Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçmişte olduğu gibi gelecekte de yüce Allah iyiyi, güzeli, hakkı ve doğruyu müdafaa etmiş ve edecektir. Bu müdafaasını öncelikle diniyle yapacak, ama çarenin tükendiği yerde çeşitli şekillerde şer tuzakları kuranlara azap ederek gerçekleştirecektir

        TOPLUMLAR, bünyesindeki fertlerin işledikleri günah, suç ve kötülüklerle kararmakta, hayatları kısalmakta ve yavaş yavaş tükenişe doğru yol almaktadırlar. Yüce Allah bunu bazı ayetleriyle açıklamaktadır. Şimdi ayetlerden birkaçını verebiliriz.

        "Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir. Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek cezalandırmayacağından emin mi oldular? Şüphesiz Rabb'in affedici ve merhamet sahibidir." (Nahl, 45-47).

        Allah'ın dinine ve onu benimseyenlere karşı her çağda ve her nesilde tuzak kuranlar olmuştur. Hz. Nuh döneminden itibaren, Hz. Muhammed'e kadar bütün peygamberler ve onların yanında yer alanlar bu tuzaklarla karşılaşmışlardır. Tuzakların ortak noktası ilahi vahyi ve onu getiren peygamberi reddetmektir. Ama bu ret, gönülde veya sözde kalmamış, eyleme dönüşmüştür.

        Bu eylemler arasında peygamberi, yaşadıkları topraklardan, ülkeden çıkarıp hicrete zorlamak, öldürmeye teşebbüs etmek veya öldürmek, alaya almak ve hakaret etmek de bulunmaktadır.

        "Kötülük tuzaklarına", "şer düzen" de diyebiliriz. Çünkü kötülük tuzakları zamanımızda kılık değiştirmiş, gelecekte de değiştirecektir. Artık kötülük tuzakları müesseseleşmiş, Allah'ı yok sayan felsefelere ve ahlak anlayışlarına, kitlelerin fakirliğinin istismar edilmesiyle para tuzaklarına dönüşmüştür. Uluslararası ekonomik ve mali dengelerle oynayarak mideden kafa ve gönlü elde etme metotlarına dönüşmüştür. İnkâr ederek değil de yozlaşmış, aslı olmayan hurafe din anlayışıyla tuzaklar kurmaya dönüşmüştür. Kimi zaman bedenlere mermi sıkarak değil de beyin ve gönüllere saldırarak tuzak kurulmaktadır. Artık öylesine şer tuzakları kuruluyor ki, şeytanla anlaşarak insanları Allah ile aldatma metoduna dahi başvurulmaktadır.

        AZAP ANSIZIN GELEBİLİR

        İşte bu "şer tuzakları"nın pençesinde dünya gençliği düşünemez olmuş, bırakın düşünmeyi canını kurtaramaz hale gelmiştir. İşte bu tuzaklardan kurtulma çareleri aranırken uğraşılar, emekler hep bu gereksiz yerlere harcanmakta ve böylece insanlığın ilerlemesi, gelişmesi geri kalmaktadır. İnsan, insan olarak doğuyor ama insan olarak ölememektedir.

        Allah'ın vahyine ve peygamberine karşı tuzak kuranların, Allah'sız felsefe ve ahlak düzeni tesis edenlerin işini yüce Allah ele almakta, onlara iki şekilde muamele yapacağına işaret etmektedir.

        a) Yerin dibine geçirmek.

        Bunun canlı örneği Karun'un yerin dibine geçirilmesidir (Kasas, 81).

        b) Farkına varmadan azabın gelmesi.

        Ad, Semud ve Lut kavimlerinin helak olması da buna örnek verilebilir. Bilmeyecekleri bir yerden ve her an bu azap, bu tip tuzakları kuranlara gelmiş, geliyor ve gelecektir.

        Bunun anlamı şudur: Yüce Allah, geçmişte olduğu gibi gelecekte de iyiyi, güzeli, hakkı ve doğruyu müdafaa etmiş ve edecektir. Bu müdafaasını öncelikle diniyle yapacak, ama çarenin tükendiği yerde çeşitli şekillerde şer tuzakları kuranlara azap ederek gerçekleştirecektir.

        Demek ki yüce Allah, kötülük tuzaklarını kuranların tuzağına kendilerini düşürmektedir: "Hatırla ki, kâfirler seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut seni yurdundan çıkarmaları için sana tuzak kuruyorlardı. Allah da onlara tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir." (Enfâl, 30).

        Öyle anlaşılıyor ki bu ayetin ne demek istediğini Âl-i İmran Suresi'nin 196. ayetiyle daha rahat anlayabiliriz: "İnkarcıların refah içinde diyar diyar dolaşması, sakın seni aldatmasın."

        Netice olarak diyebiliriz ki, Hz. Peygamber'e ve Allah'ın vahyine tuzak kuranlar, ülke ülke, diyar diyar zevk içinde dolaşıyorlardı. Yüce Allah, yorumunu yapmakta olduğumuz Nahl 46'da onları bu dolaşmaları anında yakalayacağını buyurmaktadır.

        Allah'ın vahyine ve peygamberine karşı kurulan tuzaklar geri teperek kendi güçlerini kemiren fareler haline gelmiştir ve gelmektedir. Bu bağlamda konuya bakarsak şunu söyleyebiliriz: Bazen Allah azabı ansızın verirken bazen de yavaş yavaş çürüterek, yıkarak veya yok ederek verir.

        Sosyal, ekonomik ve siyasi gücün altından yavaş yavaş kaydığını görmek ve çare bulamamak da bir azaptır. Özel manada Hz. Peygamber dönemindeki müşrik ve kâfirlere aynı azap metodu uygulanmıştır. Aynı metot günümüzün ve geleceğin toplumlarına da uygulanmakta ve uygulanacaktır.

        Günümüz dünyasında kötülük ve zulüm yapan yöneticilerin siyasi erklerinin ayaklarının altından nasıl kaydıklarını görüyoruz ve göreceğiz. Aslında bu ayetler sosyal kötülüklerin siyasi iktidara nasıl son verdiğini anlatmaktadır. Onun için yüce Allah hem siyasilere, hem eğitimcilere bir ders vermektedir.

        ***

        Bayraktar Hoca Yanıtlıyor

        ■ Kuran'da Hz. İsa'nın öldürülmediği, Allah'ın kendi yanına aldığı ifade edilmektedir. Bu durum Hz. İsa'nın tekrar yeryüzüne gönderileceğine bir delalet midir? V.B.

        Hz. İsa eceliyle vefat etti. Bir daha da yeryüzüne dönmeyecektir.

        ■ Şeriat, din kuralları mıdır? T.B.

        Şeriat, hukuk demektir. Allah'a giden yol demektir, yani hukukun yolu anlamına gelir. Bizim hukuk dediğimiz şey, Arapça şeriattır.

        ■ Caminin içinde uyumak doğru mudur? K.B.

        Bir sakıncası yoktur.

        Diğer Yazılar