Hakemlerimiz, 'kız tavlası'ndan vazgeçin
AVRUPA takımları ile aramızdaki fark, boyut atladı. Tamam, kulüplerimiz kötü yönetiliyor. Hep medyayı suçluyorlar ama medya olmasa bugünkü gelirlerinin yüzde 80’i de olmaz. Dünyanın parasını kazanıp saçma sapan harcamalarla anonim paraları batırıp çekip giden yöneticilerin sonunun gelmesi lazım, evet.
Finansal Fair Play’e uygun sadece 6 kulübümüz var. Ekonomik disiplin, şahsi sorumluluk gelmeli, evet.
Federasyon yapısı değişmeli, delegasyon acilen yenilenmeli, evet.
Yıllardır Türk teknik direktörler, “Bize fırsat verilmiyor” diyerek aleni yalan söylüyorlar. 2000’lerden bu yana Türk teknik adamların yabancılara oranı neredeyse 4-5 katı. Ama birçoğu goy goy ile işin çözüleceğini sanıyor. Bu mantalite değişmeli, evet.
Futbol yöneticilerinin haber sızdırmaları halen 90’lar seviyesinde. Neymiş efendim falanca hoca gitmiş, yerine gelen filanca sayesinde ‘sevgi ortamı’ oluşmuş. Bir tane bile “Şu hoca geldi, taktik anlayış şu şekilde değişti” diye haberler yapana kadar üç aşağı beş yukarı her şey aynı kalır. Sevgi değil, saygının en önemli duygu olduğunu anlamamız gerek, evet.
Hücum organizasyonunu halen oyuncuların performansı ve doğaçlama üzerine kuran taktik bilmez hocalarımız; savunmayı da ‘top geçer adam geçmez’ sandıklarından; “iyi oynamayabilirsiniz ama kötü mücadele edemezsiniz” den öte motto geliştiremeyen yabancı düşmanı nakıs yerliler ile bundan ötesi de zor, evet.
Yabancı sayısı kısıtı ile Türk pasaportu enflasyonu yaratan zihniyet de problemli, evet.
Tüm bunlara evet... Ama hepsinin çözümü en erken orta vadede bir sistem kurulmasıyla mümkün. Biz de Maşaallah sistem kurma konusunda son derece verimsiz bir toplum olduğumuzdan palyatif de olsa 2-3 önlemi hemen alabiliriz.
En büyük sorunumuz kuvvet.
Oyuncularımız çıtkırıldım. Omuz omuza mücadelede kazanan 10’da 9 yabancı oyuncular oluyor.
Genetik olarak yapımız bu.
Çalışmıyorlar, disiplinsizler.
İdman-kuvvet-yükleme konusunda kapasitesiziz.
A şıkkı dışındaki diğer iki maddede adres yine hocalar. Alpay Özalan’ı; Arda Turan’ı; Salih Uçan’ı dinleyin, neden kuvvetsiz olduğumuzu anlayın. Takımlarımız fizik güç açısından yeterince çalıştırılmıyor. Daha ABC’nin en başında rekabet edemezsek taktiğe-stratejiye sıra gelmez.
Türk hakemliğinin yönetim biçimi. Avrupa’nın en çok düdük çalan hakemleri bizimkiler. Temaslı mücadeleye, göğüs göğse, omuz omuza mücadeleye sadece bu ligde faul çalınıyor. Bilica-Elmander- Papadapoulos-Olcay mücadelelerinde faul çalınmadı, her ikisi de gol oldu. Ama her iki pozisyon da kendini yere bırakan futbolcuların sahasında olsa hakemlerimiz faul çalardı. Bu kötü alışkanlık Avrupa’da başımızı yakıyor. Bizimkiler ilk temasta kendilerini yere atıyor ve karşılarında Çağatay Şahan-Özgür Yankaya-Yunus Yıldırım var sanıyorlar. O sırada çoktan gol yemiş oluyoruz.
***
Uzun uzadıya önlemler bütünü için belki çok bekleriz. Ama yabancı fizik kondüsyon uzmanı şartı getirebilir, hakemlerimize “Kız Tavlası gibi görmeyin bu oyunu. Her temasa faul çalmayın. Fizik gücünü artıran oyuncu ile kendini bırakan oyuncu arasında haksız rekabet yaratmayın” diyebiliriz. Sadece bu iki küçük değişiklikle bile hiç olmazsa Avrupalı ile karşılaştığımızda ‘dayak yemeyiz.’ Taktiksel olarak yenilsek de hiç olmazsa kolay galibiyetler hediye etmeyiz. Sayın Zekeriya Alp, bu değişikliği yapabilir. Devre arası semineri sonrası ‘yere bırakan’ oyuncuların devrini bitirebiliriz.