Kuran'ın yeterliliği
GÜNÜMÜZDE din eğitiminde Kuran'ın yeterliliği konusunda çok ciddi ve derin hatalar yapılmaktadır. Bu hataları aşağıdaki ayetin çerçevesinde cevaplandırıyoruz. Ayet şöyledir:
"Kendilerine okuduğun Kitab'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi? Çünkü bunda inanacak bir toplum için kesinlikle rahmet ve öğüt vardır" (Ankebut, 51).
Bu ayeti bir Hz. Peygamber döneminde yaşayan kitap ehli, bir de günümüzle alakalı olarak yorumlamak istiyoruz. Başka bir ifadeyle bir tarihsel, bir de evrensel boyutta açıklamayı düşünüyoruz.
a) Bu ayet, Hz. Peygamber'e mucizelerin verilmesini isteyen kitap ehline bir cevap niteliği taşımaktadır.
Hz. Peygamber, Hz. Ömer'e şöyle demiştir: "Kuran ile teganni etmeyen bizden değildir" (Buhârî, Tevhîd, 44; Ebû Dâvûd, Vitir, 20; Dârimî, Salât, 171). Buradaki "teganni" kelimesinden hareketle ifade, "Kuran ile yetinerek başka bir şeye ihtiyaç duymayacak hale gelmeyen bizden değildir" anlamına gelmektedir.
Mucize olarak Kuran yeterlidir. Diğer peygamberlere verilen mucizeler geçici olmuş, sadece gören insanları ilgilendirmiştir. Kuran mucizesinin ise kıyamete kadar kalıcı olması, onlardan farklı olduğunu ifade etmektedir. Kuran'ın içeriği, dilindeki edebi boyut ve özünde yatan gerçekler anlaşıldığında başka bir mucize aramanın yersiz olduğu fark edilecektir.
b) Ayetin içeriğini tarihsel boyuta hapsetmek doğru değildir. Tarihsel boyutu günümüze ve geleceğe taşımak zorundayız. "Kuran ile yetinmeyen, başka bir şeye ihtiyaç duyan bizden değildir" şeklindeki Hz. Peygamber'in yorumuna ne kadar ihtiyacımız var. Günümüzün ilahiyatçılarından bir kısmı din adına Kuran'ı yeterli görmemekte, din için verecekleri fetvaları başka yerde aramakta, Kuran'ın dışındaki görüşleri din olarak okutup fetva vermektedirler. Bu yanlıştan dönmenin yolu şudur: Maide 3'e göre, yüce Allah, Kuran'ı tamamladı, dinini de tamamladı. Kuran'ın dışında kalan her şey beşeri boyutlu olduğundan dini kültüre girer, dinin kendisidir diye tanıtılamaz.
O zaman konuyu bir "din", bir de "din kültürü" diye ikiye ayırmamız gerekiyor. Din adına ne varsa Kur'ân'da vardır ve bu da yeterlidir. Derslerde okutulan, "Kuran'da olmayanı sünnette, sünnette olmayanı icmada, onlarda olmayanı içtihatta aramak gerekiyor" öğretisi, baştan aşağı yanlıştır ve Kuran'a hakarettir. Bu "Kuran eksiktir, yetersiz kalmaktadır; din adına ihtiyaçları cevaplandırmamaktadır. Sünnet daha yeterlidir. Sünnet de eksik kalmakta, icma ve içtihatlar, onların eksiklerini tamamlamaktadır" anlamına gelir. Bu iddianın ucu tehlikeli yerlere gider.
Allah, "Ben tamamladım" diyor, biz "Tamam değil, başka şeylere ihtiyaç vardır, eksiklerini onlarla doldurmalıyız" diyoruz. Şimdi bu ifade hakaret değil midir?
Yüce Allah, Kuran'ı rahmetinin ve merhametinin tezahürü olarak göndermiştir. Bir taraftan onlara merhamet, bir taraftan da öğüt vermek için göndermiştir. Kuran'da sadece inanmış bir topluma değil de, aynı zamanda inanmaya müsait olan, yani inanacak bir topluma rahmet ve öğüt vardır.