Hikayeyi bildiğiniz için tekrara düşmemek adına olayın nasıl başladığını filan yazıp da vaktinizi çalmayacağım…

Hikayenin geldiği noktadan, dünkü gelişmelerden hareketle bir durum analizi yapacağım sadece…

Yalnız herkesten, hepinizden şunu rica ediyorum…

Bu yazıyı birilerine taraf ya da karşı olan biri olarak kaleme almadığımı bilerek okumanızı istiyorum.

Olayları bir üçüncü göz, tarafsız bir biçimde yorumlayan biri olarak görmenizi rica ediyorum…

Bilen bilir atadan, dededen CHP’li bir ailenin evladıyım.

Sülalemde CHP’li olmayan bir birey neredeyse yok gibi...

Dolayısıyla iyi tanıyorum CHP tabanını ve bundan dolayı da bu tabanın tepkilerini, reaksiyonlarını doğru bir biçimde analiz edip reel çözümlemeler yapabildiğimi düşünüyorum.

O yüzden bu söyleyeceklerimi mutlaka bir yerlere not almanızı tavsiye ediyorum.

Çünkü gelecek günlerde CHP içi siyaset okumalarınızda bu yazım size çok lazım olacak!

Bence Muharrem İnce dün yapmış olduğu çıkışlar dolayısıyla CHP tabanıyla, CHP’ye sempati duyan seçmenle ilişkisini, iletişimini askıya dahi almamış…

Tamamen sıfırlamıştır.

Çok açık ve net yazıyorum… Sayın İnce bundan sonra ağzıyla kuş tutsa dahi CHP içerisinde asla eskisi gibi bir karşılık bulamayacaktır.

Peki söz konusu kumpas ya da operasyonda iftira atılan kişi o olmasına rağmen neden İnce ile ilgili böyle keskin bir yargıda bulunuyorum?

Nedeni şu...

Çünkü tabana göre Muharrem İnce dün yaptığı basın toplantısı ve yaptığı açıklamalar ile henüz kim ya da kimler tarafından tertiplendiği bilinmeyen, belli olmayan ve bizzat kendisinin öznesi olduğu bir kumpası, iktidar ve medyasına malzeme olarak kullanma fırsatı vermiştir…

İktidar ve medyası (haklı olarak) İnce’nin sağladığı bu olanak sayesinde hem CHP yönetimini çok güzel pataklama imkanı elde etmiştir…

Hem de (öyle ya da değil ayrı konu) CHP’yi hizibin ve ayak kaydırmaca işlerinin yoğun olduğu entrikaların bir merkezi gibi göstererek harika bir işe imza atmıştır.

İşte bu görüntü ya da bu gerçeklik...

Düne kadar İnce’yi Beştepe’ye gitmediği halde “Gitti” diye iftiraya maruz kalmış bir mağdur olarak gören CHP’ye hakikatle gönül vermiş, CHP’ye umutla bağlanmış milyonlarca seçmenin gözünde…

Beştepe ve medyasının ekmeğine yağ süren “işbirlikçi” bir siyasetçi pozisyonuna oturtmuştur.

Ha… Elbette vardır bu şekilde de düşünmeyen CHP’liler ama emin olun tabir-i caizse onlar da bir elin beş parmağını geçmeyecek kadar az sayıda kalmış Muharrem İnce yakını kişilerdir.

“Nereden biliyorsun Sevilay? Nasıl bu kadar emin yazıyorsun?” diye soruyorsanız eğer…

Söyleyeyim…

Dün bir yandan sosyal medyadaki İnce ile ilgili yorumları takip ederken… Bir yandan da tanıdığım tüm CHP’lilere yorumlarını sordum.

O sorduklarımdan birisi mesela... Vaktinde Muharrem İnce; “Genel başkanlık koltuğuna otursun” diye kelle koltukta mücadele etmiş çok yakınlarından olan bir isim...

Şöyle dedi;

“Muharrem Bey… Bu hareketi ile sadece kendi ayağına değil, ekibinde olan bizlerin de ayağına kurşunu sıktı! Basın toplantısını izlemek için televizyonu açtığımda iktidara yakın tüm televizyonların o basın toplantısını canlı verdiğini görünce… Kendi kendime… Bitirdin başkan kendini de, bizi de dedim!”

Peki ne yapmalıydı Muharrem İnce?

Öyle ya!

Sonuçta bir iftiraya maruz kalmış, iftira ile itibarı zedelenmeye çalışılmış biri olarak susup bir kenara mı çekilmeliydi?

Tabii ki hayır!

Ancak öngörebilmeliydi bu sonucu ve bu çıkışının iktidar ve medyası tarafından sadece CHP’nin mevcut yönetimi aleyhine kullanılmayacağını… CHP’nin mevcut durumu ve gelecekteki durumunun da aleyhine olacağını hesap edip…

Demeliydi ki;

“Kol kırılır arkadaşlar, yen içinde kalır! Her ne olursa olsun… Şahsıma bir kumpas kurulmuş olduğu gerçeği ortada olsa bile ben bu konuyu kamuoyu önünde tartışmayacağım! Bu konuyu biz parti içerisinde konuşacağız ve birbirimize tekme tokat girişsek dahi bu konuyu partinin dışına taşımayacağız!” deyip noktayı koymalıydı.

Koyamadı ama bu noktayı Sayın İnce ve dün iktidar medyasının ve taraftarlarının CHP tabanına, CHP’lilere karşı koz olarak kullandığı acayip bir malzemeye dönüştü.

Ve esasında 24 Haziran gecesi tutumu nedeni ile hayal kırıklığı yarattığı için mesafe koyan milyonlarca seçmenle yeniden bir ilişki, iletişim kurabilecek fırsat yakalamışken...

Yani sahada boş boş dolaşırken ayak ucuna gelen topun hayati bir top...

Altın bir vuruş imkanı getiren bir şans olduğunu anlamayarak...

Topu taca atmış ve; “Ben artık siyasette yokum!” diyerek resmen final yapmıştır!

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!