Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sevgi çoğalınca merhamet de çoğalır, azalınca o da azalır. Sevginin gözyaşı akıtıp ağladığı anlarda o da ağlar. Sevginin katledilip gömüldüğü mezarın yanında kendi mezarını kazar

        YÜCE Allah'ın doğuştan insana verdiği sevgi duygusunu Müslüman kişi besleyip büyütmeyi, şahsiyetinin temeline koymayı ve orada örmeyi ilke edinir. İçindeki sevgi duygusu denen yumağı büyütüp insanlığı sarması için uğraş verir. Sevgi ağacının büyümesiyle kin ve düşmanlığın azalacağının bilincindedir.

        Bu bakımdan Müslüman şahsiyet Meryem Suresi'nin 96. ayetini dinler, gönüller arasına sevgiyi kimin koyacağını ve bunun altyapısının neler olduğunu anlayıp gerekeni yapar. Onun önünde ışık ve rehber olarak yürüyen ayet şudur: "İman edip iyi amellerde bulunanlara gelince; onlar için Rahman, bir sevgi yaratacaktır." (Meryem, 96).

        Bize doğuştan sevgi duygusunu veren Yüce Allah, sonradan elde edilen sevgiyi de yaratmaktadır.

        İMAN TARLASI

        Gerçek imana sahip ve o imanın gerekli kıldığı faydalı işi, eylemi üreten Müslümanların arasında sevgiyi yaratacağı fermanını bu ayette Allah vermektedir. Sevgi, iman ve faydalı

        amelin tarlasında yetişir, gönüllere serpilir. Bu ayete göre, Müslüman iki adım atar, ardından yüce Allah onlar için sevgiyi yaratma eylemini devreye sokar. Böylece ferdin içindeki sevgi duygusu sosyalleşir, topluma yansır, hem ferdin hem de toplumun şahsiyetini yüceltir.

        Demek ki, Yüce Allah insanların tevhid inancı dediğimiz imanları ile faydalı işlerini hamur olarak kullanıp sevgi denen kaynaştırıcı, bağlayıcı, kin ve düşmanlığı yok edici manevi ilacı yaratmaktadır. Bir bakıma bu ayette, insanlara, kullarına "Ver bana imanını, iyi amelini vereyim sana" sevgiyi demektedir.

        KİN, ENKAZA ÇEVİRİR

        Sevginin ikiz kardeşi merhamettir. Sevgi çoğalınca o da çoğalır, azalınca o da azalır. Sevgi ağladıkça o da ağlar. Sevginin kovulduğu gönüllerden o da çıkar. Sevginin yaralandığı sosyal ilişkilerde o da sancı çeker. Sevginin ağladığı, gözyaşı akıttığı anlarda o da ağlayıp yaşlar akıtır. Sevginin katledilip gömüldüğü mezarın yanında kendi mezarını kazar. Onların doğuş tarihleri ile ölüm tarihleri aynı gün, aynı dakika ve aynı saniyededir.

        Sevgi ve merhametin kuşları üzerimizde uçuyor, ama konacak gönül bulamıyorlar. Gönüllerimiz nefsimizle işgal edildiği için kin ve düşmanlık oraları kaplamış, sevgi ve merhamete konacakları bir dal, bir bağ ve bir tel bırakmadılar.

        Muhammed Suresi'nin 22. ayetinde belirtildiği gibi sevgi bağlarını kesmekte, koparmaktadırlar.

        İnsanlığın gönlünde meydana gelen kin ve düşmanlık depremi ve tsunamisi sevgi ve merhametin abidelerini yıkıp götürdü, bir bakıma gönülleri enkaza çevirdi. Bu enkazın içerisinde insanlığımızı ve Müslüman şahsiyetini nasıl bulacağız? Bağırıyoruz:

        "Kimse var mı?" Sevgi ve merhametten bir fısıltı bile yok. Harabeye dönmüş gönüllerde sevgi ve merhametin çiçekleri solmuş, köklerinden kopartılmıştır. Kin ve düşmanlık depremi ve tsunamisi orada taş üstüne taş bile bırakmamıştır.

        Bazıları da Bakara 165 ve Tövbe 24'e göre neyi ne kadar seveceğini bilemediği için sevgiyi şirke çevirmiş, gönülleri şirkiyle kirletmiştir.

        "İbrahim şöyle demişti: Dünya hayatında aranızdaki sevgiden dolayı, Allah'ı bırakıp putlar

        edindiniz." (Ankebut, 25).

        Bu ayette, Hz. İbrahim'in toplumunun şirk koşmasının nedeni bize naklediliyor. Geçmişi taklit etmeleri, aralarındaki aşırı sevgiden kaynaklanmıştır. Geçmiş nesillerini aşırı sevmeleri, onların üzerinde bulunduğu yoldan ayrılmalarını engellemiştir. Biz bu sevgiye derinlemesine sevgi diyoruz. Geçmişe aşırı sevgi beslemek, geçmişin âlimlerini tenkit edilemez, sorgulanamaz otorite haline, hatta Tövbe 3'e göre Tanrı'ya dönüştürmektedir.

        Müslüman şahsiyetin geçmiş ilim otoritelerini aşırı bir şekilde, sorgulanamaz bir halde sevmesi mümkün değildir. Aşırı sevgi ile saygıyı karıştırmaz, aradaki çizgiyi iyi bilir.

        Bilimsel bilgide duygusallığın yeri yoktur. "Benim hoşlandığım tarzda, benim grubumun benimsediği şekilde yazı yazanı severim, öyle yazmayanı sevmem" tavrını takınanlar doğru yolda değillerdir. Dini bilginin tek ölçüsü Kuran'dır. Bilimsel bilginin ölçüsü de doğruluğuyla ilgilidir. Birileri çıkıp bu fikir okulu doğrudur, öbürleri yanlıştır diye bir mezhep sevgisi oluşturuyorsa, bu durum Müslüman şahsiyetine yakışmaz.

        Bir Müslüman ile diğer Müslüman'ın arasına ancak Allah girebilir. Ne demek bu? Müslüman, Müslüman kardeşini Allah için sever, Allah için nefret eder. Başka herhangi bir değer aralarına giremez. Şûra 23'te, ilahi eğitimin amacı Allah'a yaklaştıran bir sevgiyi elde etmek olduğuna göre, Müslüman'ın amacı da bu olmalıdır.

        BAYRAKTAR HOCA yanıtlıyor

        ■ Kesimhaneler de tavukların makineyle kesilmesi yanlış mı? Tavukların tek tek elle mi kesilmesi gerekir? R.D.

        Bir tavuğu keserken besmele çekiyorsak diğer tavukların dediğiniz şekilde kesilmesinde sakınca yoktur.

        ■ Dört büyük melek Kuran'da geçiyor mu? Meleklerle ilgili bilgi verir misiniz? N.O.

        Dört büyük me lek Kuran'da geçiyor. Hepsinin ayrı görevleri var. Büyüklükleri görevlerinden dolayıdır.

        ■ Ruhlar âlemi diye bir âlem var mı? Öldükten sonra ruhlar nereye gidiyor? Z.B.

        Ruhlar öldükten sonra Allah'a döner.

        Diğer Yazılar