Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Dün Habertürk TV’de yayına katılan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ı dinlerken aklıma düştü bu soru…

Diyordu ki Kalın; “Filistin işgali modern tarihin en büyük hırsızlık hikayesidir. Irkçı bir devletle karşı karşıyayız. Bu işgali deşifre etmemiz gerekiyor. Bu haksızlığı her gün deşifre edecek kararlılık içinde olmamız gerekiyor. Dünyaya bunu daha çok anlatmamız gerekiyor!”

Nasıl anlatılacak peki?

Daha doğrusu nasıl anlatmak lazım?

Ben kendimi bildim bileli manzara hep aynı.

İsrail’in aralarında bir lokma çocukların olduğu Filistin halkına reva gördüğü şiddet, yaşattığı eziyet hiç değişmedi.

Aksine yükselerek devam etti hep.

Aklımın ermediği daha doğrusu eremediği şey İsrail devletinin bu zorbalığına, ataları soykırıma uğramış İsrail halkının da sorgusuz sualsiz destek vermesi.

Hatta ötesine de geçip bu zalimliği alkışlaması.

Önceki gün Mescid-i Aksa yanarken İsrailli aşırı sağcıların adeta marş gibi okuduğu; ”Beni Hatırla!” (Yimakh Shemo) adlı ırkçı, iğrenç şarkının eşliğinde çılgınlar gibi dans eden İsrailli gençleri izlediğimde ister istemez; ”Nasıl bir ruh hali var bu insanlarda? Soykırımın en dibini yaşamış bir ırkın evlatları nasıl bu kadar kötü ve acımasız olabiliyorlar?” diye sorup durdum kendi kendime...

Orta Doğu uzmanı, stratejist Elizabeth Tsurkov gibi vicdan sahibi Yahudileri bile isyan ettiren o görüntüler gerçekten çok ama çok ürkütücüydü.

Twiter’da etkili hesaplardan birine sahip olan Tsurkov’un; ”Bir Yahudi olarak, Yahudiler için en kutsal yer olan ağlama duvarının etrafındaki bu iğrenç nefret gösterisi beni çok üzüyor. Doğu Kudüs yanarken gençler kutlama yapıyor. Siyonizm, İsrail'deki Yahudi kimliğini teslim almış adeta... Etnik milliyetçilik, militarizm ve şiddet yükselişte!...” yorumu İsrail'de yükselen bu akılalmaz ırkçılığa karşı adeta bir başkaldırıştı!

Bu arada; ”Beni Hatırla! Beni güçlendir! Tanrım, bana güç ver ve tek bir darbeyle Filistinlilerden intikam alayım, soyları silinsin!” manasına gelen şarkının 1996 yılında İsrailli aşırı sağcı bir müzik grubu tarafından yazıldığını belirten Elizabeth Tsurkov; 2015 yılında Yahudi militanlar tarafından yakılarak öldürülen 18 aylık bebek Ali Saad Dawabsha'nın ardından da yine bu ırkçı şarkıyla İsrail'de bazı kutlamalar yapıldığını söylemesi inanılmaz bir ifşaattır bana göre.

Özetle değerli okurlarım...

“1000 yıl filan evvel değil... Hepi topu 80 yıl evvel, Hitler denilen zalimin, zavallı atalarına yaptığı işkenceleri, kötülükleri ne çabuk unuttular da bu insanlar aynısını ve hatta daha beterini Filistin halkına reva görüyor ve nasıl bu kadar alçaklaşabiliyor?” sorusu çok kafama takıldı.

Bulamadım kendi kendime ve “Mutlaka psikolojik bir nedeni vardır” deyip bir bilim insanına danıştım.

“Toplum psikolojisi” üzerine yaptığı çalışmalarını çok başarılı bulduğum Doç. Dr. Serdar Nurmedov’u aradım.

O kadar etkilendim ki Serdar Hoca’nın psikiyatri bilimi bakımından yaptığı o değerlendirmeden...

Noktasına, virgülüne dokunmadan sizlerle de aynen paylaşmak istedim...

“Anna Freud, dürtülerin savunma üzerindeki etkilerini tanımlamada yeni savunma mekanizmaları ortaya koymuştur.

Saldırganla özdeşim bunlardan biridir. Kurbanın anksiyete ile baş etmesinde neler yaptığını tanımlar.

Travmaya maruz kalan bir birey, saldırganına karşı koyamadığında saldırganı ile özdeşleşir.

Ve; ‘Demek ki, zulüm yapılabilen bir şey. Bana yapılıyorsa, demek ki ben de başkasına yapabilirim!’ diye düşünmeye başlar ve şiddeti normalize eder.

Evde babasından dayak yiyen çocuğun, okula gittiğinde kabadayılık yapması buna bir örnek olarak verilebilir.

Nörobiyolojik açıdan baktığımızda, yaşanmış olan travmalar genetik yapımızı da etkileyerek epigenetik değişiklikler de yapar.

Örneğin; 'serotonin' maddesinin yapısını bozarak, stres ve kaygıya yatkınlığı beraberinde getirebilir.

Öte yandan travma nesilden nesile aktarılan bir şeydir.

Çünkü birinci nesnenin (bu durumda anne oluyor) hayata bakış açısı, çocuğun da bakış açısını belirler büyük bir ölçüde.

Bu sebeple eğer birinci nesnenin bakış açısında olumsuzluk varsa çocuk da öyle görür, yani nesneler arası ilişki travmaya yol açar.

Sürekli bir tehdit algısı ve yok edilme korkusu ile yaşayan kavim, meşruiyetleri yokken kaçarak, saklanarak, gizlenerek tepki verdi.

Meşruiyet kazandıktan sonra, artık hak gördükleri işkenceyi sergileyebilecekleri sahneye de sahip oldular.

Peki neden travmaya maruz kalan kişi fırsat bulur bulmaz işkence ve şiddete başvurur?

Çünkü, travma hastasında egonun kontrolü kaybolur. Bunun yerine dürtüler ortaya çıkar.

Travmaya maruz kalan bir kişinin saldırganla özdeşim neticesinde dürtüleri saldırgan olur.

Bu sebeple ilk fırsatta saldırganlaşırlar.

Bu durumda, eğer bir toplumu tek bir organizma olarak düşünecek olursak, ego (akıl, mantık, izan) devre dışı kaldığı için dürtüler, gizli arzular ön plandadır.

Ve ortaya böyle bir saldırganlık çıkar.

İstediğiniz kadar akla, mantığa, sağduyuya davet edin.

İşe yaramaz, çünkü o kısım devre dışıdır!”

Yani değerli okurlarım...

Bu bilimsel verilere göre Filistin halkına yapılan zorbalığın kaynağı tamamen psikolojik travmalardan kaynaklı.

Psikoloji, bir insana, halka, bir topluluğa geçmiş travmaların hatırlatılmasının olumsuz etki yaratacağını ve bu yüzden de doğru olmadığını söyler.

Ancak sanırım bu durum İsrail’i teslim almış ırkçı, faşizan siyonist anlayış için pek geçerli değil.

Bir “demokrat”, “İnsan Haklarına sıkı sıkıya bağlı” bir gazeteci/yazar olarak hiç arzu etmezdim böyle bir şeyi gündeme getirmeyi ama...

İsrail devletinin Filistin halkına reva gördüğü bitmek, tükenmek bilmeyen bu zalimliğinin farkına varıp, insanlığa yüzünü dönebilmesi için galiba atalarının geçmişte yaşadığı faşizmle daha derin, kapsamlı ve daha net yüzleşmesi gerekiyor.

Sanırım İsrail halkına daha fazla anlatmak lazım; Hitler faşizmi ile soylarının kurutulması adına geçmişte neler yapıldığını...

Ve söylemek lazım; bugün sahip oldukları zihniyet ve Filistin halkına karşı sergiledikleri tavır sayesinde Hitler’in ruhunun Almanya’da filan değil, İsrail’de, Kudüs’ün batısında, dimdik ayakta olduğunu...

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00