Beşiktaş ve Başakşehir'in Avrupa Ligi mücadelelerini izledim. Onlardan evvel de Getafe-Trabzonspor müsabakasını.. Bir gün evvel de Galatasaray - Brugge maçını. Roma dışında tüm takımlarımız, kendilerinden kat be kat geride maliyetlerle kurulmuş ekiplere karşı "oyunu kaybettiler.." Şimdi bu cümleden sonra bazı sazanlar "Galatasaray kaybetmedi" diyecektir. Benim bahsettiğim oyunu kaybetmek. Her takımımız oyun üstünlüğü konusunda sınıfta kaldı. Ligimiz zor bir lig. İşte Galatasaray, 9 kişi kalan rakibini son saniye golüyle yenebiliyor ancak. Lige yeni çıkan takıma 10 kişi kalınınca net bir biçimde yeniliyor. 

İşte Beşiktaş, İstanbul dışına 2 şehir deplasmanına çıktı 6 gol yedi. İlk Avrupa deplasmanından 4 gol yedi. İşte Fenerbahçe, şehir dışına ilk kez çıktı 3 tane yedi geldi.

Ligimizde farklar azaldı. Çünkü, her takım artık en az 3-4 iyi yabancı bulabiliyor. 14 yabancı kuralının bir faydası da Anadolu takımlarına iyi kadro kurma imkanı vermesi oldu. Diğer bir nokta da Türkiye liginde genç kuşak hocalar; eski kuşağa göre daha gözü kara.. Kaybetmekten korkmak; 1 puana oynamak yerine galibiyet planları yapıyorlar.

Bunların hepsi ligimiz rekabetini birbirine yakın takımlar haline getirdi ki tarihin en az puanlı şampiyonu geçen sene çıktı.
Peki neden Avrupa'ya çıkıldığında bu gelişen rekabet bize fayda sağlamıyor?

Bunun da temelde 2 sebebi var.

Birincisi artık orta sınıf hiç bir Avrupa takımı 'basit hata' yapmıyor. Pozisyon hatası yapmıyorlar. Hem pozisyon hatası yapmayan hem de basit hata sayısını maksimum 1'de 2'de tutan takımlar, fiziken her ama her ekibimize karşı üstünler. 
Bir başka unsur da atak tamamlamayı beceriyorlar. Topu hücumda kaptırmak ve ani kontraya neden olmak neredeyse imkansız oluyor. Bir de kağıt üzerinde favori olarak çıktığımız maçlarda rakipler topu bize bıraktığında kontraya karşı hiç bir önlem alamıyoruz. Ayrıca bir gerçek de hakemler.

Avrupa'da top hep oyunda kalıyor. Yerde yatmanın, 'hocaaa' diye el kaldırmanın bir karşılığı olmuyor. Dolayısıyla tempo hiç düşmüyor ve rakiplerimiz hep diri iken 'bizimkiler' hep oyundan düşüyor. Bu sebepleri yok sayarak, topun oyunda kalma süresini artırmadan rekabeti yukarı çekemeyiz.

Gelelim özel olarak Beşiktaş'a.. Beşiktaş'ın en büyük sorunu kadrosu. İdeal bir 11 dizilişi "iyi" gibi gözükse de alternatiflerle takım zayıflıyor. Burak olmadı mı santrfor bölgesinde kimse yok. İkinci problem de Avcı'nın yeni yerleştirmeye çalıştırdığı anlayış. Maalesef Avcı, zaten çok olmayan kredisini erkenden tüketti. Şimdi pazartesi akşam Başakşehir maçına Beşiktaş muhtemelen Necip-Atiba tandemi ile çıkacak. (Vida cezalı Ruiz de sakatlandı) İşte size kadro zaafiyeti. Oysa rakibiniz Başakşehir de Epurianu-Ponck-Vieira- Mehmet Topal'dan ikisini stoper olarak seçebilecek durumda. Beşiktaş'ta santrforlar Burak - Güven ve Umut Nayir iken Başakşehir'de Guldbransen-Crivelli ve Demba Ba.. Yani Okan Buruk'un elinde alternatifi bol, çok iyi bir kadro var.

Sadece savunma önündeki 2 oyuncu için Azibuke - Mahmut - İrfan - Gökhan İnler - Mehmet Topal imkanları var. 
Peki bu kadar fazla imkana rağmen Buruk, neden geçen senenin flaş takımını 'olağan kaybeden' pozisyonuna soktu? Bence Okan Hoca, bugüne kadar hep "Bekleyen takımlarla" çalıştığı için ilk defa 'oynamak zorunda olan takım'ı yönetme sancısı yaşıyor. Buruk'un hocalık tecrübesi Başakşehir'e dar geldi.

Roma karşısında özellikle ikinci yarıdaki futbol felaketti. Ben futbolcuların vücut dilinden de hocaya pek de güvenmediklerini sezdim ki asıl kötü fotoğraf o.

Pazartesi, zayıf kadrosu ile lige başlayan ve hocası da tartışmaya açılan Beşiktaş ile çok iyi kadro kuran ama hocasının henüz bu irtifalarda çalışma eksikliği bulunduğundan yenilmeye alışan' bir takım haline gelen Başakşehir'in maçı var. Kaybeden tarafın hocası istifa edebilir.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!