Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        I Musici ile 7. Uluslararası İzmir Festivali’nde tanıştım. Bundan 18 yıl önce, bir 22 Haziran günü Efes’in görkemli antik tiyatrosunda ilk kez bu efsane topluluğu canlı dinleme fırsatı buldum. Ondan önce isimlerini duymuş, kayıtlarını dinlemiştim. O gece 12 kişi antik tiyatronun görkemli sahnesinde devleşmişti.

        Festivalin 15. yıl dönümünde yine devleri buluşturan özel program yapılırken I Musici, Festivali açmak üzere davet edildi. “Tanrıçaların Kenti” Metropolis’in benzersiz atmosferinde I Musici bir kez daha gönülleri fethetti.

        Uluslararası İzmir Festivali’nin 25. yılı geldiğinde I Musici de 60. sanat yılını kutluyordu ve özel bir davetle bu kez Celsus’ta çalmak üzere geldi.

        Şefi Olmayan Orkestra” olarak tanımlanan I Musici’nin müzikal yeteneklerini övmek kuşkusuz bana düşmez. Sonuçta 60 yıl ayakta ve gündemde kalmayı başaran, pek çok bestecinin adlarına eserler adadığı topluluk olmak hiç de kolay olmasa gerek. I Musici’nin başarısı “olağan üstü ve tekrarlanamaz” olarak değerlendiri-lebilir. Dünyanın en eski faal oda orkestrası I Musici, geçen 60 yıl içinde onsekizinci yüzyıl İtalyan müziğini, Vivaldi’yi ve “Dört Mevsim”i dünyaya tanıtan topluluktur. I Musici, benzersiz yorumuyla Vivaldi’nin başyapıtını ilk kaydeden grup olmuş, çeşitli baskılarında 25 milyonun üzerinde satış rakamlarına ulaşarak, müzik repertuarının en önemli eserlerinden biri olmasını sağlamıştır.

        70’li yıllarda ilk klasik müzik filmini çeviren ve ilk klasik müzik CD’sini kaydeden de I Musici’dir. 18. yüzyıldan çağdaş müziğe uzanan repertuarlarıyla tüm dünyada söz sahibi olmayı başarmış bu virtüözler topluluğu kullandıkları birbirinden değerli sazların hakkını tam olarak verir.

        Diğerlerine benzemİyOR

        Festivale özel bir davetle gelen ve Celsus Kütüphanesi’ndeki konserine çağdaş besteci Luis Bacalov’un 60. yılları için özel olarak yazdığı “Konçerto Grosso” ile başlayan I Musici, olağanüstü atmosferin de yardımıyla izleyicileri başka bir boyuta taşıdı. Morricone ve Granci’nin kendileri için yaptıkları düzenlemelerin ardından Vivaldi’nin “Dört Mevsim” i geldi.

        Pek çok kez, pek çok yerde, Nigel Kennedy’den Hilary Hahn’a kadar hemen hemen tüm kemancılardan dinlediğim “Dört Mevsim”, o gece bir başka eser gibi çalındı kulağıma. Hele kuşların eşlik ettiği “Yaz” bölümü.

        Eski filmlerde hep abartılı bulduğum bir sahne vardır. Adam sevdiği kadına gösteriş uğruna gazinoyu, sinemayı, konser salonunu kapatır. O gece aynı şeyi yapmak geçti içimden, yok hissettiğim güzelliği paylaşmamak için değil, çevreden gelen gürültülerle anın sihri bozulmasın diye...

        Diğer Yazılar