Memet Ali Alabora hata ve özür
DÜN, yani 06.05.2014 tarihli yazımda Memet Ali Alabora’nın Londra’da yaptığı konuşmaya ait olduğu yanılgısına düştüğüm cümlelerin sahibi Alabora değil, gazeteci Mustafa Yalçıner imiş. Haberi değerlendirirken yaptığım bu hata, Mustafa Yalçıner’i eleştirmem gerekirken Memet Ali Alabora hakkında sert ifadeler kullanmama neden oldu. Aceleciliğim ve belli ki önyargılarım yüzünden sebep olduğum yanlıştan dolayı hem Memet Ali Alabora’dan, hem de okurlarımdan özür diliyorum.
Yüksek AB kriterleri(!)
DÜN gazetede gördüm.
Avrupa Konseyi, çoğunluğu Karayipler ve Pasifik bölgelerindeki ada ülkelerinden oluşan 19 ülkenin vatandaşlarına Schengen alanına vizesiz girme hakkı tanımış. Aralarında Avrupa’ya mesafesi 15 bin kilometreyi bulan Kiribati gibi sadece ehlikeyif Avrupalı boboların bildiği adalar da var.
Türkiye ilk adı AT, son adı AB olan bu topluluğa dahil olmak için elli yıldır evini yakıp hayallerini ısıtıyor, bazen hayırlı olabilecek, bazen yükünü artıracak ve daha kötüsü, olmadığı biri gibi davranmasına yol açacak işler yapıyor ve ancak 2013’te imzalanan anlaşmayla üç yıl sonra devreye girmek ve bazı “koşullar karşılığında” hayatiyet bulması koşuluyla vize muafiyetinin sınırına yaklaşabiliyor. Daha da önemlisi, üyelik müzakerelerine devam etmek, yeni bir fasıla geçebilmek için türlü türlü maceradan geçiriliyor; raporlarla, AP açıklamalarıyla hizaya girmesi bekleniyor, içerideki muarızlarının her fırsatta “AB sopası” göstermesine maruz kalıyor. Ama bir bakıyorsunuz, Pasifikler ve Karayipler’deki bazı minik ada ülkeleri ya da misal Birleşik Arap Emirlikleri hiç uğraşmadan vize muafiyetini almış bile.
“Bizde basın özgürlüğü yok, demokrasi yok, AB tabii ki bizi almaz, hıh!” yapan yerli oryantalistlerimize tam listeyi verelim da fazla uzağa açılmasınlar: Kolombiya, Dominika, Grenada, Kiribati, Marshall Adaları, Mikronezya, Nauru, Palau, Peru, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Samoa, Solomon Adaları, Doğu Timor, Tonga, Trinidad ve Tobago, Tuvalu, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE),Vanuatu.
Şimdi doğru olan soru, “BAE, Kolombiya, Doğu Timor gibi ülkeler acaba hangi üstün demokratik vasıflarından, hangi basın özgürlüğü derecelerinden, hukukun üstünlüğüne dair nasıl bir farkındalıktan ve hangi evrensel insan hakları kıstaslarına yaraşır durumlarından ötürü AB tarafından vize muafiyeti imtiyazıyla taçlandırılmışlardır” sorusu mudur, yoksa “İşler bunlara göre yürümüyor ha, ne dersin Selami?” sorusu mu?
Evet, işler hiç öyle yürümüyor.
Bu ülkeler askeri vesayetle mücadele mi etmişler, geçmiş darbelerin sorumlularını yargı önüne çıkarmayı mümkün kılan yasal düzenlemeler mi yapmışlar, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasını mı engellemişler, otuz yıldır kan dökülen savaşları bitirip çocuk haklarını anayasal güvence altına mı almışlar, eğitim düzeyinin önemine karar verip liseyi de zorunlu hale mi getirmişler Türkiye’nin yaptığı gibi? Anayasalarına kadına pozitif ayrımcılığı teşvik eden maddeler mi koydurmuşlar, işkence ve kötü muamele suçundan hüküm giyenlerin cezaları paraya çevrilebiliyor mu bu ülkelerde, yoksa olması gerektiği gibi işkence suçuna verilen hapis cezaları paraya çevrilemez, ertelenemez, zamanaşımına uğramaz mı? Türkiye’de böyle mesela artık, acaba Kolombiya’da ve BAE’de nasıl?
Tam mütekabiliyet gereği, AB üyesi ülkelerin vatandaşları da bu ülkelerde serbest dolaşım hakkı elde edecek. Biz Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyon’undan gelen demeç, görüş ve kararları ciddiye aladuralım, onlar üyelerinin rahatça tatil yapabilecekleri beldelerle konuşup anlaşmışlar.
Görünen bu.
Batı’nın iyiye, güzele, ilerlemeye yönelik başarılarını, icatlarını almak, kötü taraflarını almamak diye fikri bir trend vardı bir zamanlar.
Ona bir yenisini daha eklemek lazım: Seni almıyorlar diye de hayata küsme, kendinden, ülkenden, halkından nefret etme.
“Be cool” yani Selami, üzme kendini.