Dün görücüye çıktı Türkiye’nin ilk yerli otomobili…

Davetli değildim, Gebze’ye gidemedim ama canlı yayını başından sonuna kadar anbean izledim.

Bir kere şunu peşin peşin söyleyeyim…

Harika bir lansmandı.

Çok etkilendim ve samimiyetle söyleyeyim bu ülkenin bir yurttaşı olarak atılan bu adım dolayısıyla da çok ama çok büyük gurur duydum.

Bu arada tabii bir yandan yerli ve milli otomobilin tanıtım programını izlerken bir yandan da sosyal medyada neler yazılıp çiziliyor göz atmayı ihmal etmedim.

Üzüldüm tabii…

Çünkü 60 yıl geçtikten sonra atılmış bu reformist adımla ilgili bazı muhaliflerin yaptığı yorumlar çok kötüydü.

Dün Türkiye açısından tarihi bir gün yaşandığını kavrama güçlüğü çeken ve muhalefet olmayı mevcut iktidarın yaptığı her şeye karşı çıkma olarak gören arkadaşlara şu tavsiyede bulunmak istiyorum izninizle…

Yerli otomobille ilgili yaklaşımınız son derece ilkel, irite edici ve aklı başında olan hiç kimsenin kabul edebileceği bir yaklaşım değil.

Hiç kusura bakmayın ama sırf “iktidara ait” diye veya “iktidar sahipleniyor” diye her şeye muhalefet etmek en hafif deyimle sığlıktır!

Böylesi bir girişimi alaya alıp, akla ziyan yorumlarla yerden yere vuracağınıza...”Devrim Arabası” yapacağız niyetiyle yola çıkanların yoluna taş koyanlara lanetler okumanız lazım.

Çünkü eğer o gün o yol tıkanmamış olsaydı belki de Türkiye bugün dünya otomobil sektöründe çok başka bir noktada idi ve biz de dün ilk yerli otomobilimizin tanıtımını değil... Ülkenin üreteceği ilk elektrikli aracın nasıl bir araç olacağını öğreniyor olacaktık!

Başta iktidarın her yaptığına karşı çıkmayı kendisine görev edinmiş meslektaşlarım olmak üzere yerli otomobil meselesini hakir görüp kafa bulan herkese soruyorum...

Ne olmasını istiyordunuz?

Bu adım da atılmasaydı da Türkiye otomobil sektöründe bir 60 yıl daha mı kaybetseydi?

Bakın, dün tanıtımda çok heyecanlanınca ve göğsüm kabarınca izlediklerim karşısında…

“Acaba ben mi abartıyorum meseleyi” deyip program sonrası sektörde söz sahibi olan bir markanın tepesindeki insanı aradım.

Tesadüf işte… Tam da Gebze’deki törenden çıkmak üzereydi Toyota Türkiye’nin CEO’su Ali Haydar Bozkurt.

İşte yerli otomobil piyasaya çıktıktan sonra elektrikli üretimin dünyadaki öncülerinden olan ve bu proje tam tekmil hayata kavuşunca yani yerli otomobil üretimi başlayınca belki de kendi yönettiği markaya rakip olacak Bozkurt’un söylediklerini aynen aktarıyorum:

“Bir Türk Vatandaşı olarak gurur duydum. Heyecan duydum ve belli ki üretimine başladıktan sonra en büyük rakiplerimizden olacak yerli otomobili düşünen, hayata geçiren herkese teşekkür ediyor ve hoş geldiler diyorum”

Bu arada tabii hazır yakalamışken işin erbabını, yerli otomobil ile ilgili ortada dolaşan tüm sualleri de yönelttim...

Verdiği cevaplar aynen şöyle:

1) Tanıtımı yapılan aracın İtalya’da üretilmiş olması çok konuşuldu. Yerli ve milli ise neden İtalya’da üretildi bu araç?

Bunların hepsi hikaye… Bu yorum otomobil sektörünü bilmeyenlerin, sektöre hakim olmayanların uydurduğu saçmalıktır. Bu araç bir prototiptir. Tüm dizaynı Türk mühendislerine ait olan otomobilin tanıtımı için başka bir ülkenin fabrikasında üretilmiş olması bu aracın yerli olmadığı anlamına gelmez! Aracın dizaynı tamamı Türk olan mühendisler tarafından geliştirilmiş ve tüm fikri, sınai hakları da yüzde 100 Türkiye’ye aittir. Bugün CEO Gürkan Karakaş’ın tanıtımda yaptığı konuşmada yeni bir şey daha öğrendik. Biz bataryaların yani akülerin yurt dışında bir ülkede filan üretileceğini sanıyorduk. Meğer batarya da yine aynı ekip tarafından geliştirilmiş ve o da tüm hakları yine Türkiye’ye ait olacak bir üretim. Bunun çok kıymetli bir detay olduğunu belirtmem gerekiyor zira yine bu işten anlamayanlar bu konuda doğru olmayan yorumlarda bulunuyorlar.

2) Peki, sektörün önemli bir aktörünün önemli bir yöneticisi olarak tasarımı nasıl buldunuz?

Bir kere çok doğru bir “segment” ve teknoloji tercih edilmiş onu söyleyeyim... SUV tipi araçla yola çıkmak çok akıllıca olmuş. Yakın geleceğin teknolojisine uygun bir teknoloji yani elektrikli araç tercihi dört dörtlük bir vuruş oldu.

3) Bundan sonrasına dair görüş ve tavsiyeleriniz neler?

Bakın 60 sene kaybettik biz otomobil sektöründe. Eğer 60 yıl evvel atılan o tarihi adım devam ettirilebilmiş olsaydı bugün Türkiye otomobil sektöründe belki de çok önemli bir aktördü. Özetle evet çok geç girmiş olduk bu sektöre ama şöyle bir avantaja da sahip olduğumuzu bilelim... Geç kaldık ama tam dünya otomobil sektörü yepyeni bir teknoloji ile yani yüzde yüz elektrikli otomobiller üzerinden kendini geliştirmeye çalışırken girdik sektöre ve dolayısıyla iyi bir başlangıç yapmış olduk.

60 sene geriden başlamış olabiliriz ama kritik bir dönemde attığımız bu adım eğer bundan sonraki süreç doğru yönetilebilirse “Elektrikli otomobil” sayesinde global anlamda da söz sahibi olmak mümkün!

4) “Bundan sonraki süreç” ten kastınız nedir?

Markalaşması lazım yerli otomobilin. Bunun için de çok doğru bir perspektif izlenmesi gerekiyor. Biz bunu yerli otomobil gibi görüyoruz ama bu yerli otomobilin dünya piyasasında isim yapması için ona uygun çalışmalar geliştirilmesi lazım. Sadece Türkiye’nin kullanacağı otomobil gibi düşünüp kurguyu öyle götürürsek yanlış olur. Kurgu, Türkiye’nin ürettiği ama tüm dünyanın tercih edeceği otomobil üzerinden yükselmeli. Ve şunu da ekleyeyim; Hiç zor değil ya da hayal değil Bir Almanya ya da İtalya gibi seri üretim yapabilen hatırı sayılır markalar arasına girebilmek.

Mühim olan bu adımın atılabilmesiydi.

Atıldı artık ve bu otomobilin markalaşması, global bir değere kavuşması için izlenecek süreci doğru ve iyi yönetmeye kaldı iş.

5) Yerli otomobilin logosunu beğendiniz mi?

Bunların bir önemi yok çünkü çok küçük ayrıntılar. Şu anda ki logo veya düşünülen isimlerin hepsi değişebilir. Mühim olan bu adımı atmaktı, atıldı. Mevcut logo da olabilir ama değişebilir de. Çok mühim değil bu hususlar. Önemli husus tüm hakları Türkiye’ye ait Türk mühendislerinin böyle bir otomobili tasarlamış ve görücüye çıkarabilmiş olmasıdır.

NOT: Bu arada lansmanın sunuculuğunu üstelenen Habertürk televizyonunun hafta sonu programlarının bir tanesi canım kardeşim Oylum Talu’yu da tebrik ediyorum… Hakikaten harikaydı. Konuya çok hakimdi ve sanki o Türk mühendisleri ile birlikte çalışmış bir hisle, tek kelime sektirmeden sunuş yaptı. Yerli otomobil kadar Oylum’un sergilediği performansla da acayip gurur duydum, söyleyeyim.

 

*

Emin Çölaşan da FETÖ’cü ise kapatalım bu defteri!

Bir yanda yerli ve milli otomobilin göğsümüzü kabartan tanıtım toplantısı…

Diğer yanda ise 50 yıldır bu ülkede; “Atatürkçü, ulusalcı” çizgide gazetecilik yapan Emin Çölaşan, Necati Doğru gibi isimlerin FETÖ’cü ilan edilip 3 yıl 6 ay gibi bir zamanla hapse mahkum edilmesi…

İnanın ne diyeceğimi bilemiyorum…

Şaka desem şaka değil!

Hakikat desem hakikat değil!

Gerekçeli kararı bilmiyoruz henüz ama o kararda ne yazıyorsa yazsın…

Fikrim net şudur: “Eğer bu ülkede bir Çölaşan ya da Necati Doğru da artık FETÖ’cü diye yargı tarafından hapis cezasına çarpıtılıyorsa… Kapatalım bu defteri ve alıp başımızı gidelim!”

Elbette “Adaletin kestiği parmak acımaz!” ama kimse kusura bakmasın bu kesilen parmak falan değil!

Bu kesilen, “vicdan” denilen o muhteşem duygunun daimi park ettiği kalbin damarlarının kesilişidir adeta…

Dün ana haber bülteninde Habertürk TV’ye bağlanan konusunda uzman hukukçuların yorumlarını dinledim.

Hemen hepsi bu kararın siyasi bir karar olduğunu ve Yargıtay’dan döneceğini ifade ediyorlardı.

Ben de öyle düşünüyorum.

Bence başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere 17 yıldır bu ülkenin iktidarında olan AK Parti’ye öyle ya da böyle gönül verenler de öyle düşünüyordur.

Çünkü onlar iktidara geldiği günden bu yana Çölaşan ve Doğru gibi isimler hep muhalefetti kendilerine ve bunun da en büyük sebebi AK Parti’nin din eksenli siyasete ağırlık vermesiydi.

Ve hatırlatırım bu isimler AK Parti, Fetullah Gülen denilen o hain adam ve avanesini; “Alnı secdeye değen iyi ve dindar insanlar” deyip bağırlarına bastıkları günlerde de ağır muhalefet yaptılar hep!

Ne aralık, ne zaman FETÖ’cü oldu bu insanlar anlamak mümkün değil gerçekten.

Ayrıca fikirsel olarak asla bu iki isimlerle aynı yerde durmadım.

Bundan sonra da duracağımızı sanmıyorum ama samimiyetle söylüyorum...

Adımdan nasıl şüphe etmiyorsam...

Çölaşan ya da Necati Doğru'nun da FETÖ karşıtı olduğundan şüphe etmem.

Hal böyleyken bu verilen hapis cezasının ardında, arkasında siyasi bir husumet olduğu iddialarına da kayıtsız kalamıyor ve bir gazeteci olarak demokrasi adına hem utanç hem de endişe duyduğumu not olarak düşmek istiyorum...

Ve bir şey daha...

Yerli otomobilin sükseyle tanıtımının yapıldığı aynı günde demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü adına korkunç bir görüntü verilmesine sebep olan bu karar bir kez daha Türkiye’nin dış dünyadaki imajının tartışmaya açılmasına olanak sağlamıştır.

Unutmayalım ki; dünya bizim neyi nasıl ürettiğimizden çok, demokratik değerlere, insan haklarına, özgürlüklere ve evrensel gazetecilik ilkelerine ne kadar bağlı ve ne kadar sahip çıktığımızla ilgileniyor...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!