Meltem Kurtsan’ı iş dünyası yakından tanır. KAGIDER’in kurucu başkanı, Otacı Bitkisel Ürünler’in ortağı, vizyon sahibi bir kadın. Meltem’in HerbaFarm Çiftliği’ne gitmek için Bodrum Yalıkavak yolu üzerinde Gökçebel Köyü tepelerine tırmanıyorum. Kocaman kapıdan içeri girdiğimde horozlar ötüyor, tavuklar gıdaklıyor, kazlar ve ördekler yüzyıllık zeytin ağaçlarının, incirlerin gölgesinde koşuşturuyor ama köpekler bağlı. Zaten köpekler serbestken kümes hayvanları kapatılıyormuş, ya onlar, ya ötekiler nöbetleşe 17 dönüm arazinin sahipleri. Sabah beni kahvaltıya bekliyorlar yoga derslerinden sonra.

Haftada 4 gün yoga dersi var bahçede kurulu bir platform üzerinde. Burası 17 dönüm arazi üzerinde kurulmuş, üzerindeki doğal bitki örtüsüne ve 8-10 yıl önce alındığında orada olan ağaçlara dokunulmamış bir çiftlik. Hem üretiliyor, hem eğitim veriliyor. Adı HerbaFarm.





Bahçeden domates, salatalık, kümesten toplanan susamlı yağda pişmiş yumurtalar, meyve ağaçlarından toplananlarla yapılmış ev reçeller, çiftlikteki üç keçiboynuzu ağacının meyveleriyle siyez buğdaylı keçiboynuzlu ekmek, nefis bir kahvaltı ediyoruz Meltem Kurtsan, ABD’de dönen oğlu Karatay, ve HerbaFarm çalışanları Demet ve Meltem’le. Hakim Bey adını verdikleri horoz hiç bizi yalnız bırakmıyor, bir köpek gibi gelip çiftliğe yeni geleni, beni, tanımaya çalışıyor. Yere dökülen her ekmek kırıntısını kapıyor. Her konuya ve olaya hakim. Adını hak ediyor yani.



Kahvaltı konumuz da çiftliğin kümeslerindeki yaşam ve horozlar arası iktidar kavgası. Söyleşimiz de tavuk gıdaklamaları ve horoz çatışmaları ve bağrışmaları arasında başlıyor. Bu gürültücü horozlarını ötmeleriyle de sık sık kesiliyor.

KAGİDER’İN İLK KURUCU BAŞKANI
Meltem Kurtsan: Ben bir eczacı ailenin içine doğdum. Babam eczacıydı annem lise mezunu. Babamın evlilik teklifini kabul ederken, üniversiteye devam etme koşulu koymuş. Babam da bari eczacı ol, bana yardım et demiş. Ben kendimi bildiğim yaşlarda annem okula gidiyordu. Biz evde hepimiz ders çalışıyorduk, benim bildiğim ev ortamı o. Annem şu anda yetmiş küsur yaşında, hala Sirkeci’de Büyük Postane’nin karşısında her gün eczanesine gider. Kurtsan’a, Otacı’ya gider Holding’e. Babam hayattayken şirketi büyüttü ama biraz kendi bildiğini yapmaktan hoşlanırdı. Tabii lider, kurucu. Ben de o zaman biraz sivil toplumlarda çalışmak istedim. KAGİDER’i (Kadın Girişimcileri Derneği) kurdum biliyorsun. Tam o sırada babam rahatsızlandı. Benim KAGİDER başkanlığım 4.5 sene sürdü, hem kurucu hem seçilmiş başkan olarak 2 kere. Sonuna doğru babam ölmeden önce dedi ki “Ben bu şirketin başkanlığını sana bırakmak istiyorum”. Bir küçük kız kardeşim daha var, o da eczacı. 10 sene Otacı, Kurtsan İlaçları, Kurtsan Medikal, Kurtsan Holding, 4 şirketin başına geçtim. Beraber çalışmaya başladık. İlaç, kozmetik ve gıdadaydık. Diyet ürünleri yapıyorduk şimdi çok moda olan. Bol kepekli bol lifli. Benim başkanlığımdan sonra gıdadan çekilme kararı aldık. Parfüm de yapıyorduk ondan da çıktık. Biz 40 sene Otacı’yı besledik diğer şirketlerimizle, hep ilaçtan kazandık Otacı’ya yatırdık. Daha yeni çıktı bitkisel ürünlerin modası. Benim için önemli olan bir kurumun sürdürülebilir olması. Bu şirketin asıl sahipleri tüketicileri, çalışanları, onların çocukları, kardeşim, annem, bizim çocuklarımız. Kurumsal olalım, denetimden geçelim istedim. Ben yıllarca çalıştıktan sonra işi profesyonellere devrettim, çocuklarımızın birer tanesini de şirkete koyduk, onlar da işi öğreniyorlar. Kardeşim Deniz’in kızı, benim oğlum, annem bizim temsilcimiz olarak şirketteler. Emekli olurum diye düşünüyordum ama nerede? İstanbul’dan geldim, burayı çok beğendim 3 parseli de aldım; bir İngiliz, bir Alman ve bir Hollandalı’dan. 2 dönüm alırım diye başladım 17 dönüm oldu şu anda. Evimi de sattım burayı alabilmek için. 6 ay burada, 6 ay İstanbul’dayım. Buranın alt yapısı henüz hazır değil kışın yaşamaya. Kışın da sık sık geliyorum çünkü buralara sahip çıkmam gerekiyor. Her ay başka bir şey yapılıyor, ekiliyor, biçiliyor, fideler elde ediliyor, budanıyor, yeni kararlar verilmesi gerekiyor, bir sürü iş var.



Serfiraz Ergun: Bu sıcaklarda bu oturduğumuz balkonda hafif hafif esiyor ve hiç bunaltmıyor.

MK: Evet buranın çok güzel bir ekolojik dengesi ve mikro kliması var. Eskiden buradan sular akarmış. Bak aşağıda bir kuyu var su çıkıyor. Derinlerden sular akmaya devam ediyor demek bu. Bir selvi ektim, sulamama gerek yok aldı başını gidiyor. Bir sürü bitki yetişebiliyor burada. Mesela yandaki arazinin çok güzel manzarası var ama sarp bir arazi, sadece süs bitkileri yetişebiliyor.


MK: Şu gördüğün keçiboynuzu ağacı benim arazimde kalsın diye yanındaki parseli de almıştım. Şimdi oraya birkaç sıralık amfitiyatro yapacağım. Orda konuşmalar, konserler olabilir. Bu oturduğumuz yer, mutfağın önündeki balkon ofis aynı zamanda. Biz burada çalışacağız bu kahvaltı masası kaldırıldıktan sonra.

SE: Sonra nasıl oturttun bu HerbaFarm’ı? Sadece ekip biçmiyorsun doğal yaşamla ilgili hangi konu varsa kurslar, atölyeler, konferanslar düzenliyorsun.



MK: 10 senedir bu çiftliğe gelip gittikçe birçok şey öğrendim. Birçok yanlış da yaptım. Zeytin budamayı, tıbbi bitkiler yetiştirmeyi öğrendim. Kendimi geliştirme ve eğitim sürecim başladı. Organik tarımı bilmiyordum. Permakültür öğrendim.

SE: Ne demek permakültür?
MK: Devamlılığı olan demek, yeni bir akım, dünyada da moda. Bir kurucusu vardı 2016’da vefat etti, Avustralyalı Bill Morison, Türkiye’ye gelmişti. Permakültürü şöyle anlatabilirim. Bir şeyin girdisi diğerinin çıktısı oluyor. Bill Morison’dan ders aldık 60-70 kişi. Tahtaya tavuk resmi çizdi ilk derste. Permakültürde en makbul hayvan tavuk. Neden? Böcekleri temizliyor, yumurta veriyor, eti, tüyleri var, gübre veriyor, ısı veriyor, seranın ortasına tavuk kümesi koyuyorsun, serayı tavuklarını sıcaklığı ısıtıyor. Dolayısıyla bir şeyin girdisi bir şeyin çıktısı oluyor. Yani permakültür, doğal dengeyi kurmak için doğal şeylerden faydalanmak demek. Mesela toprağı azotlamak için fasulyeli bitkiler ekmek, masraf etmeden, kimyasallara ihtiyaç duymadan doğanın döngüsünü sağlamak demek. Morison’dan sertifika aldım. Bundan başka, Eczacılık Fakültesi biteli 30 yıl geçmiş, bir yüksek lisans yapayım bu konuda dedim. İstanbul Üniversitesi’nde Fitoterapi yüksek lisansına başladım.



SE: Fitoterapi de ne demek?

MK: Bitkilerle tedavi demek. Aldığım en lüks eğitimdi. 5 kişilik kontenjan var, sadece eczacı ve doktorlar yapabiliyor. Benim için çok keyifli oldu. Zaten bir birikimim var, her hafta sonu gelip burada uyguluyorum. Yüksek lisansımı aldım. Bir de homeopati kurslarına yazıldım 2 sene. Homeopati de vücudun kendini doğal olarak iyileştirmesine yardım eden alternatif tıp bilimi. Mesela horoz beni gagaladı. Homeopata sordum, tetanoz aşısı mı olayım dedim, Ledum al dedi. Homeopatik ilaçlar, bitkilerden veya minerallerden üretiliyor. Mesela arı sokmasına arının bıraktığı sıvının benzeri bir şeyle müdahale ediyorsun, yani aşı gibi. Vücudun onunla mücadele etmesini sağlıyorsun. Geçen yıl da kokularla tedaviyi öğrenmek için Aromaterapi kurslarına gittim. Kekik, defne, ıtır, biberiye, lavanta, adaçayı, mersin yağı, gülyağı gibi uçucu yağlarla yapılan tedavi bu da.

Ben de zaten bu çiftliğe bu tür bitkiler ekiyorum. Gerek yok toprağı öyle lüzumsuz şeylerle doldurmaya. Her gün doğadan bir şeyler toplayabilmelisin. İncirler bitiyor, narlar başlıyor. Permakültürde buna gıda ormanı diyorlar. Bu arazide üç keçiboynuzu ağacım var. Her sene keçiboynuzları yere dökülüyor. Bir ton. Devamlı topluyoruz, kurutuyoruz, öğütüyoruz, paketliyoruz, piyasaya veriyoruz. Keçiboynuzu çok yaralı bir şey vitamin tableti yerine onu yiyeceksin.Potasyum, kalsiyum, demir, doğal şeker her şey var içersinde. Doğal enerji veriyor. Gluten de yok içinde.

BİLGİ VE BİLGİLİ İNSAN BİRİKTİRDİM
SE: Evet, bütün bu bilgilerin ışığında burada bir akademi kurdun, dersler, kurslar verdiriyorsun uzmanlara ve atölye çalışmaları yapıyorsun. Neler var?

MK: Bir sürü bilgi ve bir sürü bilgili insan biriktirdim bu arada. Kendi öğrenmek istediğim şeylerin eğitimini vermeye başladım. Burası doğal yaşam meraklılarının kümelendiği bir alan oldu.

SE: Burası bir iş yeri değil mi, nereden para kazanıyorsunuz?

MK: Tabii iş yeri. Kurslarımız da paralı ama şu anda oradan kazandığımızla dönmüyor burası. Gelecekte dönme ihtimali var. Mesela yoga yaptığımız platformun masrafını yoga kursundan kazandığımız karşılamadı henüz.

SE: Neyle dönüyor? Cepten mi gidiyor?

MK: Tabii ki. Bu araziye ben bir site de yapabilirdim. Ama şimdi yandaki araziye doğal ürünlerden üretim tesisi, eğitim salonu ve kütüphane ruhsatı aldım. Diğer taraf için de kırsal kalkınma pansiyon projem var. Çünkü buraya eğitime gelenler burada kalmak istiyorlar. Şu anda burada yer yok. Bu arada burayı tatuta çiftliği yaptım.

SE: Tatuta da ne? Hiç adını duymadığım şeyler duyuyorum bugün.

MK: Ta-tarım tu-turizm ta-takas, tatuta. Buğday Derneği’nin bir kuruluşu bu. Dünyada ekolojik çiftlikler ağı var, Tatuta Türkiye ağı. 100 üzerinde çiftlik var Türkiye’de. Tatuta’ya üye olanlar buraya ya konuk olarak ya da gönüllü olarak geliyorlar. Her yıl gönüllüler başvuruyor, 4-5 kişi alıyorum. Ben yemek-yiyecek-yatacak yer veriyorum, 2 çadır ve 2 konukevi var. Mesela keçiboynuzu topluyorlar, tavukları besliyorlar, köpeklere bakıyorlar, doğal hayatı deneyimliyorlar. Büyük büyük yöneticiler bile geliyor şehirlerden. Birbirimizden besleniyoruz. Çok başvuru var. Pansiyonları yaptıktan sonra isteyenler ücretiyle kalabilecek artık. Çoluğunu çocuğunu getirir, doğal yaşam nasıl oluyor denerler. Büyük oğlum Karatay da eşi ve çocuğuyla üniversiteden sonra ABD’ye yerleşmişti, geldi, bu çiftliği sevdi, kaldı. Küçük oğlum Saltuk da Kurtsan Holding’de.

Karatay Karayalçın: Dedem doğal bitkilerle güneş yağı yapmıştı biz çocukken. Bana da verdi deneyeyim diye. Arkadaşlarımı davet ettim, güzelce süründük tam güneşleneceğiz, bütün sinekler, böcekler, arılar üstümüze üşüştüler. Kendimizi havuza zor attık. Sonra da gittik sabunlandık üstümüzden çıkartabilmek için. Doğal ürünlerin böyle bir özelliği olduğunu da anlamış olduk.



HERBAFARM AKADEMİ’DE BU YIL NELER ÖĞRETİLDİ?
Web sitesinde de görebilirsiniz ama, 2018 yılında Meltem Kurtsan, HerbaFarm’a, her konunun uzmanını davet ederek ‘Bodrum’un Şifalı Bitkileri Atölyesi, Aromaterapi, Farkındalık (Mindfulness) Eğitimi, Feng Shui, Naturaterapi ve Beslenme Eğitimi, Kişiye Özel Naturopatik Detoks, Doğal Kozmetik Atölyesi, Homeopatiye Giriş ve Tedaviler’ gibi konularda eğitim verdi. Farkındalık Atölyesi’nin ‘gelecekten korkmamak, geçmişe takılmamak felsefesiyle anı yaşamak’ eğitimi verdiğini öğrendim. Kolay değil kafayı bir kursla değiştirmek tabii. Doğal kozmetik atölyesinde ise imbikten geçirilen bitkilerin yağlarını, sularını kullanarak evde yemek yapar gibi kendi kozmetiklerini HerbaFarm laboratuarında ürettiklerini gördüm. Zeytinlerin, meyve ağaçlarının, melengeçlerin arasına gizlenmiş birkaç bungalov var kahvaltı soframızın sahiplerinin de kalması için. Yalın, sade ama her şey içinde bungalovlar bunlar. Şehir hayatına bir tenefüs vermek için ideal bir çiftlik diye düşündüm, yüzümde bir gülümsemeyle ayrıldım HerbaFarm’dan.

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!