Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’i Doğru Yol Partisi’nde siyaset yaptığından beri gazeteci olarak izlerim.

O vakitler ben henüz çömez bir gazeteciydim ama İçişleri Bakanlığı dönemini de iyi bilirim.

MHP’ye geçişi, oradan ayrılışı ve İYİ Parti'nin kuruluş çalışmaları vesaire…

Hepsini yakından takip etmiş bir gazeteciyim.

Ezcümle değerli okurlarım…

Meral Akşener’le tanışıklığımız neredeyse 25 yıl.

Ve son 3 gündür bugün Millet İttifakı’nın önemli bileşenlerinden, ortaklarından biri olan İYİ Parti’nin Genel Başkanı Meral Akşener’le beraberim.

Artvin’den başlayan ve Borçka, Göle, Ardahan, Kars, Arpaçay, Tuzluca, Iğdır ve bugün Ağrı’da son bulacak rutin esnaf ziyaretlerinin gözlemcisiyim.

En önce böyle bir seyahate vesile olduğu için kendilerine teşekkür ediyorum.

Çünkü pandemi ve diğer başka nedenlerden dolayı uzun zamandır olmuyordu bu tür seyahatler.

Dolayısıyla da yerinden gözlemle, tanıklıkla gazetecilik yapamıyorduk.

Elbette ki buradaki okurlarımdan, kaynaklarımdan yaşanan sıkıntılardan bir şekilde haberdar oluyordum ama…

Ne olursa olsun bir gazeteci olarak yaşanan her ne ise yerinde tespit çok önemlidir.

Bu gezi işte bana bu olanağı sundu.

Özellikle Anadolu’daki esnafın son dönemdeki ekonomik daralmalar nedeniyle neler yaşadığını ve hissettiğini yerinde görmek, şahit olmak açısından şahane bir aydınlanma oldu benim açımdan.

Çok üzülerek yazıyorum bu satırları…

Çünkü değerli okurlarım.

Tabir-i caizse Anadolu resmen kan ağlıyor.

Benim gibi gezerek, görerek gazetecilik yapan meslektaşlarım hak verecektir.

Anadolu insanının feraseti başkadır.

Bir saflık vardır.

Geçim derdinin, işin, aşın, insan ilişkilerinin dahası yaşam telaşının tadı hiç değişmiyor bu yakada...

Ketumdur Anadolu insanı.

Öyle metropollerdeki, büyük şehirlerdeki insanlar gibi yaşadığı ekonomik sorunu hemen dökmez.

Hemen ifşa etmez.

Her ne zorluk yaşıyorsa da içinde yaşar ve öyle kolay kolay açılmaz karşısına gelen yabancıya.

Bu ister gazeteci olsun ister siyasetçi.

Sırf delikanlılığa halel gelmesin diye kan kusuyor olsa da yutar ve susar.

Ancak ben öyle bir Anadolu insanı ile karşılaştım ki bu seyahatte.

İnanamadım.

Şoka girdim hatta.

Çünkü bas bas bağırıyor; “Açız kardeşim!” diye…

Göle’de gırtlak kanseri olan 70’li yaşlarında bir amcayı dinliyorduk sevgili Deniz Zeyrek ile.

İsyanlarda.

Ama öyle böyle değil.

Birden elini cebine attı ve cebindeki paraları çıkarıp; “Emekliyim. Ve daha ayın ortası bile değil ama ben ayın sonuna kadar bu cebimdeki ile idare etmek zorundayım! Şimdi ben bu 43 TL ile evdeki 4 nüfusla nasıl ayın sonunu getireceğim söyleyin bana!” diyerek isyanını dile getirdiğinde…

O an yaşadığım utancı, duyguları filan tarif etmem emin olun imkansız.

Samimiyetle söylüyorum.

Benzer onlarca hikaye dinledim.

Hepsini yazmaya kalksam inanın bu yazı bitmez.

Durum gerçekten vahim.

Ve uyarıyorum!

Bu duruma bir an evvel çare bulunmak zorunda.

Bütün bunları Meral Akşener’den, siyasetten filan bağımsız yazıyorum.

Anadolu kan ağlıyor kardeşim.

Evet. Sağ olsun Akşener vesile oldu ve bölge halkının isyanını bizzat yerinde görmeme olanak sağladı ama…

Gördüğüm tablo, karşılaştığım manzaranın bir an evvel değişmesi için bugün ülkeyi yöneten, ekonomiye yön veren iradenin derhal ama derhal bir şeyler yapması lazım.

Aksi halde çok daha acıklı hikayeleri duyacağımız, dinleyeceğimiz bir sona doğru sürükleneceğiz.

Yani durum öyle içler acısı ki…

Artık siyaseti, ideolojileri filan aşan bir tablo var karşımızda.

Şu an kimsenin siyaset miyaset umurunda değil.

Konuştukları, haykırdıkları tek bir konu var; Pahalılık, yoksulluk ve işsizlik!

Ben defalarca gelmişimdir bu bölgeye.

Gerek Başbakan olduğu dönemlerde Erdoğan’la gerekse Başbakanlığı döneminde Binali Yıldırım ile.

Ve çeşitli bakanlar ile.

Evet. O zamanlarda da zenginlik yoktu ama mütevazice; “Allah bin bereket versin!” diyen insanlar vardı ve Kürtlerin yoğun yaşadığı Ardahan, Göle, Kars, Iğdır gibi şehirlerde yaşayanların dile getirdikleri de genellikle demokrasi ile alakalı konulardı.

Şaka gibi ama öyle bir sorun sanki kalmamış artık.

Çünkü ekonomik sıkıntılar o kadar dip yapmış durumda ki…

Daha fazla demokrasi, insan hakları gibi ideolojik temelli sorunlar unutulmuş resmen.

Gerek HDP’ye gerek AK Parti’ye oy veren Kürtlerin tek bir önceliği var artık; o da ekonomik olarak rahatlamak!

Gelelim Meral Akşener’in bölgedeki, sahadaki karşılığına…

Zaman zaman ekibindekilere bile; “Off yeter!” dedirten temposunu şaşkınlıkla izliyorum.

Gittiği her şehirde ya da ilçede anı değerlendirmeye yönelik çabası gerçekten takdire şayan.

İnanılmaz enerjik!

Ancak beni asıl şaşırtan halkın teveccühü.

Samimiyetle söylüyorum…

Bu seyahat eğer İç Anadolu şehirlerinde ya da Marmara veya Ege’de olsa idi Akşener ile ilgili böyle bir analiz yapmazdım.

Çünkü batıda böyle bir teveccüh, karşılık anlaşılabilir bir durum.

Ama İYİ Parti ile ideolojik olarak zıt görülen HDP seçmeninin yoğun olarak yaşadığı bir bölgede böyle bir karşılık bulması gerçekten anlaşılabilir bir durum değil.

Mesela Göle’de…

Şoka girdim gördüğüm manzara karşısında.

Öyle bir kalabalık ve ilgi vardı ki Akşener’e…

Artvin ve Borçka’da sadece esnafı ziyaretle gerçekleşen seyahat Göle’de mecburen mitinge dönüştü.

Hakeza Kars, Iğdır’ın Tuzluca ilçesi, Iğdır aynıydı.

Akşener’i görmek onunla bir kare fotoğraf çektirmek ve en önemlisi ekonomik durumunun feryadını bizzat ona haykırmak isteyen insanların ilgisine ve birbirleri ile yarışına hakikaten hayret ettim.

Mesela Selahattin Demirtaş’a sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve asla HDP’nin dışında bir partiye oy vermeyeceğini söyleyen bir Iğdırlı şöyle dedi; “Benim derdim şu anda ne Kürtlük ne hak ne de hukuk! Ben açım kardeşim. Önce çocuklarımın, karımın karnının doyması lazım. Fikrimiz uymuyor Akşener’le tamam ama ben bu kadının bizi bu yokluktan çıkaracağına inanıyorum. Nihayetinde kadın. Ana. Açlığın, parasızlığın, işsizliğin ne olduğunu herkesten daha iyi anlar diye düşünüyorum. Aday olursa da hiç düşünmeden yanında olurum!”

Bu ifadeler bana neyi hatırlattı biliyor musunuz?

Rahmetli Süleyman Demirel’in tarihe kazınan; “Tencerenin düşürmeyeceği hükümet yoktur! Kaynamayan tencere her iktidarı götürür!” sözünü…

Gerçekten de anladım ki bu seyahat vesilesi ile…

Bu; “Kaynamayan tencere” meselesi çok ama çok özel bir meseleymiş…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00