Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Önceki gün tam 27 yıl önce… 33 ozan ve yazarın ve otelde çalışan iki görevlinin milyonlarca insanın gözleri önünde diri diri yakılarak öldürüldüğü Sivas Madımak Oteli Katliamı’nın anma günüydü.

27 yıldan beri her 2 Temmuz’da olduğu gibi insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen bu korkunç katliamla ilgili katliam olduğuna inanan herkes duygularını değişik ifadelerle, bir biçimde dile getirdi.

Ancak nereden aklına geldiyse…

Neden bir gün önce ya da ondan önce değil de aynı gün yapma ihtiyacı duydu ise…

Hâlâ hafızalarda en trajik şekilde yerini koruyan o korkunç katliamın anma gününde AK Parti Sivas Gençlik Kolları Başkanı Murat Toraman, 35 masum, gencecik insanın hayatına mal olan o günle ilgili; "Katliam” ifadesini kullananların cezalandırılması için savcılığa suç duyurusunda bulundu…

Efendim neymiş…

“Katliam” ifadesi memleketi Sivas’ın imajına zarar veriyormuş.

Kafaya bakın lütfen…

Düşündüğü şeye…

Adamın umurunda olan o şehrin göbeğinde, üstelik de bin yıl önce falan değil! Hepi topu 27 yıl önce onlarca insanın diri diri yakılmış olması falan değil, şehrinin böyle bir olayla anılmasından dolayı imajının zarar görmesiymiş!

Hâlâ görüntüler ortada en net şekilde…

Kabul edelim ki Sivas ve Sivaslılar için büyük bir utanç günüdür o gün…

Çok tanıdığım, yakınım olan Sivas’ta…

Cumhuriyet için çok kritik bir değeri olan Sivas gibi bir şehirde ben de istemezdim böyle bir insanlık ayıbının yaşanmasını…

Ama yaşandı.

Ayrıca insanlar ateşlerin içinde cayır cayır yanarken bırakın söndürmeyi daha çok yanması için bağırıp çağıran ve naralar atan o otelin önündekilerin tamamı da İstanbullu falan değil Sivaslıydı…

Uzatmayayım…

Ben zaten sabah erken saatlerde sosyal medya hesaplarımda yaptığım paylaşımlarda o günü anarken; “Katliam” demiştim.

Sonradan gördüm AK Partili Toraman’ın yaptığı suç duyurusunu…

Hani sanmasın ki şehrinin imajının derdiyle savcılığa yaptığı başvurusundan etkilenip de geri adım falan atacağız ve “Katliam”a “Katliam” demekten vazgeçeceğiz…

Üzerine basa basa diyorum; “Sivas Katliamı!”

Ve son nefesime kadar da demeye devam edeceğimi buradan ilan ediyorum…

Yaşanan düpedüz alçakça, hunharca işlenen bir katliamdı ve bu katliama gönülden ev sahipliği yapan da Sivas’tı!

Yaşamımızın büyük alanını kaplayan sosyal medya ile ilgili tartışmalar gündemimizde…

İktidar gittikçe sorunlu bir alan olarak görmeye başladığı bu mecrayı yasal düzenleme ile kontrol altına almak için düğmeye bastı!

Eski bir sosyal medya kullanıcısı ve de epeyce ceremesini çekmiş biri olarak
hakaret, küfür, aşağılama, ırkçılık, terör propagandaları gibi insanlıkla bağdaşmayan paylaşımlara, yorumlara ya da fotoğraf ve videolara dair alınacak her kanuni tedbire sonuna kadar desteğim.

Ama amacı eleştiri olan ve ondan öteye geçmeyenlerle ilgili herhangi bir yasal yaptırıma gidilmesinin asla yanında olmam.

Olmadığım gibi elimden geldiğince de bu tür yaptırımlara karşı da çıkarım.

Çünkü ifade özgürlüğü çerçevesinde kalan eleştirel paylaşımlar demokrasinin bir gereğidir.

Bir sosyal medya kullanıcısının beğenmediği siyasal iktidarı ya da muhalif bir partiyi ya da bir yazarın yazısını hakaret, küfür, aşağılama içermedikten sonra istediği şekilde eleştirme hakkı vardır ve bu hak hiçbir gerekçe ile yasaklanamaz, cezalandırılamaz!

Bu arada şunu da eklemeliyim…

Hakaret, küfür, aşağılama içerikli paylaşımların önüne geçmek için yapılan yasal düzenlemeler de herkese eşit uygulanmalı.

Suç olmalı kesinlikle ama bu suç Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında yaşayan her birey için aynı olmalı.

Öyle bir düzenleme olmalı ki bu düzenleme…

Hakaret edilen Cumhurbaşkanı ya da sıradan bir vatandaş da olsa yasal yaptırımı karşılık olarak değişmemeli!

Benim bu konuda ne kadar hassas olduğumu takip eden herkes bilir.

Kim olursa olsun ya da kimden gelirse gelsin farkına vardığım anda insanlıkla bağdaştığını düşünmediğim tüm yorumlara, paylaşımlara anında tepki gösteririm.

Daha önce siyasi tutuklu Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş ile ilgili yapılan iğrenç ötesi yorumlara tepki gösterdiğim gibi geçtiğimiz günlerde de Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yeni doğan bebeği ile alakalı haberlere yapılan aşağılıkça ve alçakça yorumlara yine ilk tepkiyi gösterenlerden biriydim.

İktidara yakın olduğu bilinen çoğu gazetecinin bile henüz farkında olmadığı ya da olsa da tepki göstermeye lüzum duymadığı saatlerde yaptığım ve alçakça yorumlara herkesin aynı tepki göstermesi gerektiğini ifade ettiğim paylaşım adeta bir kartopu oldu ve büyüdü.

Hemen her kesimden verilen benzer tepkiler neticesinde de Albayrak Ailesi’yle ilgili çirkin paylaşımları yapan 10'dan fazla insanın tamamı gözaltına alındı.

Ben şahsen bu durumdan çok memnun oldum.

Olması gereken buydu çünkü.

Ancak aynı tavır siyaseti başka olan insanlar için de ortaya konulmalı.

Bu tavır sadece ve sadece iktidara mensup, yakın, yanında olan siyasiler için değil…

Her birey için bire bir aynı olmalı…

Haksız mıyım?

Bende bir tane var.

O nedenle çok çok iyi tanıyorum geleceğimizin sahipleri olacak olan Z kuşağını…

Hatırlayan olur aranızda…

Geçtiğimiz yıl günümüz siyasilerini uyarma amacıyla bu kuşakla ilgili bir yazı kaleme almıştım.

Son zamanlardaki gelişmeler ve yaşananlar ışığında bir daha gireyim aynı mevzuya dedim…

Bazıları ciddiye almayabilir ve hatta bu kuşakla ilgili yazılıp, çizilenleri fazla abartılı bulabilir ama öyle değil…

Çok ciddiye alınacak bir kuşak.

Çünkü bunlar ne X’e ne de Y’e benziyor.

Bambaşkalar…

Bir kere kendilerinden bir önceki kuşağa nazaran inanılmaz özgürlükçü ve inanılmaz politikler…

Ve dik başlılar!

Kim ki onların özgürlük alanları olarak gördüğü alanlara müdahale etmeye kalkar asla affetmezler…

Bu arada haberleri olsun özellikle de Cumhur İttifakı’nın ortakları olan AK Parti ve MHP’li siyasilerin…

Kusura bakmasınlar ama bu kuşakla iyi geçinmeye mahkumlar!

Çünkü bırakınız 2023 yılını filan… Olası bir erken seçimin olması halinde bile uzmanlara göre seçimin kaderini belirleyecek olan yine Z kuşağı…

Kabaca bir hesapla oy potansiyelinin 9,1 milyon olduğu öngörülen Z’lerle zıtlaşmak kimseye fayda sağlamaz, aksine büyük zarar verir!

Pratiğe dökülme ihtimali sıfır dahi olsa, şu; “Netflix’i kapatalım… Youtube’a erişim engeli koyalım… Sosyal medyayı tümden ortadan kaldıralım” tezleri, düşünceleri filan bile iktidar ile Z kuşağının arasına daha şimdiden kalın bir duvar ördü.

Çevremdekilerden görüyorum… Ki bunların arasında ebeveyni koyu AK Partili ya da MHP’li olan kuşak mensupları da var…
Bu tür polemiklerden inanılmaz irite oluyorlar ve unutmamak üzere de bir kenara not düşüyorlar.

O nedenle tavsiyem…

Bu konulara daha fazla dalmamaları… Aksine elindeki bir akıllı telefonla tüm dünyayı bir saatte dolaşan bu Z kuşağı gençlerle orta yolu bulmak adına projelere kafa yormaları…

Yoksa kayıp büyük olur…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00