Dombıra (dombra)*
*”Dombıra; iki telli, parmakla çalınan, Kazak Türkleri’nin en yaygın halk çalgısıdır. Armudi bir teknesi, çam ağacından göğsü ve perdeli sapıyla küçük bir dutarı andırır. Boyu 80-100 santimetre kadardır. Abay ve Cambıl dombırası olmak üzere iki türü vardır. Şertpe ve tökpe adları altında iki türlü çalım tekniği vardır. Şertpe tekniğinde sağ elin ayası göğse dayanarak işaret parmağı ile vurma ve çekmelerle çalınır, tökpe tekniğinde sağ el bilekten hareket ederek ve bütün parmaklar kullanılarak çalınır. Ses aralığı bir tel üzerinde bir buçuk oktavdır. Dörtlü ya da beşli aralıkla akortlanır.”
Muammer Ketencoğlu’nun sitesinde Dombıra böyle anlatılıyor. ‘Durup dururken bu dombıra merakı nereden çıktı?’ derseniz öyküsü hayli ilginç. İzmir Milli Kütüphane’nin geleneksel ‘Perşembe Toplantıları’nı bilenler bilir. Geçen perşembe, Milli Kütüphane Müdürü sevgili dost Ahmet Gürlek’in daveti üzerine MÜZİKSEV’i anlattım. Kısaca söz etmek gerekirse MÜZİKSEV, geleneksel Türk çalgılarının sergileneceği, değerli ses kayıtlarının ve özellikle Türk bestecilerinin eserlerinin notalarının bulunacağı, bahçesindeki küçük salonda düzenli sanat etkinliklerinin düzenleneceği bir merkez olarak planlanıyor.
İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın on yıllık hayalinin gerçekleşme sürecini anlatırken bağışladığı sazlarla MÜZİKSEV’in temel taşlarından birini oluşturan sevgili Güner Özkan bir sürpriz yaptı. Konuşmanın sonunda bizleri çok değerli bir dombıra sanatçısı olan Şemsigül Yakupova ile tanıştırdı. Yakupova, Türk Dünyası Müzik ve Dans Topluluğu sanatçısı. Önce elindeki sazı anlattı. Sonra, özlediği yurdunun çok sevilen bir halk ezgisini çalmaya başladı. Sanırım “Yüreğin Dalgaları” adlı bir ezgi.
Belki konuşma yapmanın heyecanıyla duygusallaşmış olabilirim. Ama bu iki telli basit görünümlü sazdan çıkan sesin, o uzak diyarların ezgisinin yarattığı etkiyi anlatmaya kelimeler yetmez. Tarihi binanın görkemli dekoru içinde bu ezgi bizi Kazak bozkırlarına götürdü. Yakupova, dombırasını parmaklarıyla değil sanki yüreğinin ucuyla çalıyor. Öylesine içten, yalın ve sıcak. Duygusallaşmak için bahanesi olmayan dinleyicilerimizin de ezginin bitmesini hiç istemediklerini fark ettim. Heyhat bitti. Yakupova, büyük bir nezaketle sıkılıp sıkılmadığımızı sordu. Cevap belliydi. Ve belki Kazakistan’ın tarihi kadar eski bir türküye başladı. “Yıldızım” olarak bildiğimiz bu Kazak türküsü ve icracının kadife sesi ile bir kez daha boyut değiştirdik.
Söylemeden geçmeyeyim; MÜZİKSEV, kültürel değerleri keşfedebileceğimiz ve böyle zenginliklerin tadını çıkarabileceğimiz bir yer olacak. Paylaşmak dileğiyle...