Haram lokma (3)
DAHA önceki iki makalede ele aldığımız Nisa Suresi'nin 29. ve 30. ayetlerinden bu yazıda bazı çıkarımlar yapmak istiyoruz.
Haram lokma yiyenlerin cehenneme gireceklerine inanamamaları, adeta "Böyle şey olmaz" düşüncesine kapılmaları ihtimaline karşı yüce Allah bunun kendisi için zor olmadığını belirterek bu ayetle söz konusu ihtimali ortadan kaldırmaktadır.
Nisa Suresi'nin 29-30. ayetlerinden şu neticelere ulaşabiliriz:
a) Aralarındaki rızaya rağmen Müslümanların birbirlerinin malını haram yolla yeme ihtimali olmasaydı bu ayet iman edenlere hitap etmezdi. Burada "Bu insan Müslüman'dır" diyerek ona ekonomik ilişkilerde aşırı bir şekilde teslim olmanın sakıncalı olacağı ve ticari ilişkileri hukuki belgelere bağlamanın önemi gündeme getirilmektedir.
b) Ekonomik menfaatler o kadar etkili hale gelebilir ki, bu ilişkilerin kirlenmesi insanı ölüme kadar götürebilir. Onun içindir ki yüce Allah konuyu vahyin içine alıp hükme bağlayarak ekonomik menfaatlerin tanrılaştırılmasını önleme yolunu tutmuştur. Ölüme götüren haksız kazançlar, sömürü haline gelen ve başkasının hakkını haksız yere tüketen oluşumlardır. Bu ayetleri bilen Müslüman, ekonomik değerin insan hayatına kıyacak kadar önemli olmadığının bilincini kazanacak ve davranışlarını ona göre ayarlayacaktır.
c) Ekonomik ilişkilere düşmanlık duygusunu veya zulmü sokmak, hem bu dünya hem de ahiret hayatını cehenneme çevirecektir. Nisa Suresi'nin 10. ayetinde işaret edildiği gibi yetimin malını zulümle yiyen insan midesine ateş indirmektedir. Bu ayette de bu tür davranışlarda bulunanların ahirette ateşe sokulacağına işaret edilmektedir. Haksız yere kazanılan servetin israf içinde harcanmasının meydana getirdiği kıskançlığın ve düşmanlığın vurgunlara sebep olduğu bilinmektedir. Toplumdaki ekonomik müessese, insanın midesini andırır. Midenin rahatsızlığı insanı nasıl kıvrandırır ve vücudu rahatsız ederse, ekonomik ilişkilerdeki olumsuzluklar da toplumu sosyal sancıdan kıvrandırır ve bütün müesseseleri rahatsız eder.
d) Ekonomik ilişkilerin sadece maddi temeller üzerine oturması doğru olmadığı için, Allah din eğitimini devreye sokarak bu ayetlerle onların manevi temelini oluşturmaktadır ve bunun zorunlu olduğuna işaret etmektedir.
e) Ayette "Başkalarının malını batıl yere yemeyiniz" yerine, "mallarınızı" denmesiyle kastedilen şeyin "milli servet" olduğu fikrine varabiliriz. Burada fertlerin kendilerine ait mallardan ziyade kamuya ait mallara işaret edildiği anlaşılmalıdır. "Mallarınızı" deme yerine "başkalarının malları" denmeliydi; çünkü Müslüman, Müslüman olmayanın malını da haksız yere yiyemez. O zaman "Birbirinizi öldürmeyiniz" hükmü, fertlerin birbirini öldürmesi değil toplumdaki sınıfların arasında meydana gelen sosyal patlamalara işaret etmiş olmaktadır.
Kamunun malını, milli serveti ve borçlu doğan yetimin hakkını yemenin ne kadar kötü olduğunu vurgulayan bu ayetler, insanlara kamu mallarının, milli servetin ve ekonomik hakların önemini öğretmekte, kendi mallarından daha çok onlara titizlikle davranılmasının din adına değerlendirmeye tabi tutulacağını hatırlatmaktadır.
Bayraktar Hoca CEVAPLIYOR?
■ Müslüman olduktan sonra isim değiştirmek şart mıdır? B.O.
Dinen isim değiştirmek şart değildir ama anlamsız isimleri Peygamberimiz değiştirmiştir. Peygamberimiz döneminde Müslüman olanlar, mesela Hz. Ömer ve İkrime ismini değiştirmemiştir. Fakat putların kulu anlamına gelen Abdüllat ve Abdülmenat isimlerini Peygamberimiz değiştirmiştir. İsim değiştirme dini değil sadece bir kültür işidir.
■ Bazen haksızlık yapıldığı zaman beddua ediyoruz. Beddua etmek günah mıdır? N.A.
Zulme uğrayan beddua edebilir. Bunun dışında beddua etmemek ve sabretmek gerekir.