Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Yazarken zaten tahmin ediyordum CHP’den geri dönüşün çok fazla olacağını.

        Nitekim öyle de oldu.

        Kimi; “Yerden göğe kadar haklısın bu yazdıklarında ve önerin de şahane ama boşa kürek çekiyorsun çünkü Kemal Kılıçdaroğlu kesin olarak aday!” diyordu.

        Kimi de; “Tespitlerin yanlış. Kemal Kılıçdaroğlu aday ve yüzde yüz kazanacak!”

        Yani hemen her geri dönüş yapan Kılıçdaroğlu’nun kesin olarak aday olmaya karar verdiğini söylüyordu.

        Haklılar çünkü biliyorum ki gerçekten de Kemal Bey aday olmayı çok istiyor.

        Ancak ben o yazıyı; ”Kılıçdaroğlu yazımı okuyunca belki etkilenir ve kararından vazgeçer” düşüncesiyle falan kaleme almadım.

        Benim gayem mevcut gözlemimin kayıtlara geçmesi.

        Yani bir gazeteci, yazar olarak arşive not düşmek.

        Yanlış veya doğru bilemem ama bana göre Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı, seçimde muhalefet için riski artırıyor.

        O nedenle aday olmamalı.

        Ama dedim ya; Bu bana göre…

        Benim gözlemim…

        Yanılıyor da olabilirim.

        Ama ya yanılmazsam?

        Ya benim öngörüm haklı çıkarsa?

        Benim yanılgım benim şahsımı bağlar.

        En fazla tahmininde tutturamamış kötü gazeteci olarak milletin ağzına sakız olurum…

        Peki Kemal Bey ne yapar?

        Ona o gazı veren arkadaşlar ne yapar?

        Milyonlarca seçmene kaybetmenin izahını nasıl yaparlar?

        Söyleyeyim; Yapamazlar!

        Bundan dolayı da hatta bir daha halkın içine çıkabilmeleri pek mümkün olamaz.

        Bu bir yana…

        Bir de şöyle bir görüşüm var; Ben Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylık konusunda kesin olarak karar verdiği tezine katılmıyorum.

        Cumartesi söz konusu yazımdan dolayı çok kişi aradı ve kendi bakış açılarını aktardı.

        Ve dedim ya; Arayanların tamamı da Kılıçdaroğlu’nun yüzde 100 aday olmayı kafasına koyduğunu söyledi.

        Ama bunların çok azı Kılıçdaroğlu’nu benden daha iyi tanıyordu.

        Çoğu ise son 10 yılını biliyor.

        Oysa ben Kemal Bey’i İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmadan önce takipteydim.

        Yaşadığım kenti yönetmeye aday olunca daha da dikkat kesildim.

        Bayağı bir teşriki mesaimiz oldu kendisiyle.

        Sonrasında da irtibatı kesmedim.

        Çünkü o zamanlardaki sakin, mütevazi kişiliğinin halkta yarattığı etkinin bir gün karşılık bulacağını görüyordum.

        Çok ketumdu. Açıkça belli etmiyordu ve hatta sorulduğunda asla diyordu ama onun da arzusunun bu olduğu belliydi.

        Nitekim yerel seçimlerden tam 1 yıl sonra aralarında benim de olduğum bir grup gazeteci ile rahmetli Mevlana İdris’in Fatih At Pazarı’ndaki mekanında buluştuğunda, ileride genel başkanlık düşünüp düşünmediği yönündeki suallere; ”Asla” demişti.

        Ancak o buluşmadan 1 ay sonra ortaya çıkan skandal kaset nedeniyle görevinden istifa etmek zorunda kalan Deniz Baykal’ın yerine genel başkan oldu.

        Hatta adı kulislerde dolaşmaya başlayınca tekrar aramıştım kendisini…

        Yine; ”Asla!” demişti ama o aslalar hep boşa çıktı.

        Denilebilir ki; ”Bir gazeteciye genel başkanlığa aday olacağını açıklamamış olması onun ketum oluşundan kaynaklı. Ne var bunda?”

        Bir şey yok tabii ama son güne kadar eşi dahil kimseye adayım dememesinin nedeni ketumluktan değil, kurultayda kesin olarak kazanacağından emin olmamasından kaynaklıydı.

        Ne zaman ki delegelerin tamamını yönlendirme gücü olan Önder Sav ve ekibi kazanacağına yüzde 100 teminat verdi...

        Ondan sonra aday olmayı kabul etti Kemal Bey.

        O yüzden kimse emin olmasın adaylığa yüzde 100 kararlı olduğundan…

        Çünkü benim tanıdığım Kemal Kılıçdaroğlu pragmatisttir.

        Kaybetmesi halinde siyasi yaşamının çok kötü bir sonla biteceğini bilir.

        O nedenle de bırakın kazanıp kazanamama ihtimalini bir yana…

        En ufacık bir risk görsün adaylığı ile ilgili gözünü kırpmadan vazgeçer!

        Üç maymunu mu oynayalım?

        Üç maymunu mu oynayalım?
        0:00 / 0:00

        Siz bazı okurları da anlamak mümkün değil.

        “Memleket yangın yerine dönmüş! Hayat pahalılığı almış başını gitmiş! Vatandaş geçim derdine düşmüş ama sizin tek bir gündeminiz var; O da 6’lı masa, adayının kim olacağı, masa dağılacak mı, dağılmayacak mı?” mealinde ifadelerle atarlanıyorsunuz.

        Haklısınız, haklısınız da…

        Bu gündemi bu hale getiren biz gazeteciler mi yoksa yaptıkları, söyledikleri, attıkları adımlarla gündemi kendilerinden başka bir şey konuşulamayacak hale getiren muhalif partilerin liderleri mi?

        Hiç kusura bakmayın ama biz gazetecilere, yorumculara kimsenin herhangi bir eleştiri yapma hakkı yok!

        Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza sonrası yaşanan bütün gelişmeleri lütfen muhakeme edin.

        Nereden nereye geldi mevzu!

        İmamoğlu’na verilen ceza açıklanır açıklanmaz Cumhurbaşkanı adayı olabileceği yönünde çok hızlı bir tartışma başladı.

        Kim başlattı peki bu tartışmaları?

        Biz gazeteciler mi?

        Ardından İYİ Parti Genel Başkanı Akşener ile CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun arasında yaşanan gerilim…

        Biz mi sebep olduk bu gerilime?

        Evet. Ortalık yangın yeri de bu yangını söndürmekle meşgul olması gereken muhalefet liderleri ne yapıyor?

        Memleketin esas mevzularına arkalarını dönüp ekrandan ekrana birbirlerine salvo yapıyorlar.

        Bence siz, bize; “Niye bu konuların dışında yazmıyorsunuz?” diye kafa tutacağınıza…

        1 yıldan beridir toplanıp da bir arpa boyu yol alamamış 6’lı masaya kafa tutun!

        Düşünün… 10 gün öncesine kadar masanın ortak adayı kim olacak falan diye konuşuyordu memleket…

        Şimdi ise; “Masa devam edecek mi etmeyecek mi?”yi konuşuyoruz.

        Pardon da buna kim yol açıyor?

        Biz gazeteciler mi?

        Yoksa her biri kendi siyasi hesabıyla yol almaya çalışan liderler mi?

        Kötü giden ekonomiyi konuşalım eyvallah.

        Konuşalım da, çözümü için umut bağladığınız 6 partinin oturduğu masadaki dağınıklığı ne yapalım?

        Üç maymunu oynayıp masayı döndüreceklerine onun etrafında birbirlerini döndüren liderlerin didişmelerini görmezden mi gelelim?

        Diğer Yazılar