Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        “Şeytanın Kemancısı” deyimi gelmiş geçmiş en iyi kemancı Paganini için kullanılır. Her hangi bir insanın kemanı Paganini gibi çalmasının mümkün olmadığına inanan çağdaşları ona bu ismi takmış. Ancak şeytani bir gücün böylesine bir virtüözlük yeteneği verebileceğine inanmışlar ve aynı zamanda keman için yazılmış en güzel eserlerin bestecisi Paganini böyle anılır olmuş.

        ASKERİN ÖYKÜSÜ

        Şeytanın kemancısı, Stravinsky’nin “Askerin Öyküsü” eserinde de var. Söz konusu şeytan kuşkusuz aynı ama kemancı farklı. Müzik tarihi açısından da hayli ilginç bu yapıtın, en az kendisi kadar ilginç bir öyküsü var.

        Yıl 1918 Rusya. Sovyet Devrimi nedeniyle ortalık toz duman. Stravinsky ve pek çok kişi daha telif haklarından gelen paraları alamıyorlar. Dostları da kendisiyle aynı kaderi paylaştığı için parasızlık hat safhada. Ayrıca devrimin getirdiği kaos ve belirsizlik havası da besteciyi olumsuz etkiliyor. İşte böyle bir ortamda Stravinsy “Askerin Öyküsü”nü besteliyor.

        Sırtını savaş sonrasının atmosferine dayamış ve caz müziğinin ana akım olmaya doğru ilerlediği bir dönemde ortaya çıkan eser sadece yedi enstrüman -klarnet, fagot, kornet, trombon, keman, kontrbas ve perküsyon- için orkestralanmıştı. Eserin konser versiyonu ayrıca dört konuşma bölümünü -Those of the Devil, The Soldier, A Princess ve An Unseen Reader- içeriyordu. The Devil ve Princess’te ayrıca dans edilmesi gerekiyordu.

        CAZ FORMUNDA

        Askerin Öyküsü, firari bir asker ile eninde sonunda onun ruhuna sahip olacak Şeytan’ın anlatıldığı bir hikâyedir. Savaştan yılmış, ekonomik olarak çökmüş (Stravinsky gibi) asker gelecekte kendisini zengin edecek bilgilerin peşindedir. Bu bilgileri elde edebilmek için şeytana keman çalmaktadır. Askerin kemanı burada, hem kendi ruhunu hem de Şeytan’ın hilekârlığını simgeler. Hikâye eski bir Rus halk masalına dayanırken, müzikler geleneksel Rus ezgilerinden olabildiğince uzakta, her zamana ve her kültüre hitap edecek şekildedir.

        Askerin Öyküsü’nde duyulan en açık müzik Staravinsky’nin önceden hiç duymadığı bir form olan cazdır. Stravinsky’nin caza sadece arkadaşı Ernest Ansermet’in Amerika’dan getirdiği partisyonlardan aşinalığı vardır. Kağıt üzerinde görmüş ancak işitmemiştir. Besteci bu eserinde belki içtenlikle olmasa ve bunları daha çok bir zanaatkârın yeni bir şeyler ortaya çıkarmak için yararlandığı bir alet gibi ele alsa da tango ritimleri, marşlar, bir vals ve bir koral kullanır. Kısacası şeytanın kemancısı Asker’in öyküsü zamanına göre çok ilerde, her devre hitap eden bir eserdir. İşte bu öykü; iyi sanatçı, güzel dost Gürol Tonbul’un anlatımı ve Philharmonia Solistleri’nin benzersiz yorumuyla 26. Uluslararası İzmir Festivali’ni açacak.

        Diğer Yazılar