Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ortalık yine toz duman.

Çünkü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, gazeteci ve belgesel yapımcısı Günel Cantak’ın Kürt sorunu ve HDP'ye ilişkin sorularına yanıt vermiş.

Bu açıklamalar nedeniyle de CHP Lideri ateş altında.

İktidar tarafı mal bulmuş mağribi misali Kılıçdaroğlu’na sağlı sollu saldırıyor.

Bittiği güne değin, AK Parti’nin başlattığı Çözüm Süreci’ni bizzat yakından takip etmiş ve dahası kalemiyle, yorumuyla sürece destek olmuş bir yazar/gazeteci olarak bu saldırılara anlam veremediğimi söylemek isterim.

Sanki terör örgütünün İmralı’da konuşlu elebaşısıyla görüşen ya da siyasi ayağı olan HDP ile ortak masalarda buluşanlar başkalarıymış gibi Kılıçdaroğlu’nun; "HDP'yi meşru organ olarak görebiliriz" açıklamaları üzerinde tepinme durumları gerçekten anlaşılabilir değil.

Çünkü o süreç sadece Kürt sorununu çözmek için değil…

Aynı zamanda Kürt seçmeninin de kalbinde taht kurup onların da oyunu almak için başlatılmış bir süreçti.

Hani Kemal Bey dese ki: ”Bu sorunun çözümü için gerekirse legal siyaset dışı aktörlerle de muhatap oluruz…” filan...

Verilen tepkileri bir nebze olsun anlarım.

Aslında onu da anlamam çünkü bu denilen her şeyi AK Parti zamanında fazlasıyla yaptı.

Kangrene dönüşmüş sorunu çözmek için her yolu kullandı.

O dönem Abdullah Öcalan’la da görüşüldü.

Terör örgütünün Kandil’deki aktörleri ile de…

Dolayısıyla çok anlamsız ve samimiyetsiz geliyor Kemal Bey’in açıklamalarına verilen tepkiler.

Ne bekliyorlar anlayamıyorum!

Bir gazetecinin yönelttiği; “Kürt sorununu çözme konusunda nasıl bir politika izleyeceksiniz?” sorusuna o sorunun göbeğinde oturan milyonlarca seçmenin oyuna talip bir siyasi parti lideri olarak; “Biz böyle bir sorun görmüyoruz ortada. O yüzden de bir politik stratejimiz yok!” demesini filan mı?

Hakikaten işi zor Kemal Kılıçdaroğlu'nun.

Çünkü yaptığı açıklama nedeniyle bir yandan iktidar tarafından dayak yerken diğer yandan da muhatap olabileceklerini söylediği HDP’nin eski eş başkanı Sezai Temelli'nin açıklamaları ile uğraşıyor.

Bir kere, Temelli'nin; “Kürt sorununun çözümünün yegane muhatabı HDP değil ama bu sorunun çözümü adına bugün demokratik siyaseti var eden ve kolaylaştıran başlıca aktör HDP’dir. Ama asla unutulmaması gereken şey demokratik çözümün adresi ve asıl muhatabı İmralı’dır!” yorumunu çok iyi niyetli bulmadığımı baştan söyleyeyim...

Hangi saikle ya da niyetle yaptı bu açıklamayı bilmiyorum ama her ne olursa olsun yapmış olduğu bu açıklama muhalefetin HDP ile gelecekte kurması muhtemel diyaloğun önüne set çekme amacına hizmet etmiştir. 

Sorunun çözümü için daha önce eş başkanlığını yaptığı HDP’nin muhatap alınabileceğini söyleyen ana muhalefet liderine Temelli’nin verdiği bu karşılığın manası; “Bizimle muhatap olmayı boşuna hayal etmeyin!"

Bu arada bir tespitimi daha aktaracağım.

Özellikle de Sezai Temelli'nin dikkatine sunarak.

Biliyorsunuz ki, geçen hafta HDP’nin oy deposu Ardahan, Kars, Iğdır, Ağrı ve ilçelerindeydim.

İYİ Parti Lideri’ni izledim ama aralarda da kaçıp kaçıp halkın arasına karıştım.

Konuştuklarımın, nabzını yokladıklarımın çoğunluğu, hatta ve hatta neredeyse tamamı HDP’ye oy veren Kürt seçmendi. 

Bu benim özel tercihimdi çünkü önümüzdeki seçime dair en kritik seçmen kitlesi olarak görülen HDP seçmeninin görüşlerini bizzat anlamaya çalıştım. 

Ve şunu gördüm…

O seçmen AK Parti’ye, iktidara öfke duyuyor ama diğer yandan da oy verdiği HDP’ye de öfke duyuyor.

Çünkü HDP’nin kendileri için çözüm üreten, nitelikli bir siyaset yaptığını düşünmüyor artık seçmen. 

Iğdır’ın yarısı Kürt yarısı Azeri olan Tuzluca ilçesinde bir kahvehanede oturduğum masada aktarılanları keşke Sezai Temelli de dinleseydi. 

Bir kere şu net! 

Seçmenleri nezdinde kendilerinin bir siyasi ya da lider olarak hiçbir hükmü yok! 

Onlar için artık tek bir lider var; O da cezaevinde tutuklu olan Selahattin Demirtaş! 

Abdullah Öcalan ise sadece bir sembol ve bu sembolün sorunlarının çözümünde çok fazla bir artısı olamayacağına inanıyorlar. 

Ve bu yüzden de HDP kanadından yapılan bu tür çıkışlara inanılmaz tepkililer. 

Çünkü artık kimlik, ana dil gibi sorunlardan önce huzur ve ekonomik refah arzulayan bir anlayış hakim bölge halkında. 

Ayrıca Sezai Bey’in haberi olsun ki…

Seçmenleri diğer muhalif liderlere de inanılmaz sempati duyuyorlar. 

Önümüzdeki seçimde Selahattin Demirtaş Cumhurbaşkanı adayı olursa mutlaka ilk tur oyunun ona gideceğini söyleyebilirim. 

Ancak yüzde yüz şunu da tespit ettim ki; HDP’nin çıkaracağı aday başka bir isim olursa HDP seçmeni kesinlikle bölünür. 

Meral Akşener veya Kemal Kılıçdaroğlu…

Veya başka bir isim…

Millet İttifakı’nın adayı kim olursa olsun, o seçmenin büyük bir kısmı gider sandığa ve mührünü de sorgu sual etmeden Millet İttifakı’nın gösterdiği adayın kutucuğuna basar! 

Lise yıllarından, edebiyat derslerinden aklımda kalan şu cümleyle başlayayım yazımın bu kısmına…

“Bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiiri türüne 'taşlama' denilir. Modern şiirdeki karşılığı 'satirik', Divan Edebiyatı’nda ise karşılığı 'hiciv'dir”

Yine o yıllardan aklımda kalana göre yazıyorum…

En ünlü taşlama ustaları Dertli, Seyrani ve Ruhsati’dir…

Yıllarca o ustaların taşlamalarını okuduk ve o taşlamalar üzerinden sınavlara tabi tutulduk.

Kulaklarını çınlatayım…

Edebiyat öğretmenimiz Emin Keşmer…

Müthiş bir adamdı ve bizi de çok zorlardı “taşlama” şiirlerinin mantığını anlamamız konusunda.

Çünkü ona göre “taşlama” sanatı edebiyatın en zor sanatıydı ve bu sanatı anlamayanın edebiyat yolunda başarılı olması da pek mümkün değildi.

Sınavlarında koyardı önümüze çok ama çok zor bir dörtlük.

“Haydi bakalım şair burada ne demek istemiştir manasını yazın” derdi.

Matematik işlemi çözer gibi uğraşırdık taşlamanın kimi ya da kimleri nasıl taşladığını bulmak için.

Velhasıl…

Yıllar yıllar sonra resmen böyle bir sınava tabi tutuldum.

Sevgili gazeteci dostum Akif Beki öyle bir taşlama eserine imza atmış ki…

Tam bizim Emin Hoca’nın önümüze koyup da çözdüreceği türden.

“O kadar da uzun boylu değil” adını verdiği ve hepi topu 73 sayfa olan eser tam 4 gündür elimde.

“Şair bu dörtlüğünde ne demiş, kimi taşlamış, kime dokundurmuş”u anlamak için cebelleşip duruyorum.

Çözdüm büyük kısmını ama itiraf edeyim daha çözemediklerim de var.

Eser esasında bir hesaplaşmayla başlıyor ve öyle gelişiyor.

Siyasi süreç ve zihniyetleri öyle teşhir ediyor ki gördüğünüzde eşkallerinden tanırsınız.

Baştan sona kendisine has bir bütünlüğü, iç göndermeleri ve atak çıkışları var.

Özetle değerli okurlarım…

Mottosu: "Yaşasın ironi!” olan “O kadar da uzun boylu değil” adlı eseri mutlaka ama mutlaka edinin ve kütüphanenizin bir köşesine iliştirin.

Çünkü bu kitap son yıllarda yaşanan toplumsal-siyasi olaylara dair yazılmış en değerli ve derinliği olan taşlamalardan biri.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00