Kuran-ı Kerim'de kömür ve petrol
YÜCE Allah insanlığın gelişimine en çok yardım eden petrol ve kömüre aşağıdaki ayetlerde işaret etmektedir. Ayetler şöyledir:
"Yeşil otu çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren." (A'la, 4-5).
Bu iki ayete önceki ayetlerle beraber baktığımızda "genelden özele" giden bir metotla öğretim yapıldığını söyleyebiliriz. Genel yaratılıştan yeşil otların yaratılışına gidiş, genelden özele gidişi ifade etmektedir.
Yeşili gündeme getirmekle, yeşile verdiği önemi bize öğretmekte, çevrenin, özellikle tabiat çevresindeki yeşilin korunmasına dikkat çekmektedir. Bir bakıma çevre mühendisliğini kurmaktadır.
Bu ayeti Rum Suresi'nin 41. ayetine götürmek gerekiyor. Orada karada ve denizde insanların bozgun çıkardığı söylenirken, bu bozgunun bir ucu da yeşile kıymaya uzanmaktadır.
Ayette geçen "el-mer'â" kelimesi, "yeryüzünde biten meyve, ekin, ot ve tüm ağaçlar"ı kapsamına almaktadır. "Ğusâ" ise, "sel akarken vadinin, nehrin kenarına attığı ot, bitki, çerçöp" anlamına gelmektedir. Bu kelimenin kurumuş, parçalanıp çerçöp haline gelmiş ot anlamına geldiği de söylenmiştir.
Bu kelime Kamer 31'de geçen ve hayvan ağılına konan kuru ot anlamına gelen "heşîm" ile aynı anlama gelmektedir. "Ahvâ" da "simsiyah" demektir. Bu kelimenin, dudakların esmerliği için kullanıldığı da söylenmektedir. Mecazi anlamda "kupkuru" demektir.
Biz buradan şu neticeyi çıkarıyoruz: Yeşilin siyaha dönüşümü onun yerin altında simsiyah kömüre, petrole dönüşmesi anlamına gelebilir. Mesela: Hz. Âdem, Mekke topraklarında yaratıldı. O zaman orası ağaçlarla kaplı bir cennet idi. Yasak ağaçtan yiyip cezalandırılması o cennetin çöle çevrilmesi şeklinde olmuştur. İşte o cennetin yeşili toprak altında simsiyah petrole dönüşmüştür.
Toprak altındaki simsiyah kömür de toprak altında kalan ağaçlardan meydana gelmiştir. Bize göre yüce Allah, akan suyun kenarındaki çerçöpe işaret etmekten ziyade, yeşilin simsiyah petrole, kömüre dönüşümüne dikkat çekmektedir. İşte bu ayet de Maden Mühendisliği Fakültesi'nin temellerini atmakta, programını da yapmaktadır.
Biz buna Târık Suresi'nin son ayetlerine bağlı olarak başka bir açılım da getirebiliriz. İnsanı yaratırken yüce Allah ona yeşil, temiz bir tabiat verdi. Onun psikolojik, manevi ve içsel yapısı tabiat gibi idi. Ama Allah'ın emirlerine karşı çıkmaya, onlara karşı tuzak ve hile kurmaya başladığı zaman simsiyah madene, petrole dönüştü. Gönlü bu şekilde günah ve inkâr kiriyle karardı. Gönlünden çıkan bu simsiyah petrol, ağzından ve davranışlarından dökülmeye başladı.
Gönlündeki o siyahlık sözlere, düşüncelere, niyetlere dönüştü ve onları simsiyah hale getirdi. İşte Kuran ve onun kurduğu okul bu simsiyah petrol gibi akan düşünce, söz ve davranışları rafine edip temizlemekle meşguldür. Onun için Kuran okulu bir rafineri olarak çalışmalıdır.
Din eğitimi Kuran'ı tam anlamıyla devreye sokmadıkça bu rafineri, görevini yerine getiremeyecektir. Kuran'ı devreye sokmayanlar, din eğitimi yapmak yerine dini bozacaktır. Kuran okulu bu açıdan iki görev yapmaktadır: Birisi insan ruhunun safiyetini, yeşilini muhafaza etmek; diğeri de kararmış gönülleri rafine edip temizlemektir.
***
Bayraktar Hoca Cevaplıyor
■ Migren hastasıyım. Aç kalmak migreni tetiklediği için "migrenim tutarsa" diye sahurda niyetlenmeyip öğle vakti niyetleniyorum. Bir sakıncası var mı? B.M.
Ramazan ayı girip oruç tutmaya başlamakla aslında sen niyetini baştan yapmış oldun. Ayrıca her günün niyeti de yapılmalıdır. Fakat sahura kalkmakla zaten niyet yapılmış olur. Oruca öğle vakti niyet olmaz. Eğer doktor bu rahatsızlığından dolayı sana oruç tutmaman gerektiğini söylüyorsa o zaman orucunu tutmayıp yerine fidye vereceksin.
■ Hocam, "Ya Habir", "Ya Muhsin" zikrini çokça yaparsak hafızamızın ve zekâmızın güçleneceğini söylüyorlar. Doğru mu? Ö.A.
Böyle bir düşünceyi beyan etmek yanlıştır. Öyle olsaydı Allahu Teala bunu Kuran-ı Kerim'de söylerdi.