Irak ile İran'la kim ilgileniyor?
Hatırlatma yapayım. Her gün (ortalama) 500 bin varil petrol, 123 milyon metreküp doğalgaz ithal ediyoruz. Etmek zorundayız. Sanayi çarkları devam etsin, evlerimizde ısınalım, aydınlanalım diye, elektrik üretilsin diye, bir yerden bir yere insan ve mal taşınabilsin diye bu ithalata mecburuz. Ve maalesef ülkemizde kendimize yetecek kadar petrol ve doğalgaz yok. Yani dışa bağımlılık bu anlamda kaçınılmaz. Bir şansımız var (belki de bahtsızlık). Komşular bu alanda zengin rezervlere sahip.
İran dünyanın ispatlanmış en büyük doğalgaz rezervinin sahibi. Rusya ikinci sırada. Irak, dünyada en son üretimi kendisi yapacak nitelikte petrol denizi üzerinde yaşıyor. Ve nitekim doğalgaz ve petrol temininde bu 3 ülke vazgeçilmez ticari ortaklarımız.
Geçen gün bir rapor okuyordum. Bir tablo gördüm. Önümüzdeki 30 yılda enerji talebi artacak ülkeler sıralanmış. Çin’in 100 birimlik enerji artışından alacağı miktar 31 birim, Hindistan’ın talebi 18 birim, Güney/Doğu Asya’nın payı ise 11 birim olacak.
ABD yüzde 1 iken Avrupa neredeyse bu enerji üretimindeki artıştan hiç pay almayacak. Yani var olan arz kendisi için yeterli kalacak. Doğu Avrupa’nın yüzde 5 gösterildiğini de atlamayayım...
Peki özellikle üretim artışı hangi üretici ülkelerden gelecek? Günlük 3 milyon varil üretim artışıyla birinci sırayı Irak alacak. Brezilya, ABD ve Kanada ise Irak’ın arkasından gelecek, bu ülkelerdeki artış ankonvansiyonel kaynaklardan üretilecek.
Bu bilgiyi paylaştık sonra sorayım: Petrol ve doğalgaz rezervlerinin neredeyse yarısını kendi topraklarında bulunduran Ortadoğu ülkelerinin geleceğiyle kim daha meşguldür? ABD mi, Çin mi, Avrupa mı, Uzak Asya mı?..Bölgemizde denklem değişiyor... Ve Türkiye’nin bölge ülkeleriyle ilişkisi, özellikle Kürt Bölgesel Yönetimi’yle yaptığı ve yapacağı anlaşmalar geleceğimizle yakından ilgili. Ucuz petrol ve ucuz doğalgaz elde etmek için bu ülkelerle pozitif ayrımcılık yapacak nitelikte ilişki kurmak, devletin milli politikasına uygundur... Ve enerji alanında dışa bağımlılığı azaltacak her adımın, iktidar ve muhalefetin seçim hesaplarına kurban edilmeden atılması gerekir.
ASGARİ ÜCRET VAATLERİ
Asgarisini bile konuşmazlar, konuşamazlar!
Başbakan Ahmet Davutoğlu, TİM toplantısında işverenlere seslenmiş. Hatta hafif yollu fırçalamış. Demiş ki:“Muhalefet asgari ücreti 1400, 1500, 1800 lira net yapacağını söylüyor. Siz ses çıkarmıyorsunuz. Üretim durur diye itiraz etmiyorsunuz. Çıkıp neden konuşmuyorsunuz?”
Davutoğlu belki farkında değil ama hükümete tamamen yaslanmış bir iki işadamı dışında hiçbir işveren konuşamaz hale geldi. Politik tartışmaların mezesi olmamak adına ne söylemek istiyorlarsa içeride söylemeyi tercih ediyorlar. Bu işin bir tarafı. Diğer tarafı, bizim burjuva sınıfı diye adlandırdığımız kesim, korkaktır. Güçlü iktidar gördü mü siner... Bilir ki iktidar isterse kâr eder, istemezse para kaybeder. Devlet devreye girdi mi akan sular durur. Politik ortamlarda her kesim bedel öder ama burjuva sınıfından bedel ödeyen, bir elin parmak sayısını geçmez...
Yine de ben Davutoğlu’nun yerinde olsam şöyle derdim:
“Arkadaş, asgari ücret belirleme komisyonu bir araya geldi mi, kapımızda yatıp ‘Brüt asgari ücret artmasın’ diyorsunuz. Batarız diyorsunuz. İşçi temsilcilerine ‘Çalışanlar işsiz kalır’ diyorsunuz... Ama muhalefet ‘Asgari ücreti artırırız’ dediğinde ses çıkarmıyorsunuz, bizi zor durumda bırakıyorsunuz. Asgari ücret arttığında devlete bir yük gelmiyor. Size geliyor. Ben buradan anlıyorum ki sizi korumak yanlışmış. Artış sizi etkilemezmiş. İktidara geldiğimiz gün, ‘Toplumda bu beklenti oluştu. İşverenler de bizi yanıltmış. Şimdi asgari ücreti 1500 lira yapacağız’ diyeceğiz. Yok eğer yanlış yapıyorsak şimdi çıkın konuşun...”
Valla der mi der...