Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İnsan kendi yalanına hemencecik inanıp onun en şiddetli savunucusu haline gelen garip bir yaratık. Doğayı kendinden ayrı bir şey olarak düşünebilme becerisi de bu garipliğin en net tezahürlerinden biri. Doğayı sadece enerji kaynağı, dilediğince deşebileceğin, kirletebileceğin, zapturapt altına alabileceğin bir mal hatta mülk olarak düşünme yalanı büyüme odaklı sanayi toplumunun en büyük aymazlığı belki de. Doğanın bir parçası olduğumuzu ve türümüzün devamının doğayla iyi geçinmemize bağlı olduğunu ne zaman hatırlayacağız?

        #

        Mayıs 2011’de doğayı korumanın, ancak onun haklarını anayasal güvence altına alarak mümkün olabileceğini düşünenler tarafından “Ekolojik Anayasa Konferansı” düzenlendi. Aralarında aktivistlerin, avukatların, medya mensuplarının da bulunduğu Ekolojik Anayasa Girişimcileri şimdiye kadar hep (özel ya da tüzel) kişilerin haklarının koruması için tasarlanan bir sistemin içine, tabiat ana haklarını da dahil etmek için çalıştı. Çalışmaların merkezine yeni Anayasa’nın insan merkezli olmaktan çıkıp ekoloji merkezli, bütün bir yapıya sahip olması kondu. Ve bu çalışmaların sonuçları bu ayın ilk haftasında TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunuldu. Önerilen Anayasa metninde “Türkiye Cumhuriyeti, doğanın ve onun bir parçası olan insanın haklarına dayanan, demokratik, laik, ekolojik ve sosyal bir hukuk devletidir” ibaresinin yer alması talep edildi.

        #

        Şimdi bekleyeceğiz. Eskiden bildiğimiz; kendiliğinden olan bir şeyin tekrar söz konusu olabilmesini... Bütün dinlerin, felsefelerin, yolların bastıra bastıra söylediğini bizim neslimizin iktidar sahiplerinin anlayabilmesini bekleyeceğiz. Hepimiz biriz!

        #

        Sadece insanlar için söylenmiş bir söz değil bu; tüm yaşamı kastediyor... Zehirlediğimiz topraklar evimiz, canını kestiğimiz sular özümüz, köprülere kurban verdiğimiz ağaçlar nefesimiz, petrole buladığımız hayvanlar kardeşimiz, genetiğiyle oynayıp kısırlaştırdığımız tohumlar bizim kültürel mirasımız...

        Üzerinde yaşadığımız, gezegen dediğimiz, durmadan dönen top bizim mülkümüz değil. Gelecek nesillere bırakacağımız yuvamız. Onlara zarar verdiğimiz müddetçe kendimizi, çocuklarımızı, sevdiklerimizi koruyamayacağımızın bilincinde olmalıyız.

        Madem hukuk “özel ve tüzel” kişilerin haklarını korumak için var, “Doğa Ana” da bir kişi sayılmalı (güzel kişi diyelim hadi) ve hakları korunmalı... Ve artık şirketlerin çıkarlarını, yüzde 1’in çıkarlarını korumaktan vazgeçip “Tabiat Ana” ile dengeli bir biçimde nasıl yaşanabileceğinin yollarını bulmalıyız. Çünkü hepimiz birbirimize bağlıyız!

        (Ekolojik Anayasa Konferansı’nın konuşmacı metinleri, Ekolojik Anayasa isimli kitapta toplandı. Kitap, Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlandı.)

        Diğer Yazılar