Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bayramın üçüncü günü otobüsle işten eve dönüyorum. Bayramda çalışmanın en iyi yanı işe zahmetsizce gidip gelme şansı yaratması. Otobüs neredeyse boş gibi. Üstelik klimalı. Aşırı kalabalıkta yetersiz kalan klima, havanın da aşırı sıcak olmamasının etkisiyle olsa gerek yeterli geliyor. Bayramda İzmir boşaldığı için trafik rahat. Kısacası özlediğimiz bir konforla yapıyoruz yolculuğumuzu ve normal günlerde alışık olmadığımız kadar kısa bir sürede Konak’a geliyoruz. Konak Pier’den İskeleye doğru alışılmadık bir kalabalık var. İlk bakışta miting falan var herhalde diye düşünüyorum.

        Yaklaştıkça öyle olmadığını anlıyorum. Kalabalık, denize karşı çimenlerin üzerine yayılmış, tatilin tadını çıkarıyor. Ama ne çıkarmak?

        Konak Meydanı meydanlıktan çıkmış. Çöplüğe dönmüş. Rüzgâr yere ulu orta atılan kâğıt ve naylon torbaları oradan oraya uçuruyor. Ağaçların, çalıların altları pet şişeler, çöpler öteberi dolmuş. Havalanan naylon torbalardan biri Sabancı Kültür Sarayı önüne kadar otobüsümüze eşlik ediyor. Çöplerin Devlet Tiyatrosu’nun önüne kadar yayıldığını görüyorum. İçim acıyor.

        KİMSENİN HAKKI YOK

        Her ne kadar Konak Meydanı’nın piknik alanı olmadığını düşünsem ve bu tür manzaralardan hoşlanmasam da sonuçta kent halkının istediği yerde oturup vakit geçirme, dinlenme hakkı var. Ama kentin ortasında tüplü mangallı görüntüler yaratıp bir de üstüne çevreyi kirletmeye hakları yok.

        Sahil boyunca nerede yeşillik bir alan varsa sanırım aynı kaderi paylaşıyor. Sıcak yaz gecelerinde sahile inen halkımız olanca çöpünü oturduğu yere terk edip gidiyor.

        Ertesi sabah işe giderken çevre çiğdem kabukları, şişe kırıkları, yarısı içilip atılmış meşrubat şişeleri, boş bira kutularıyla kaplı oluyor. Oradan oraya uçuşan naylonları, yiyecek artıklarını saymıyorum bile.

        Benim anlamadığım güzel bir manzara ve serin bir esinti arayarak sahile gelen insanların, sanki ertesi gün gelmeyecekmiş gibi çevrelerini kirletebilmeleri. Bayram günü örneğinde olduğu gibi hiç rahatsız olmadan uçuşan onca çöpün ortasında rahat rahat oturabilmeleri.

        İnsan yaşadığı kente böyle bir kötülüğü nasıl yapabilir?

        Bir kente gelip orada ev ve iş kurmak insanı o kentli yapmaz. Oralıyım diyebilmenin bedelleri var. Bu bedeli ödemeli insan. Ekmek yediğin, çoluk çocuk büyüttüğün, belki evlenip barklandığın kenti sevmelisin önce. Refahı, düzeni, huzuru, eğitim düzeyi seni ilgilendirmeli o kentin. Bunlar için elinden geleni yapmalısın. Ama her şeyin başında temiz tutmalısın. İşe temizlikten başlamalı, yaşadığın kente karşı kendini sorumlu saymalısın.

        Diğer Yazılar