• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Nilay Örnek

Nilay Örnek

[javascript protected email address]

Fasıl kulübünde huzuru aramak!

25 Şubat 2011 Cuma, 08:44:35

İşine saygısını, yüzünü, giyimini, duruşunu çok sevdiğim, yazdıklarına da her daim göz attığım Nil Karaibrahimgil, "yerli değerlere" yabancılığıyla bir kez daha şaşırttı beni geçenlerde...
Daha önce "Neşet Ertaş'ı tanımıyorum" diyen Karaibrahimgil, bu sözleri kendisine sorulduğunda da "Ne var bunda, Neşet Ertaş beni tanıyor mu acaba? Ki kimse kimseyi tanımak zorunda değil! Ama olay nedeniyle sayemde Neşet Ertaş tanındı" yanıtını vermişti.
Karaibrahimgil, geçtiğimiz günlerde de Radikal'de Ezgi Başaran'a verdiği röportajda "Sabah eski kelimeler okudum" diyor, Başaran "O ne demek?" diye sorduğunda ise şu yanıtı veriyordu: "Eski kelimelere hâkim olmamanın verdiği rahatsızlık vardı üzerimde. O yüzden Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur'una başladım, çünkü şarkılarda böyle kelimeler kullanıldığında hoşuma gidiyor."
"Eski kelime avcılığı"na araç olması garip gelse de Huzur'un ne vesileyle olursa olsun okunduğunu duymak hoşuma gitti. Ve sanırım o günün akşamında, tam onluk bir yere gittim; bir fasıl gecesine...

MEHMET BARLAS'TAN KOMET'E
Yer İstanbul Ahırkapı'daki Armada Otel.
Yemeğin 20.00'de, fasılın 21.00'de başladığı mekâna gidebildik 22.00'de. Girer girmez bir cümbüş, bir ses bekliyorum; otelin lobisinde çıt yok. Gösterilen salona ilerliyoruz çok hafif bir müzik sesi...
Loş bir mekân; herkes sessiz sedasız ilgiyle sahneyi izliyor. Peki kim o herkes; ilginç bir topluluk...
İlk Cengiz Çandar çarptı gözüme, aynı masada Yavuz Baydar vardı; karşıda Murat Belge, Hale Soygazi, Oral Çalışlar; sahnenin önündeki masalardan birinin başında ressam Komet oturuyor, bir diğerinin baş konuğu ise Mehmet Barlas...
Çok sevdiğim 'lezzet' yazarlarından Müge Akgün bir masada, demek ki yemekler güzel; gazeteci arkadaşlarımdan Kaan Altın orada, demek ki rakı bol!

ÇİLİNGİR SOFRASI...
Beni görüp hemen sahnenin önündeki masalardan birine oturtan arkadaşıma neden geç kaldığımızı anlatmak için kulağına doğru eğildiğim anda "Şiiişştttt" diye uyarılıyorum. Babylon'daki sessiz konser uygulamasının âlâsı burada.
Mecburi sessizlikte yemeklere daldım. Mönüyü yürüttüm, aynen aktarıyorum:
Çilingir tepsilerde: Zeytinyağlı yaprak sarma, çerkes tavuğu, beyaz peynir, patlıcan salatası, şakşuka, pancar turşusu, tarama, fasulye pilaki.
Sıcak mezeler: Güveçte nohutlu işkembe, peynirli muska böreği, kabak mücver. Ana yemek: Tavuk külbastı ya da kurkutlu levrek tava. Meyve-tatlı: Kabak tatlısı ve meyve tabağı. İçecek: Limitsiz Kulüp Rakısı ve diğer yerli içkiler, isteyenlere alkolsüz meşrubat.

GECENİN BİR MAKAMI VARDI
Bir ara verildi, ben konuşmaya ve yemeğe doyduktan sonra sahnenin güzelliğinin tam olarak farkına varabildim. Faslın üstatlarından hanende Nurettin Çelik yönetiminde, kanuni Reha Sağbaş ve ekibiydi sahnedekiler... Geç de olsa önce bunu öğrendim. Ardından dinleyiciler arasındaki muhteşem ses Melihat Gülses çıktı sahneye. Herkes o kadar kibar, narin ve güzeldi ki, notalar incinecek gibi söylediler şarkıları... O sırada özellikle Mehmet Barlas'ın müzik ve söz bilgisi; Komet'in ara sohbetlerde adı geçen şarkılara karşı gösterdiği heyecan görülmeye değerdi.
Ancak gece "Kürdilihicazkâr" gecesiydi; başka makamlardan istekler geri çevrildi.
Reha Sağbaş "Ettiğin cevri bile kendime nimet bilirim, küsemem bahtıma ben, sevmeyi kısmet bilirim" dediğinde ya da konuklar arasındaki Güzin Hanım (Değişmez) "Al sazını sen sevdiceğim şen hevesinle, çal söyle benim şarkımı sevdalı sesinle" diye şarkıya girdiğinde salon alkışla çınlıyordu.
Mehmet Barlas'a "Cevri'nin anlamı ne?" diye sorulurken düşündüm ki sanırım benim de 'huzur'u bulmak için biraz fasıl dinlemem gerekiyor; şarkılarda eski kelimeler benim de hoşuma gidiyor.
Şarkıdaki "cevri", "eziyeti" anlamına geliyor; Armada Fasıl Kulübü buluşmaları ise her perşembe başka bir makamla sürüyor. Ücreti 75 TL, merak edenlere...

Diğer Yazıları

Hayır kurumunun yardımın 'desenini' sevmeme hakkı var mı?

  • Yayın Tarihi: 02/05/11 11:17
  • [javascript protected email address]
HANİ dünyanın dört bir yanındaki toplumlarla yaşamışlığım yok ama yine de çok makul bir genelleme ile gireceğim;Türkler kadar "ikinci el"e küskün bir millet görmedim ben! Parasız pulsuz da olsa her şeyi ilk o kullanacak; 'aman' başkasının el sürdüğüne...
Devamını Oku

Uyutmayan 'masal'lar da var

  • Yayın Tarihi: 29/04/11 10:51
  • [javascript protected email address]
FRANSIZ filozof Georges Didi-Huberman, Sanat ve Arzu' seminerlerinde konuşmak üzere İstanbul'a geldi geçtiğimiz günlerde... Ayşegül Sönmez de Radikal için bir söyleşi yaptı onunla. Şöyle bir şey diyordu Didi-Huberman:'Bakın, en ilginç sanatçılar sanattan...
Devamını Oku

Ayıkken kafası güzel gibi konuşan adamlar

  • Yayın Tarihi: 27/04/11 11:42
  • [javascript protected email address]
GAZETEDE, dergide değil sürekli sanal âlemde görüyordum onları.Bir Turgut Uyar şiirinden geliyordu adları; Büyük Ev Ablukada...Sonra bir arkadaşım "Bartu Küçükçağlayan var ya... Hani Çoğunlukla 'En İyi Erkek Oyuncu' dalında Altın Portakal alan çocuk......
Devamını Oku

'Cocooning' trendi bize gelir mi?

  • Yayın Tarihi: 25/04/11 11:29
  • [javascript protected email address]
"Çok senlik bir şehir gibi değil" dedi arkadaşım; "Roma'ya benzeyeceğinidüşünüyorsan hayalkırıklığına uğrarsın. Milano İtalya'nın pek çok yerine göre çokdaha düz bir yer, hatta 3. gününde sıkılırsın ama Tasarım Fuarı döneminde çokşenlikli oluyor".Önceki...
Devamını Oku

Bir festival 40 gün sürer mi?

  • Yayın Tarihi: 22/04/11 11:03
  • [javascript protected email address]
BAZI insanlar vardır; çok neşeli ve iyi de görünseler iki cümlelerinden çok çalıştıkları, yoruldukları anlaşılır. Çıkan ürüne öyle bir emek harcamışlar, öyle yorulmuşlardır ki biraz fazla savunmacı hale gelirler; işleriyle ilgili en ufak, iyi niyetli bir...
Devamını Oku
Tüm Yazıları