• Yazı Boyutu:
  • A+
  • A-
HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
Damla Çeliktaban

Damla Çeliktaban

[javascript protected email address]

Ne yersen osun

07 Ocak 2012 Cumartesi, 12:51:48

Patatesi çok seven insanın burnu patatese mi benzer? Ispanak yiyen Temel Reis gibi güçlü mü olur? Yumurta kolesterol yapar mı yapmaz mı? Tereyağı mı daha zararlı margarin mi? İster iştahlı olun, ister diyette, ister yeni doğan bebeğiniz için her şeyin en organiğini alın fark etmez; ne yediğimiz, nasıl yediğimiz soruları günlük hayatımızın en belirleyici, en çok vakit alan mevzularından. Aralığın son haftasında Biyogüvenlik Kurulu tarafından GDO’lu 13 mısır çeşidinin ithalatına izin verilmesinin ardından GDO gündemi yine alevlendi.

Aslında bu kararın yolunun yapılışı kasım ayında ekonomi sayfalarındaki bir haberden ince ince sızıyordu. Buna göre Türkiye ABD tarım görüşmeleri sırasında, Amerika’dan incir ve nar hususundaki gümrük işlemlerinin düzenlenmesi talep edildi. ABD’nin cevabı “O zaman GDO’larla ilgili yasaları yumuşatın” şeklinde oldu. Yasalar çabucak yumuşadı.

 İktidar sahiplerine göre GDO’lu ürünler hayvan yemi olarak kullanılacak ve bu o hayvanların etini, sütünü, yumurtasını yiyenlere zarar vermeyecek. Oldukça ütopik bir bakış açısı. (Düşünün ki emzikli bir bebeğin annesi zehir yiyor ve bunun bebeğe bir etkisi olmuyor. Mümkün mü bu?) İtalya’daki Catania Üniversitesi’nin çalışmasında çeşitli hayvansal ürünlerde GDO’lu yem kaynaklı GDO parçacıklarına rastlandığı rapor edilmiş. Sayın Tarım Bakanı’mızın insanlara zarar gelmemesi hususundaki “iyi niyeti”nin geçersizliğinin kanıtı bu. (David Servan Schreiber’in “Antikanser” kitabında da artan kanser vakalarının hayvan yemlerine bağlanabileceğinin altı çizilmişti.) GDO mevzuunun sağlık tarafı bir yana bir de insan haklarına aykırılık boyutu var. Asıl sorun, soframıza getirdiğimiz yemeğin güvenliğini takip edemez duruma gelmemizde. GDO’lu yemlerle beslenen hayvanlardan elde edilen ürünlerin etiketlerinde bu bilginin yazılması gerekli. Böylece tüketiciye gıdasını seçme şansı verilmeli. Sosyal medyada Slowfood Fikir Sahibi Damaklar aracılığıyla bir “Sor Öğren” kampanyası yürüyor. Üretici firmalara “GDO’lu yem kullanıyor musunuz?” diye soruluyor. Verdikleri (ya da vermedikleri) cevaplar grubun sayfasında yayınlanıyor. En azından buradan bilgilenip hangi markayı tüketeceğimize karar verebiliriz.

GDO GERÇEKLERİ

Dünyada GDO’lu ürün ekilen alan 1996 yılında 1.7 milyon hektarken 2010’da 148 milyon hektara yükselmiş. Bu üretimde birinci sırada soya var, ikinci sırada mısır, üç ve dörtte ise pamuk ve kanola (sadece yediklerimizde değil, giysilerimizde de GDO var artık). Dünyadaki GDO’lu tohum üretimi ve satımının yüzde 90’ı Amerikan Monsanto firması tarafından yapılıyor. Yani daha çok ülke daha çok GDO’lu ürün yetiştirsin ki Monsanto daha zengin olsun! Avrupa Mahkemesi 2011’de aldığı bir kararla içeriğinde GDO’lu polene rastlanan balların satışını yasakladı. Almanya 2009’da GDO’lu mısırı tamamen yasakladı. GDO’lu ürünün alternatifi organik ürün. Organik ürünlerin fiyatı diğerlerinden fazla olsa da gelecekte ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarını ve bunların masraflarını düşündüğümüzde fiyatın o kadar da pahalı olmadığı ortaya çıkabilir.

Diğer Yazıları

Durmak ya da köşedeki çiçekçi

  • Yayın Tarihi: 26/05/12 11:36
  • [javascript protected email address]
Bizim sokağın caddeyle birleştiği köşede bir çiçekçi durur. Şehrin diğer birçok sokağında da olduğu gibi... Yaz kış dizer çiçeklerini iki basamaklı platforma, bekler başlarında. Çiçekler nasıl mevsimlere göre değişirse çiçekçi de değişir onlarla...
Devamını Oku

Gerçek kahraman

  • Yayın Tarihi: 19/05/12 10:19
  • [javascript protected email address]
Kızıl çillerin arasında parlayan yeşil gözler, hafif kemerli bir burun, ince dudaklar, yüzünü çevreleyen kızıl kumral dalgalı saçlar; çocuksu, güvenilir, tanıdık bir ifade. Erkekten çok delikanlıya, milyarderden çok yan komşunun "Biraz garip bir çocuk"...
Devamını Oku

Kadının yüksek topukla imtihanı

  • Yayın Tarihi: 12/05/12 12:39
  • [javascript protected email address]
Bazı kadınlar topuklu ayakkabılarla koşabilir; bazıları üç adım bile yürüyemez. Bir Alman atasözü "Kıyafetleri adamı adam yapar" der. Pek isabetli bir tanım, velhasıl giysileri insanın sadece dışarıdan nasıl göründüğünü değil; üstündeyken kendini nasıl...
Devamını Oku

Ebeler, kadınlar ve diğer hayalperest insanlar

  • Yayın Tarihi: 05/05/12 10:40
  • [javascript protected email address]
Ebe demek kadın demek; ebe demek doğum demek, bebek demek... miş... Eskiden. Doğumlar şiddetle medikalize olmadan; akışı tabiata bırakmanın yerini kontrol fetişinin aldığı bir garip jinekoloji anlayışı yer etmeden önceki zamanlarda. Bu paradigma...
Devamını Oku

İnsan faktörü

  • Yayın Tarihi: 28/04/12 11:14
  • [javascript protected email address]
İstanbul Atatürk Havalimanı'nda yaşanan keşmekeş yakın zamanların en popüler şikâyet konularından biri. Geçen hafta sonu biz de bu keşmekeşten payımıza düşeni aldık. Sabah 7'de kalkacak uçak için saat 6'da check-in sırasına girdik. İğne atsan yere düşmez...
Devamını Oku
Tüm Yazıları