Özel bir gün
BAŞBAKAN Erdoğan ve Leyla Zana.
Görüştüler, el sıkıştılar. Herhangi bir mutabakata filan varmadılar.
Oslo görüşmeleri olumlu bir adımdı, devam etsin diyordu Leyla Zana. Seçmeli ders olumlu ama yeterli değil; idam tabusu aşıldı, Öcalan'ın ev hapsi de artık konuşulabilmeli; silahların susması için lütfen daha çok adım atın, diyordu. Erdoğan da yapılan olumlu işleri sıraladı. Barış temennileri ortaktı.
Bir taraftan "ev gezmesi" tadında bir görüşmeydi, altınsız altın günü gibi. Bir taraftan kelimenin tam anlamıyla altın bir gün. Cesur. Hem olanca eleştiriye ve tutarsızlık ithamına karşı bu görüşmeyi gerçekleştirdiler, hem de birbirlerini, bu arada Türkiye'yi yüreklendirdiler.
Tam da beklenildiği gibi, kimse memnun kalmadı görüşmeden.
Leyla Zana, aralarında Türk yazar çizerlerin de bulunduğu bir grup "etnik milliyetçiliğe dayalı Kürt siyaseti severleri" dahil olmak üzere BDP'li olmak ile PKK eksenine ram olmak orasında bir yerde sıkışmış olan tüm hükümet muarızları tarafından eleştirildi. Leyla Zana'nın sesi boşlukta asılı kalmış olsaydı, Kürtlerle uzaktan yakından alakası olmayan ama AK Parti'ye muhalefet etmek için BDP saflarını seçmiş olanlar pek sevinecekti. "Bakın" diyeceklerdi, "Başbakan'ın her şeye rağmen hâlâ kendisinden umutlu olduğunu söyleyen bir dava kadınına yaptığı muameleye bakın! Görmedi bile, işitmedi, yok saydı".
Pardon. Onlar bu görüşmenin Zana'yı "hiçleştirmek" anlamına geldiğini şimdi de iddia edebiliyorlar. Arkadaşların elinde her yolu aynı adrese çıkaran sihirli bir harita var.
Oysa ben ortada kafasına estiğini kafasını estiği gibi yapan bir kadın görmüyorum. Zana bu görüşmeyi Cemil Bayık ve Duran Kalkan gibi "şahin"lere rağmen yaptı ama "Öcalan'a rağmen de yaptı" diyebilir miyiz? Leyla Zana o görüşmeye aslında hem kendisi hem de meselesi için bir çıkış yolu arayan Öcalan'ın adı konmamış elçisi olarak gitmiş olabilir mi? Mümkün.
Başbakan Erdoğan söz konusu görüşme yüzünden, özellikle MHP sıralarından yükselen ağır eleştirilere maruz kalıyor. Tabii Başbakan'ı tek suçlayan sadece "bölücü projeleri cesaretlendirme" itirazlarının sahipleri değil. Perhiz ve lahana turşusu arasındaki diyalektik üzerinden gelen bir dizi rahatsızlık da söz konusu. Zana ile görüşmelerin hemen ardından netleşen ÖYM'ler meselesi pek de umut vaat etmiyor zira. Terörle Mücadele Kanunu genişletildi ve güçlendirildi. KCK davasından yargılananlar, sekiz bini bulmuş tutuklu için bir umut varsa bile, bunun Özel Yetkili Mahkemeler üzerinden gelmeyeceği anlaşıldı.
MHP saflarına "Bu sorun çözülecekse ille de konuşarak çözülecek"i anlatmak mümkün değil. BDP'liler de söz konusu görüşmenin, Yeşiltaş Karakolu'na yapılan saldırıya rağmen gerçekleşmiş olmasındaki anlamı görmeye niyetli değiller. Başbakan, terörün can yaktığı bir olayın arkasından bu görüşmeyi gerçekleştirmekle, kafalar bozuk, ruhlar daralmış bile olsa "siyaset ile müzakere" yolundan geri adım atılmayacağını göstermiş oluyor.
Göstermiş oluyor da ne oluyor? Çoğunu zaten BDP'nin de savunduğu öneriler bir anda AK Parti hükümetinin aklına yatan maddeler haline mi geliyor? Hayır. Ancak diyalog kapılarının açık kalmasına, sıkıntıların yoğunlaştığı (sözgelimi KCK tutuklamalarının maksadı aşan, kamu vicdanını yaralayan sonuçlar meydana getirdiği) alanlarda daha olumlu bir irade belirmesine ancak müzakerenin imkânlarıyla varılabilir. İş ki, muhatap kademesinde "müzakere" sözcüğünün anlamına vakıf bir zevat bulunsun: Kadın ya da erkek; bölücü projeksiyonlara sahip ya da değil; önerileri akla yatsın ya da yatmasın... İş ki, Kürtçe'nin seçmeli ders olması gibi bir "devrim" söz konusu olduğunda, bunu "Zulümdür, haksızlıktır, suçtur" diye mahkûm eden, Kürtlerin kazanımlarından çok "dağ kadrosunun" istikbaldeki kadrolarını düşünerek hareket eden "siyasetçi" şablonunun dışında bir siyasetçi profili teberrüz etsin. Müzakere dediğin, teslim olmayan ama Sezar'ın hakkını Sezar'a teslim etmekten yüksünmeyen isimlerle yürüyebilecek bir şey. Bir sonraki dilimi garanti altına almak için, elde edilen hak dilimini yetersiz ve küçük göstermeye çalışan, o bildik "salam politikası"na gönül indirenlerle değil.