Otobüsten insan manzaraları
İşe rahat gidip gelmenin kolay yolunu buldum sonunda. Yok, cümle yanlış oldu. Sadece gitmenin rahat yolunu buldum. Dönüş tam bir işkence hala. Nasıl derseniz, anlatayım. Eğer saban 07.00’den önce otobüse binersem ki biniyorum, kalabalık ve trafik sıkıntısına katlanmıyorum.
Haziran sonu ve Temmuz ayının ilk iki haftasında çalışanların izinlerinin yoğun olduğu dönemde, otobüslerde oturacak yer bulmak daha kolaydı. Son günlerde yediden önce otobüse binip, Konak’a kadar ayakta kaldığım oluyor. Ama hiç değilse yolcu sayısı katlanılabilir ölçüde oluyor.
Sabah bu kadar erken yola çıkınca insanların farklı bir yüzünü görüyorsunuz. Son günlerde pek rastlamasam da (ya kaçırıyorum, ya kaldırdılar bilemem) 06.40 civarında Göztepe’den geçen 12 numaralı otobüse bir isim koy deseniz, hiç düşünmeden yatakhane otobüsü diyebilirim. Zira ben otobüse bindiğimde içerideki yolcuların büyük bir çoğunluğu uykuda oluyor.
Kimisi kulaklıklarını takmış, başı göğsüne düşmüş, hafif mırıltılarla tatlı bir sabah uykusunda, kimi başını cama dayamış, kiminin başı geriye düşmüş. Uyanık bir iki kişi de belli ki benim gibi otobüste uyumayı beceremeyenler.
Evet, bence otobüste uyuyabilmek beceri işi. Yastığı olmadan asla uyuyamayan biri olarak işlerine uykuda gidebilenlere her seferinde hayret ve biraz da gıpta ettiğimi söylemeliyim. Gerçi gözlerini açar açmaz yataktan neredeyse zıplayarak kalkan biri için tekrardan uyumak söz konusu olamaz.
Ama insanların büyük bir çoğunluğu için sabah kalkmanın işkence olduğunu biliyorum. Hatta neredeyse günün yarısına kadar “afyonu patlamayanlar” var. Daha çocukken uzun süre bu deyişin ne anlama geldiğini öğrenmeye çalışmıştım. Sonra bir Sherlock Holmes macerasında bunun pipoya konan afyon sakızıyla ilgili bir durum olduğunu anladım.
İşe gidip gelirken sadece uyuyanlar yok tabii. Pek çok insan modeli var. Örneğin avaz ciyak uzun uzun telefonla konuşanlar. Oturacak yer bulup yayılanlar. Böyleleri yanına kim oturacak, rahatsız olacak mı düşünmez.
Sadece ayakta oldukları için oturanlara yaslanmayı hak sayanlar. Koca çantalarını ellerine almak yerine sizin sırtınıza yerleştirenler.
Pencere tarafındaki yolcu ineceği zaman kalkma zahmetine katlanmayıp yan dönenler. Tamam, bacaklarını yoldan çektin de, gövden yolu tıkıyor, nasıl geçilecek, hiç düşünmeyenler. Ve en kötüsü pis kokanlar.
Öyle ki çoğu zaman çocukluğumun İzmirlilerinin nereye gittiğini soruyorum kendime.