Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        22.11.2010

        Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar gelen bütün vahiylerin oluşturduğu dinin adı İslam'dır. Sadece Allah'a ibadet edin hiç kimseyi aracı kılmayın

        Bazı insanlar Allah'a yalvardıklarını, ama yatırı, ölüyü vasıta kıldıklarını söylerler. Bu inanç sapıklığıdır. Yüce Allah her yerde vardır, bize şahdamarımızdan daha yakındır, nerede olursak olalım bizimle beraberdir. Dua sadece O'na yapılır

        KÂİNATIN sahibi kimse, kâinat kime aitse din de O'na aittir, yani din koyma yetkisi O'nundur. O'nun hükümran olduğu kâinatta kimse din koyamaz, koyarsa din adına inanç sapıklığı olur.

        Bu konudaki ayet şöyledir:

        "Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Din de yalnız O'nundur. O halde Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz?" (Nahl, 52). Yaratılan, yaratana ait olduğuna göre, yaratılanı mutluluğa götürecek olan dini de yaratan koyacaktır. Doğuran, çocuğunu büyütme usullerini kendisi koyacaktır. Kendi ailesine başkasını karıştırmayacağı gibi, Allah da kendi dini terbiyesine başkasını karıştırmaz.

        Kâinatın sahibi, yaratıcısı olan Allah, din koyamayacaktır. Böyle bir Allah anlayışı olur mu? Yüce Allah "Din bana aittir" derken, bir insan din koymaya kalkarsa ahlaksızlık yapmış olmaz mı? Böyle bir görüş, haddi aşmaktır.

        'YÜZÜNÜZÜ ALLAH'A ÇEVİRİN'

        Dinin Allah'a ait olmasının bir anlamı da dinin kaynağının tek olduğudur. "İslam dininin dört kaynağı ya da en azından iki kaynağı vardır" demek, din adına ahlak sınırlarını aşmaktır. Bu insanlar "din" ile "delili" karıştırmaktadırlar. Yüce Allah'ın koyduğu dine, peygamber de uyacaktır. Vahiy gönderilen, peygamberlikle görevlendirilen din koyamaz. Uymakla yükümlü olduğunu tatbik eder ve ona ilave yapamaz.

        Yüce Allah, A'raf Suresi'nin 29. ayetinde şu temel ilkeyi koymakta ve onu emretmektedir:

        "De ki, Rabbin adaleti/tevhid inancını emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çeviriniz ve dini yalnız Allah'a has kılarak Allah'a yalvarınız. İlkin sizi yarattığı gibi O'na döneceksiniz." Bu ayette şu ifadeye dikkatle bakmamız gerekiyor: "Ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarınız." Din Allah'a aittir. Kulluğumuzu, duamızı sadece O'na yaparak dini O'na has kılmamız gerekiyor. Burada ufak bir sapma, tevhid inancını altüst edecek, temelinden sarsacak anlamına gelir.

        Beşerin koyacağı veya müdahale edeceği bir dini Allah'a has kılamayız. Bu bir nevi Hucurat Suresi'nin 16. ayetinde geçen dini Allah'a öğretmek olur. İşte bunun adı da inanç sapıklığıdır. Bu konuda Yüce Allah, Zümer Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:

        "Bizim bu kitabı sana gerçek olarak indirdiğimizde şüphe yoktur. O halde sen de dini Allah'a has kılarak O'na ibadet et." (Zümer, 2)

        "Dikkat edin, saf din Allah'a aittir." (Zümer, 3)

        "De ki: Bana, dini Allah'a has kılarak O'na kulluk etmem emredildi." (Zümer, 11)

        "De ki: Ben dinimde ihlas ile ancak Allah'a ibadet ederim." (Zümer, 14)

        DİNİ ALLAH'A HAS KILMAK

        Bu ayetlerden çıkaracağımız temel esaslar olacaktır. Kitabı hak ile indiren Yüce Allah olunca, peygamber bile dini Allah'a has kılarak Allah'a ibadet edecektir. Dini Allah'tan başkasına has kılma ihtimali olmasaydı, bu emirleri ne peygambere ne de bizlere verirdi. Peki dini Allah'a has kılmama nasıl gerçekleşebilir: Allah'tan başkasına dua edilirse ya da Allah'a dua ederken onu vasıta kılarsa dini Allah'tan başkasına has kılmış olur. Buna örnek verebiliriz: Yemek duası yaparken "Şefaat ya resulallah" demek, şirke girer. Çünkü şefaat etmesi için Hz. Peygamber'e yalvarılmaz. Bu bir çeşit inanç sapıklığıdır. Bir yatıra/türbeye gidip ondan yardım dilemek, onun yardım edeceğine inanmak şirktir ve bundan dolayı da inanç sapıklığıdır. Bazı insanlar Allah'a yalvardıklarını, ama yatırı/ölüyü vasıta kıldıklarını söylerler. Bu da inanç sapıklığıdır. Yüce Allah her yerde vardır, bize şahdamarımızdan daha yakındır (Kaf, 16); nerede olursak olalım bizimle beraberdir (Hadid, 4; Mücadele, 7). Onun için dua sadece ona yapılır, ne başkasını vasıta kılacağız ne de başkasına yalvaracağız.

        PEYGAMBERLER KULDUR

        Peygamber kul olduğu için, kendisi de Allah'a ibadet edecek, O'na tapınacak, O'na yalvaracaktır. Kendisi din koyup kendi kendine tapınamaz, kendi kendine kulluk edemez. İbadeti Allah emretti diye yaparız, peygamber emretti diye değil. Niyetimizi Allah'a yaparız, peygambere değil. Peygamberi niyetimize katamayız, onun içine koyamayız. Din hiç kimseyle paylaşılamaz. Falan alim böyle dedi diyerek, fetvası din olarak halka sunulamaz, halk da onu din olarak alamaz. Onun görüşü bir açıklama olabilir, ama din olamaz. Günümüzde beşeri görüşleri din olarak halka sunmak, öğretmek ahlaksızlığına düşülmektedir. Dini Allah'a has kılarak kulluk etmemek, benliğini Allah'a teslim etmemek Allah'a asi olmaktır (Zümer, 12-13). Allah'a asi olmak, O'na isyan etmek de ahlaksızlığın ta kendisidir.

        "Kâfirler hoşlanmasa da siz, dini yalnız Allah'a has kılarak, O'na dua edin" (Mü'min, 14) ayeti de yukarıdaki ayetlerle beraber bu ahlakın sınırlarını belirlemektedir.

        HATAYA DİKKAT EDİLMELİ

        Yüce Allah, Mü'min Suresi'nin 65. ayetinde de aynı konuyu gündeme getirmektedir. Samimi olarak dini Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek, insanlığın en önemli konuları arasında yer almış ve almaya devam etmektedir. İnsanlar bir türlü dinin Allah'a ait olduğu ve asla kimsenin din koyamayacağı ilkesini hayata geçiremedi, geçirmesinin ardından da sapıtmıştır. Kuran'ın bu ayetlerini bilmeyen, dikkate almayan din alimi ve görevlileri de aynı hataya düşmektedirler. Öğrencilerine verdikleri din eğitiminde büyük hata yapmaktan geri duramıyor ve o kahredici hurafeyi besliyorlar.

        Yüce Allah başka bir ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yeryüzünde olan her şey ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir" (Âl-i İmran, 83). "Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bu kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır" (Âl-i İmran, 85). "Allah katında hak din İslam'dır" (Âl-i İmran, 19).

        İKİ DİNLİ OLUNAMAZ

        İnanç ahlakının gereği, Allah'ın dininden başka bir din aramamaktır. Bunu arayanlar inanç ahlakına ters düşmektedirler. Bir insan hem Müslüman hem de Hıristiyan olamaz. Günümüzde bu ikili dine sahip olabileceklerini, hatta olduklarını söyleyenler vardır. Hz. Adem'den Hz. Muhammed'e kadar gelen bütün vahiylerin oluşturduğu dinin adı İslam'dır. Bu din parçalanamaz ve başka isimler altında sunulamaz. Dini parçalamaya kalkmak, derin bir inanç sapıklığıdır.

        "Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi Allah'a kalmıştır. Sonra Allah, onlara yaptıklarını haber verecektir" (En'am, 159).

        "Dini ayakta tutunuz ve onda ayrılığa düşmeyiniz" (Şûra, 13).

        Dinde ayrılığa düşen, dini canavarca parçalayan insanların doğru yolda oldukları söylenebilir mi? Bugün dünyanın din adına en önemli sorunlarından biri, dinin kaynağında kimin olduğunu tespit edememe ve bu konuyu beşeri olmaktan kurtaramama vardır. İlahiyatçıların bundan sonraki çalışmalarında umulur ki, bu konu düzene konur ve şirke sapılacak işler yapılmaz.

        SORU CEVAP/

        * Kuran'da "Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyiniz" deniyor. Benim Yahudi bir arkadaşım var. Onunla arkadaşlık yapmayayım mı? M.K./İstanbul

        Maide Suresi'nin 51. ayetinde Yüce Allah, Yahudi ve Hıristiyanların dost edinilemeyeceğini söylemektedir. Dostluk ne anlama geliyor? Ayetin bir bölümünde onların vekil edinilemeyeceğini söylemektedir. Vekil ile dost kelimesini bir araya getirince dostluğun ne anlama geldiği ortaya çıkmaktadır. Yoksa arkadaşlık yapmayacaksın, komşuluk yapmayacaksın, alışveriş yapmayacaksın anlamına gelmemektedir. Böylece arkadaşlık ile dostluğun ayrı şeyler olduğu ortaya çıkmaktadır. Bakara Suresi'nin 120. ayetinde Yüce Allah, Hz. Peygamber'e Yahudi ve Hıristiyanların arzularına, yollarına, yaşam tarzlarına uyulmaması gerektiğini emretmektedir. Bundan anlaşılıyor ki biz onlarla arkadaşlık yapabiliriz, komşuluk yapabiliriz, alışveriş yapabiliriz ama dost edinemeyiz.

        * Namaz kılarken Arapça ayet okumamız şart mı? Ayetin Türkçesini okusak veya rekâtlarda birkaç cümleyle Allah'a hamd etsek namazımız olmaz mı? İhsan B./Adana

        Namaz kılarken ayetin Arapçasını okuman en doğru olanıdır. Ancak Arapçasını ezberleyene kadar Fatiha Suresi'nin Türkçesini okuyabilirsin. Yunus Suresi'nin 10. ayeti ve Peygamberimizin bir hadisine göre, Fatiha Suresi'ni okumak zorunludur. Böylece onu okumadan kendi anlayışına göre hamd etmek yeterli değildir. Zaten Fatiha Suresi'ni okumak bir hamddır.

        * Annem ve babam vefat etti. Namazlarımda onlar için dua ediyorum. Günahlarının affedilmesini diliyorum. Onlar için hayır yapıyorum. Bunun bir kıymeti yok mu? Z.T./Çorum

        Ölmüş annen ve baban için af dilemen ve onlara rahmet okuman doğrudur. Fakat onlar için amel/hayır yapamazsın. Çünkü herkesin ameli kendisine aittir. Kimse kimsenin ameliyle cennete gidemez.

        * Ben kendi halinde ibadetlerini yapmaya çalışan bir Müslüman'ım. Dinimi yaşamak için illa bir tarikata girmeme gerek var mı? Elif H./Ankara

        Kendi kendine Allah'a yapman gereken ibadetleri yerine getirmen doğrudur. Herhangi bir tarikata girmen şart değildir. Tarikat yol demektir. Biz Allah'ın yolundan gideriz. Bu yolu da Kuran belirler ve Hz. Peygamber de o yola davet eder. Biz o yola girmekle yükümlüyüz. Zaten biz Fatiha Suresi'ni okurken, "Yarabbi bizi doğru yola ilet" diye dua ederiz.

        Diğer Yazılar