Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        11. Toplantısını da tamamlayan Altılı Masa ya da yeni beyanlarıyla “Millet İttifakı” kendilerine umut bağlayan muhalif seçmen nezdinde gittikçe güven kaybediyor.

        İlk kurulduğunda mevcut iktidardan hoşnut olmayan vatandaşlar için “Umut masası” artık “Umutsuzluğun masası” olarak anılmaya başladı.

        Tabii bunu o masada oturan partilerin taraftarları asla kabul etmiyor.

        Onlara göre her şey yolunda ve işin sonunda da “Altılı Masa” mutlaka kazanacak.

        Onlar öyle düşünmeye devam etsin zararı yok.

        Kaldı ki ben: “Bu oluşum muhalif seçmene güven vermiyor” sözleriyle onları da kastetmiyorum.

        Kastettiğim seçmen apolitik seçmen.

        Yani herhangi bir partiye üye olmayan ancak başta ekonomi olmak üzere mevcut sistemden şikayetçi olan yurttaşlar.

        Sokakta, çarşıda, pazarda bu tür 10 seçmenin 9’u aynı psikolojide…

        Ve hemen hepsinin kullandığı ifadeler şöyle:

        “Kuruldukları günden bu yana toplanıp toplanıp durdular. Umudumuz tükenmişti ama yine de ümit ettik ve son toplantıdan ortak bir ismi çıkaracaklar önümüze diye heyecanla bekledik. Ancak bu defa da olmadı. Yine hayal kırıklığı, yine hüsran!”

        Özetle değerli okurlarım…

        Altılı Masa’nın işi mevcut tabloya göre kolay değil.

        Allah’tan bir mani olmaz ise eğer 13 Şubat’ta tekrar bir araya gelecek olan liderler ortak adayın kim olduğuna artık karar verecekler.

        REKLAM

        Nasıl belirlenecek peki bu aday?

        Son toplantıda alınan karara göre 12. toplantının ev sahipliğini de yapacak olan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu o vakte kadar liderlerle ikili görüşmeler yapacak ve her liderin fikrini, analizini, yorumunu alıp, onların ışığında bir durum raporu hazırlayacak.

        Eminim şimdi birçoğunuz, benim de ilk duyduğumda; “Hazır bir araya gelmişken liderler neden kimin, hangi ismin aday olabileceğini konuşmadılar da diplomaside ‘Mekik Müzakeresi’ olarak bilinen benzeri bir yöntemle aday belirlemeye çalışıyorlar?” sorgulaması yapıyorsunuz…

        Hakikaten tuhaf ve biraz da komik.

        Sanki masada adayı konuşmama konusunda zımni bir anlaşma var gibi değil mi?

        Yoksa; “Kaç Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacak?”tan tutun da “Ortak adayın Parlamenter Sisteme geçiş sürecinde yetkilerini nasıl kullanacağı?”na dair her şeyi konuşup kayda alan 6 liderin tamamının 9 saati aşkın toplantıda tek bir ismi dahi gündeme almamalarının başka bir nedeni olamaz!

        Peki, neden böyle?

        Ben söyleyeyim size…

        İlk toplantılar için değil tabii ama adayın artık en azından kim olması gerektiğinin masanın gündeme gelememesinin tek nedeni; “Kılıçdaroğlu Sendromu”ndan kaynaklı.

        Tabii ki psikolojide böyle bir sendrom yok ama ben bu durumu böyle bir tanımlama ile ifade etmek istedim.

        Hem ana muhalefet lideri hem de masanın kuruluşunda fikir babası olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir türlü masaya adını koyamaması neticesinde yaşanan bu sendromun aşılabilmesi için de Temel Bey böyle bir yöntemi uygun görmüş.

        Şaka gibi ama değil, maalesef işin aslı gerçekten de böyle…

        Yani Kemal Bey: “Arkadaşlar partimin yetkili kurullarından da aldığım yetki ile CHP’nin adayı olarak kendimi öneriyorum” diyebilmiş olsaydı çoktan bu iş çözülmüştü.

        REKLAM

        “O mu? Yoksa başka biri mi aday olacak? Ya da ortak bir aday üzerinde anlaşılamayacak da çoklu adaya mı gidilecek?” falan belli olmuştu.

        Özetle sevgili okur masanın adayın kim olması gerektiğini bir türlü konuşturtmayan Bay Kemal’in tutumu.

        Neden ama?

        Çünkü Kemal Bey aday olması gerektiğinden emin değil.

        Çekinceleri var ve bu çekince sanıldığı gibi Akşener’in ya da masadaki başka bir liderin itiraz edeceğinden dolayı falan değil.

        Asla!

        Onun çekince duyduğu şey seçimi kazanamama endişesinden kaynaklı.

        Kazanacağına yüzde yüz inanmış olsaydı yüz kere getirmişti adını masaya.

        Çünkü garanticidir Kemal Bey. Sanıldığı gibi kendisinin adaylığı ile ilgili “Şu ne demiş, bu ne demiş?” falan bu işlere pek takılmaz.

        Malumunuz hesap uzmanıdır ve atacağı her adıma da sayılara bakarak karar verir.

        Ha evet… Yaz aylarında rakamlar ondan yanaydı.

        Adı geçenler arasında Erdoğan’la kıyaslandığında kazanma şansı vardı.

        Ama diğerlerine oranla en sondaydı.

        Arşivlerde duruyor hepsi.

        Yapılan objektif, profesyonel araştırmalarda Mansur Yavaş Erdoğan’la yarışta en büyük fark atandı. Bir ara 20 puana bile çıkmıştı o fark. İkinci sırada 6-7 puan farkla Ekrem İmamoğlu vardı. Üçüncü sırada ise Kılıçdaroğlu yer alıyordu ve o da 4-5 puandı.

        Son anketlere göre ise Yavaş’ın farkı bile geriledi.

        Şu an 9-10 puanlık bir fark atabildiği görülüyor.

        İmamoğlu 2 puanla, Akşener 5 ve Kılıçdaroğlu ise 9 puan fark yiyor.

        Daha açık yazayım; Son anketlere göre Kılıçdaroğlu seçimi büyük farkla kaybediyor görünüyor.

        Hep dedim. Bir kez daha diyeyim:

        Kemal Bey garanticidir. Partisinin tamamı, “Aday siz olmalısınız mutlaka” diyor olsa da kimseye, “Hayır ben aday olmayacağım” falan demez ama gaza da gelmez ve en nihayetinde sayıların söylediğine bakar, öyle karar verir.

        Doğru da yapıyor. Çünkü aday olması halinde kaybeder Kemal Kılıçdaroğlu.

        Bunu sadece anketlere değil, sokaklara bakarak da söylüyorum.

        Nasıl bir Cumhurbaşkanı adayı olmalı?

        Nasıl bir Cumhurbaşkanı adayı olmalı?
        0:00 / 0:00

        Defalarca yazdım bu köşede ve katıldığım TV programlarında da defaatle dile getirdim aslında formülü ama tabii bu benim meseleye dışarıdan bakan bir gazeteci olarak sadece gözlemim.

        Kanımca, ilkesel olarak masadaki hiçbir lider aday olmamalı ama aday olması gereken 3 ismi de hem ana muhalefet lideri hem de masanın kurucusu olarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu getirmeli.

        En başta şunu söyleyeyim. AK Parti’ye oy verenler olmak üzere muhafazakar/mütedeyyin seçmenin; “İktidar olursa rövanş alma derdine düşmez bu insan! Benim inancımla, kültürümle beni yargılamaz, 20 yıllık geçmişin intikamını almaz” dedirtmeli.

        Anadolu’nun tüm değerlerini taşıyan köklere saygı duyan, değer veren ve bu köklerle geçmişte en ufacık bir sorun yaşamamış olmalı bu aday.

        Deyim yerindeyse yani; “Bagajı bomboş olmalı”

        Bu arada, “Ortak aday düşük profilli” olmalı tezine asla katılmıyorum.

        Tam aksine ortak aday olacak kişinin dopdolu bir isim olması gerekiyor.

        Entelektüel, tarih bilgisi yüksek, hukuki bakış açısı güçlü, Türkiye’de ki sosyolojiyi doğru analiz eden, demokratik ilkelere hakim, adalet duygusu yüksek, liyakat prensiplerine sahip, tarafsız bir isim olmalı.

        Kürt ya da Türk ya da Sünni, Alevi, Ermeni, Ateist, Deist velhasıl…

        REKLAM

        Herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği, “İşte Benim Cumhurbaşkanım” diyebileceği ve en önemlisi de mevcutta bulunan tüm siyasilerden farklı olarak bağırıp çağırarak siyaset yapmak yerine sakin, ağır başlı ve girdiği polemiklerde de o ağırlığına uygun cevaplar verebilecek bir isim olmalı.

        Ve 20 yıllık köklü Erdoğan iktidarını devralacak bu ismin devlet adamlığı tecrübesi de o masada oturan herkesten çok daha fazla olması gerekiyor.

        Bu geçmiş, tecrübe öyle olmalı ki tertemiz, başarı dolu ve asla tartışılmaz olmalı.

        Ha tabii bir de dış dünyada saygınlığı, itibarı ve tanınırlığı olmalı.

        Gittiği her ülkede tercüman, aracı kullanmaya asla ihtiyaç duymayacak, kendini rahat ifade edebilecek akıcı bir İngilizceye sahip olmalı.

        Ve en mühimi iktidara gelmesi durumunda en akut mesele ekonomi olduğu için bu sorununun çözümünde en doğru politikayı hangi kadrolarla ve nasıl hayata geçireceğini bilecek kadar da ekonomiden iyi anlamalı.

        Size de uygunsa bu profil, uygun bulduğunuz ismi bana yazın lütfen.

        Gerçekten bilmek istiyorum kimler bu profile uygun sizlere göre...

        Diğer Yazılar