Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GEÇEN hafta içinde Habertürk'te "detaylı ve ilginç" anket sonuçları gördünüz... Derin analize girmeden dahi fark edilen net bir sonuç var: AK Parti oy kaybetmiyor. Oysa genel eğilim; "açılım" sürecinin AK Parti'yi eriteceği yönünde. Bu noktada soralım: "Sonuca ulaşamamış bir demokratik açılım süreci" ortada kalıp netleşmediği sürece herkesi rahatsız ederken, nasıl oluyor da AK Parti oy kaybetmiyor? Soruya cevap ararken izninizle biraz geriye gitmek ve 1946'dan itibaren sorgulamak istiyorum... Sevgili dostlar, Türkiye'de 1946 sonrası dönemi sorgularsanız, özellikle 1994-2001 arasına bakarsanız, şunu net olarak görebilirsiniz: Siyasi tablodaki "büyük paradigma kaymaları" ekonomik tabanlı gelişmeler sonrası ortaya çıkıyor. Çok iddialı ama olaylar ve ekonomik değişimleri grafik üzerinde koyunca "her şey tam oturuyor"! İnanmayacaksınız ama buna askeri müdahaleler de dahil. Biraz daha açayım ve örneklerle yakın dönemden devam edeyim. 1999 yılında, 57'nci hükümeti oluşturan 3 parti, Türkiye'ye "gündem olarak" tam hâkimdi ve iki ana dinamik, Türk kamuoyuna sunulmuştu: Avrupa Birliği üyeliği ve IMF ile yeni anlaşma... Ortam "toz pembeydi"! 1999'un 6'ncı ayından 2000 yılının Ocak ayına kadar tabiri caizse "bu gaz ile" Türk sermaye ve para piyasaları tam olarak coştu. 2000 yılı Ocak ayında borsada "o güne kadar görülmemiş tarihi zirve test edilirken, dolar kuru da kontrol edilen yapı içinde yoluna devam etti". Ortam hiç bozulmadı. Algılama gerçeklerden koptu ve "büyüyen sorunlar, bozulan makro veriler" asla algılanmadı. Peki "ekonomik ve arkasından siyasi" sorunlar ne zaman başladı? Tam tarih söylemek gerekirse; 2000 yılının 18 Ocak sabahı başladı ve 2001 Şubat ayına kadar sermaye piyasası "aldığının" tamamını geri verdiği gibi "makro ekonomik göstergeler de tek tek dip yapmaya başladı". Olumlu algılama çöktü, gerçek "görülmeye" başlandı.

        * * *

        Sevgili dostlar, burası çok önemli! 2000 yılı Ocak ayında anketlerde yüzde 55 üzerinde çıkan 57'nci hükümeti oluşturan partilerin desteği, sadece 13 ay içinde, "daha dolar kuru dahi patlamadan", toplamda yüzde 20'nin altına düştü. 2001 Şubat ayından itibaren 3 Kasım seçimlerine kadar da 3 partinin oyları, baraj altında kalacakları şekilde düşmeye devam etti. Bozulma başlayıp algılama çökene, insanların "ekonomi denklemi içindeki" yerleri sallanana kadar "oy kaybetmeyen hatta kazanan" partiler, o kadar süratli eridiler ki, bu düşüş tarihe geçti! Sonuç çok açık ve netti: Türkiye'nin en büyük 3 partisi, "13 aylık bir finansal dalga içinde boğulup gittiler".

        Bu noktada diyeceksiniz ki; AK Parti'nin düşmeyen oyları, Habertürk anketi ve bu "tespitleri" nasıl bağlayacağız?

        Bence bağlamaya bile gerek yok. Her şey çok açık ve net: Ekonomi 2001 ölçüsünde bozulmadıkça, ne açılım, ne sel, AK Parti'ye "ciddi bir oy kaybettirmez"! Bu noktada şunu soracaksınız: Ekonomik kriz "yeterli" değil mi? Dünya piyasaları 2007 Kasım ayında bozulmaya başladı, 2008 Kasım-Aralık döneminden itibaren dipten dönüş başlamıştı... Türkiye, finansal sonuçlar olarak bundan da kısa bir sürede "toparlandı". Oysa 2000'de başlayan bozulma sadece 13 ay sürdü, geri dönüşü 2003 sonrasında başladı ve neredeyse 4 yıl sürdü!

        Sonuç: Ekonomi kalıcı ve uzun süreli "kırılma" süreci içine düşmedikçe; siyasi "paradigma" kaymaz. "Açılım" risklidir ama kısa sürede asla "ekonomik temel çöküşler" kadar oy dağılımını değiştirmez, değiştiremez!

        Son söz: AK Parti'nin "oyları, açılıma rağmen" neden düşmüyor diyenlere, yukarıdaki analizi sunabilirim.

        Diğer Yazılar