetin çözüme zarar verdiğini görmüyor mu?
*
Şimdi Demirtaş, Dağlıca Yeşiltaş Karakolu'na yapılan saldırıyı kınamış ve PKK'ya silah bırakma çağrısında bulunmuş. Demirtaş'ın çağrıda bulunduğu örgüt, aynı zamanda DTK'nın demokratik özerklik yapılanmasında bölgenin "öz savunma gücü" olarak kontenjan açtığı örgüttür. Umarım söz konusu çağrı münferit değil, samimi ve sürekliliği hedef alan bir çağrıdır.
Çözümü ancak, Başbakan Erdoğan'ın, Kemal Kılıçdaroğlu'nun ve BDP eşbaşkanlarının kafa kafaya verip, yandaşlarından bağımsız, "tabanlarına" ve "kibirlerine" esir düşmeksizin yapacakları çalışma sağlayabilir. Unutulmamalı ki bu "son eşik"... Konuşabilecek, arada bir de olsa "Allah'ını seven ateşe bir damla su döksün" diyen kişilerin hâlâ aramızda bulunduğu bir son devri idrak ediyoruz. Bir sonraki devirde, önce koğuşları, sonra şehirleri, hem muhatabını hem kendi tarafını ateşe verecek bir nesil var.