Kış klasiği: Burgazada
Yılın son yazısı ve adet olduğu üzere Burgazada’da yazılıyor. Kolayca anlayabileceğiniz gibi kış tatili için Burgazada’dayım. Bu yıl kar yok. İnsaflı soğuk, gezmeye izin veriyor. Sisli sabahlara uyanıyoruz ama öğleye doğru bulutlar aralanıyor, gülen yüzüyle beliren güneş ısıtmasa bile en azından parlıyor.
Sabahın erken saatleri. Yazımı, Ada’nın geleneksel martı korosu eşliğinde yazıyorum, her sabah bu kadar gürültülü birbirlerine ne söylediklerini merak ederek. Bu koro her gün birkaç saat gökyüzünde geniş daireler çizerek çığlık çığlığa şarkılarını söylüyor. Sisler altındaki Burgaz’ın büyülü dekoru içinde hiç bıkmadan dinleyebileceğiniz bir müzik bu.
Yalnız Burgazada’da değil, adalardan hangisine gitseniz müzik karşılıyor sizi. Kısa bir yürüyüş güzergâhı içinde bile her dilden her türden müziği işitebiliyorsunuz. Bazen Napoliten bir şarkıya içli bir keman sesi karışıyor. Bazen çok bildiğiniz bir türküyü Rumca sözlerle işitiyorsunuz. Bir pencereden Bach’ın ölümsüz nameleri süzülürken uzaklardan içinizi yakan bir gurbet havası çalınıyor kulağınıza. Çok kültürlü çok dinli bu adalarda insanlar müziklerini cömertçe paylaşıyor.
Bu paylaşımın en güzellerinden birini Büyükada’da açılan Adalar Müzesi bünyesindeki Adaevi’nde yaşadık. Burgaz’ın olanca sakinliğinden sonra Büyükada, kalabalığı ve canlılığı ile insanda ‘köyden indim şehre’ duygusu yaratıyor. Güya motorlu araç yok ama alışık olmayanlar için her köşe başından fırlayıveren faytonlar büyük tehlike yaratıyor. Kız kardeşimin tecrübesi sayesinde birkaç kez fayton altında kalmaktan kurtulup, Adalar Müzesini gezmek ve Adaevi’ndeki konseri dinlemek üzere Büyükada’nın güzel köşklerle süslü sokaklarına daldık.
Akşam çökerken burada zaman durmuş gibi. Görkemli köşkler, büyük ve bakımlı bahçeler, hemen yanlarında yıkılmaya yüz tutmuş ahşap evler. Yanınızdan hızla geçen bisikletliler olmasa kendinizi başka bir yüzyılda sanmanız işten bile değil.
Zaman durmuş gibi dedim ama saate baktığımızda durmadığını anladık. Müze gezisinden vazgeçip konser için Adaevi’ne yollandık. Bizi yüzünde güzel gülümsemesi ile Adaevi’nin yöneticisi Sibel Hanım karşıladı. Bahçe içinde restore edilmiş tarihi binanın önünde kış bahçesi gibi camdan bir köşk yapmışlar. İçerideki iki oda ve camlı köşk renk renk ışıklarla süslenmiş. Oturur oturmaz yanımıza dünya güzeli bir sarman kedi geldi ve teklifsizce kucağıma yerleşti. O an kendimi evimde hissettim. Ama gördüğünüz gibi konseri anlatmak için yer kalmadı. Diğer yazıya diyelim ve herkesin arzuladığı gibi bir yıl geçirmesini dileyelim.