Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Eğer sevginizi göstermek için tek bir güne bağlı kalırsanız, korkarım o ilişki yürümez.

        Zira sevilen her daim sevildiğini duymak, seven de söylemek ister. (Yoksa bana mı öyle geliyor?)

        O zaman sevgiyi dile getirmek için özel bir gün beklemek niye?

        Biliyorsunuz Sevgililer Günü’nün kökeni Roma Katolik Kilisesi’ne dayanıyor.

        St. Valentin Day sevgililere yardım ettiği bilinen Aziz Valentin adına kutlanan bir bayram olarak doğmuş.

        Tüketim toplumuyla beraber bu dini bayram sanırım tam bir çılgınlığa dönüşmüş.

        Bu günü kutlayan ülkelerde her 14 Şubat’ta bir milyarın üzerinde kart gönderildiği biliniyor.

        Gerçi bizim gibi bu bayrama sonradan dâhil olan toplumlarda sevgilileri bir kutlama kartı tatmin etmiyor ama Batı’da ister sevgilinize hediye alın ya da almayın Sevgililer Günü Kartı göndermezseniz, işler karışabiliyor.

        Son yıllarda tam bir alışveriş çılgınlığı olarak yaşanan Sevgililer Gününe ‘Sevgi Günü’ diyenler de var.

        14 Şubat Sevgi Günü olarak kabul edilince ne oluyor?

        Sevgiliniz olmasa da hediye almak durumunda kalıyorsunuz.

        Annenize, kardeşinize, arkadaşınıza, ninenize, dedenize, çocuğunuza hediye alıyorsunuz.

        Alışveriş hacmi artıyor.

        Üstelik çılgınlık halinde kutlanan Sevgililer Günü’nde hiç kimsenin boynu bükük kalmıyor.

        Sevgililer Günü’nün sınırları Sevgi Günü olarak belirlenince herkesin yüzü gülüyor.

        Dünyanın bu günkü haline bakınca, dil, din, ırk farkı gözetilmeksizin kutlanacak bir sevgi gününe gerçekten hepimizin ihtiyacı var.

        Müşfik kedi

        Nasıl başarmışsam artık karda yatmış gibi üşütmüşüm.

        Öksürük, ateş, bulantı.

        Başımı kaldıramıyorum.

        Öyle bir üşüme nöbeti geliyor ki kollarım bacaklarım ağrıyor üşümekten.

        En kötüsü de baş ağrısı.

        Üstelik öksürdükçe başım daha çok mu ağrıyor ne?

        İşlerin en yoğun olduğu bir dönemde bu hastalık hiç iyi olmadı.

        Yattığım yerde aklım biriken işlerde.

        Alışılmadık bir zamanda evde olmam ve üstelik yataktan çıkamamam Lars’ı şaşırttı önce.

        Ama çok çabuk uyum sağladı yeni duruma ve hemen hasta bakıcılık işine soyundu.

        Bir an yanımdan ayrılmıyor. Bu duruma fazlasıyla memnunum.

        Zira üşüme krizlerim sırasında Lars doğal ısıtıcı görevini üstleniyor.

        Bacaklarımın ağrısını onun sıcaklığıyla daha az hissediyorum.

        Tek sorun kedilerin alışkanlıklarından asla vazgeçmemeleri. Benim obsesif kedim, kumu temizleneceği ya da çeşmeden su içmek istediği zamanlarda hastalığıma hiç aldırmıyor.

        Avaz avaz bağırıp göreve çağırıyor.

        Ve inanın ağrıyan bir kafayla bir Siyamın avazlarını dinlemek hiç hoş olmuyor.

        Diğer Yazılar