Biliyorsunuz oğlum Fransa’da.

Corona virüsün Çin’den sonra görüldüğü ilk ülkelerden, hatta şehirlerden Bordeaux’da yaşıyor.

Daha önce virüsten korunma çabalarını bir yazımda aktarmıştım sizlere…

Ancak maalesef gösterdiği çaba da başarılı olamamış ve sonunda birkaç arkadaşı ile birlikte enfekte olmuş.

Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü bana da endişe etmeyeyim, korkmayayım diye ancak 8. gününde söyledi.

Onda da mecbur kaldı.

Çünkü ne zaman görüntülü ya da sesli konuşmak istesem reddediyor ve yazışmayı tercih ediyordu.

En sonunda bu haline daha da evham yaptığımı görünce görüntülü aramamı eli mahkum kabul etti ve tabii beni gerçekle yüzleştirdi.

Çok korktum… Çok üzüldüm ama o, o kadar aklı başında ve sakin olabilmeyi başaran bir çocuk ki…

Enfekte olup iyileşmiş olmasının aşılanma ile aynı şeye denk geldiği konusunda ikna etti beni ve bir şekilde rahatlattı…

Çok şükür… Dün 15. günüydü ve neredeyse tamamen iyileşmiş durumda.

Sadece kız arkadaşı konusunda endişeli. Çünkü onun astımı var. Hemen hemen aynı günlerde virüsle tanışmalarına rağmen arkadaşının öksürmesi ve iniş çıkışlı ateşi devam ediyor.

Bu da virüsün, genç de olsa kronik hastalıkları olanlara daha fazla etki ettiğini kesin ispat eden bir durum.

Bu arada Fransa’da sağlık sistemi neredeyse kilitlenmiş durumda.

Çünkü ikisi de ve diğer arkadaşları da corona virüs ile ilgili semptomlar taşımalarına rağmen gittikleri hastane tarafından hiçbir test filan yapılmadan; “Siz gençsiniz… Sizin yaşınızda olumsuz etki eden bir virüs değil. Evde kendinizi karantina edip iyileşmeye çalışın!” deyip eve gönderilmişler.

Adeline’in yani kız arkadaşının öksürüğü ve ateşi devam ettiği için bir daha gitmişler ancak aynı cevabı almışlar.

Fransa’da hastanede kontrol altına alınmak için önce yaşa bakılıyor ve sonra da virüsle ilgili tüm semptomları taşıyıp taşımadığınıza…

Ateş, kuru öksürük en önemlileri ama tabii yaş 60’ın üzerindeyse test yapılıyor.

Hiçbir ilaç önerisinde filan da bulunulmuyor.

Sadece; “Ateş olursa paracetemol içerikli bir ilaç alabilirsiniz” deniliyor.

Bu arada sokağa çıkma yasağı var Fransa’da.

Ve çok katılar.

1 ekmek dahi almak için sokağa çıkıyorsanız devletin dağıttığı dilekçeye ne için çıktığınızı ve açık kimliğinizi yazmak zorundasınız.

Aksi halde 38 Euro ceza ödemek zorundasınız.

Yeri geldi yurt dışında okuyan öğrencilerin ülkeye getirilmesinin de hiç doğru bir hamle olmadığını söyleyeyim.

Son gelenler Samsun ve Sakarya’daki yurtlarda karantina altına alınmış olabilirler ama ilk gelenlerle ilgili hiçbir tedbir alınmadığını hatırlatayım.

Ben de oğluma çok büyük bir özlem duyuyorum.

Ona virüsün bulaşmasından evvel Fransa’da okullar tatil edildiğinde de gelebilirdi oğlum.

Ama o, o kadar bilinçli bir çocuk ki; “Anne şu anda bende bir şey yok ama gençler potansiyel taşıyıcı! Gelip sana, size etrafa bulaştırabilirim!” deyip gelmeyi kendisi reddetti.

Neyse…

Oğlumun şu anda kendi ile ya da kız arkadaşı ile ilgili bir endişesi yok.

Endişesi biziz.

Yani ailesi ve akrabaları…

Çünkü Türkiye’de bu olayın hâlâ ciddiye alınmadığının çok farkında.

Diyor ki; “Fransızlar da en başında böyle umarsız davrandılar. Devlet okulları kapattı ama Fransızlar bunu tatil sayıp kendilerini sokaklara attılar. Şimdi burunlarını bile çıkarmıyorlar ama tabii iş içten geçti artık! Baştan önlem alsalardı. Evde izolasyon çağrısına uysalardı durum bu kadar kötü olmayacaktı!”

Özetle hemen hemen aynı şeyleri yaşıyoruz Fransa ile.

Bu gidişimiz gidiş değil!

65 yaş üzerine gelen sokağa çıkma yasağı makul ama yeterli mi emin değilim.

Çünkü dün de görüldü ki başta virüsün kol gezdiği İstanbul olmak üzere ahmaklar sürüsü yine umarsızca sokakta!

Bir arkadaşım söylüyor…

Ahbaplarının yurt dışında eğitime ara verildiği için Türkiye’ye getirdiği çocuklar sokaklarda cirit atıyormuş.

Zaten biz ne yaşayacak isek…

Ne ile karşılaşacak isek…

İşte bu yurt dışından gelip de kayıtsızlıkları ile ortalarda dolaşan gençler ile umreden gelenler yüzünden yaşayacağız.

Yazık!

 

*

Sağlık çalışanlarını virüsten korumak için bir önerim var!

Hepimiz risk altındayız…

Hepimiz her an corona denilen bu belayla, virüs ile tanışma olasılığı ile karşı karşıyayız!

Ancak hepimizden daha çok risk altında olanların en başta sağlık çalışanları olduğunun da bilincinde olmalıyız!

Ülkeye girdiğinden bu yana başta Bakan Fahrettin Koca olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının virüsle burun buruna nasıl bir mücadele verdikleri hepimizin malumu.

Eyvallah… Emeklerini, gayretlerini de alkışladık üç gün üst üste…

Gerekirse bu kriz bitene kadar da alkışlarız…

Ama şu gerçek ki; Ne alkışlamamız ne de dualar etmemiz onları yani sağlık çalışanlarını ve aileleri başta olmak üzere yakın çevrelerini bu beladan korumaya bir çözüm değil.

Kesinlikle başka bir şeyler yapmak lazım!

Son 10 gündür izin yapmadan, kelle koltukta çalışan bu insanların hem olabildiğince dinç kalıp, daha verimli çalışabilmeleri için hem de virüsten sadece onları değil ailelerini, temasa geçtikleri herkesi koruyabilecek ciddi ve köklü tedbirler alınması elzem artık.

Tanıdığım, bildiğim doktor arkadaşlardan ve sağlık personelinden duyuyorum…

Bazıları evlerine dahi gitmeden şansı var ise boş bir yatak bulup yatakta… Yoksa da sandalye ya da koltuk üzerlerinde uyuyarak bir sonraki mesaisine hazırlıyor kendisini…

Bazıları ise en azından iyi bir yemek yiyebilmek ve duşunu alıp, giyeceklerini değiştirebilmek ve 5/6 saat uyku için mecburen de olsa gidiyor evine!

Bir kere evlerine gitmeleri kendileri için değilse bile ev ahalisi yani aileleri açısından çok riskli ona dikkat çekeyim.

Çünkü bilindiği üzere bazı insanlar virüse enfekte olduğu halde hiçbir hastalık belirtisi göstermeden sadece virüsü taşıyarak geçiriyor bu dönemi.

Hasta olmaz ama virüsü taşıyor olabilir ve taşıdığı için de çalıştığı hastaneden evine gidene ve hastaneye geri dönene kadar virüsü etrafına bulaştırabilir.

Bence yapılması gereken şey, hemen derhal sağlık kuruluşlarının çevresinde sağlık çalışanlarının konaklama, sağlıklı yiyebilme, içebilme ve zaruri ihtiyaçlarını giderebilme koşullarını hazırlamaktır.

Hastanelere yakın, çevredeki en güzel, en lüks, en konforlu oteller sadece sağlıkta hizmet veren bu insanlar için hemen organize edilmelidir.

Onlardan gelen mesajları okudukça…

Çalışma ortamları ve yaşadıkları zorlukları anlatan hikayeleri duydukça…

İçim büzülüyor.

Unutmayın lütfen…

Biz onlara iyi bakacağız, samimiyetle sarıp, sarmalayacağız ki…

Onlar da olabildiğince diri ve sağlıklı bir şekilde ayakta kalabilip virüsle mücadele edebilip, bu ülkenin insanına sahip çıkabilsin.

Yanlış mıyım?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!