17 yıldır tek başına iktidar olan AK Parti’yle ilgili çok alışık olmadığımız gelişmeler yaşanıyor…

Bu süreç nasıl devam eder, nerede biter şu anda kestirmem çok mümkün değil ama şunu söyleyeyim: Olanlar çok da hayra alamet değil partinin geleceği açısından.

Açıkçası bu konulara, “fitneci” şeklinde yaftalanmamak için çok girmek istemiyordum ama dün eski başbakanlardan Ahmet Davutoğlu ve arkadaşlarının AK Parti’den istifa ettiklerini neredeyse sevinç çığlıkları atarak karşılayanların içerisinde bir de partiye sonradan dahil olmuş eski futbolcu Alpay Özalan gibi AK Partili milletvekilleri olduğunu görünce bu konuda bir şeyler yazmam gerektiğine inandım.

Özalan’ın, Davutoğlu’nu alenen küçümseyen, aşağılayan; “AK Parti’den kovulan Ahmet Davutoğlu, kovulduktan 1 hafta sonra ‘istifa ediyorum’ dedi. Fıkra bu kadar!” deyip bir de kahkaha emojisi koyarak attığı tweet en son baktığımda iki bine yakın paylaşım ve 10 bine yakın da beğeni almıştı.

Benim anlamadığım daha doğrusu garipsediğim bu tutum yeni değil elbette.

Mesela eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, eski bakanlardan Ali Babacan ve Mehmet Şimşek gibi AK Parti’nin ana kodlarına hakim, partide kuruluşundan bu yana yer alanların partiden kopma süreçlerinde de benzer sevinçli haller sergilenmişti.

Yanlış anlaşılmasın söylediğim…

Elbette bu insanların partinin yönetim kadroları ile ters düşmeleri, partiden gitmeleri filan eleştirilebilir.

Ancak sevinmek niye?

Sevince boğulmak neden?

Sonuçta giden sadece Abdullah Gül ya da Babacan, Davutoğlu, Beşir Atalay ve diğer isimler değil ki!

Giden aynı zamanda partinin ağır hafızası!

Partinin genetiği!

Yani sonuçta gidenler sıradan insanlar değil ki!

Biri eski Cumhurbaşkanı… Bir diğeri eski başbakan… Ve bakanlık yapmış insanlar.

Sevinileceğine bu kayıplar nedeniyle; “Neden çekim merkezi olmaktan uzaklaşıyoruz” diye kahrolunması gerekmez mi?

Tabii şöyle bir şey var, bunu da ekleyeyim hemen…

Dün Davutoğlu ve ekibinin istifasının ardından biraz kolaçan ettim etrafı.

İsim veremem ama şunu gördüm net olarak!

AK Parti’den bu kopuşlara sevinenler genel olarak partiye dışarıdan gelen ve çok sonradan dahil olanlar…

Bir iki yine partinin kuruluşundan beri olan… Partinin kuruluş felsefesine gayet hakim isimle görüştüm…

Onlar üzgün. Hem de çok üzgünler.

Evet ayrı düşülmesini, bu insanların AK Parti’den istifa edip başka oluşumlara yönelmesini doğru bulmuyorlar ama bu arada da; “Ohh iyi ki gittiler! Kurtulduk” filan demiyorlar.

Çünkü onlar da farkında ki giden partinin ana hafızasına hakim insanlar.

Ve biliyorlar ki onlar gittikçe AK Parti’nin genetiği değişiyor.

Kusura bakmasınlar bence de aynen öyle durum!

Ben de bu partiyi kurulduğu günden beri takip eden bir gazeteciyim.

Çok iyi biliyorum yani genetiğini de, kodlarını da…

Ve 17 yıldır iktidar olunmasında geçmişte nelerin etkili ve dahası bunun nasıl olduğunu…

Ve ben de şunu görüyorum ki; eskilerin bir hükmü, kıymeti yok gibi bir şey artık AK Parti’de.

Bir partiye dışarıdan ve iktidar sonrası gelenler eğer baştan itibaren bulunanlardan daha itibar ve kabul görüyorsa o partinin genetiği değişiyor demektir.

Bu sadece AK parti için geçerli değil…

Bu söylediğim bütün siyasal oluşumlar için geçerli.

Tabii ki ayıp değil!

Elbette değişebilir bir partinin genetiği de… Kuruluş kodları da…

Ama o zaman da gidenleri suçlamak yerine bunun dürüstçe, bu şekilde olduğunun açıkça ilan edilmesi gerekmez mi!

 

***

Tüm kalemler KHK mağdurlarına ses vermeli!

O kadar çok geri dönüş aldım ki KHK mağdurları ile ilgili yazmış olduğum yazıya…

O kadar çok acıklı hikaye okudum ve dinledim ki!

İnanın içim şişti!

Çok üzüldüm. Ve samimiyetle söylüyorum kahroldum.

Keşke elimde bir sihirli değnek olsaydı.

Dokunuverseydim o mağdurlara ve bir anda dertlerine çare olsaydım.

Ama maalesef yok!

Olan tek şey kalemim.

Gücüm yettiğince… Elimden geldiğince yazmaya ve bu insanların sorunlarının çözülmesi için gayrete devam edeceğim ama benim bir başıma vereceğim mücadele cılız kalır.

Birlikte yapmalıyız.

Sadece benim değil…

Kalemi olan, ekranı olan herkesin bu işe el atması lazım artık.

Birlikte ses vermeliyiz.

Hakikaten çok acıklı bir durum var ortada ve hem bu sorunun ortadan kaldırılmasında yetki sahibi olanları hem de kendi mahallendeki insanları uyarıyorum…

Hıncal Ağabey hele sen… Sevgili Mehmet Barlas… Hemşerim Ahmet Kekeç…

Bir el atın bu konuya rica ediyorum.

Atın çünkü eğer 1 milyona yakın insanı alakadar eden bu sorun kısa zamanda çözüme kavuşturulmazsa çok daha acıklı hikayeler karşımıza çıkabilir!

Lütfen!

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!