Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bizler için yılın “spor” mevsimi geldi. Sporun mevsimsiz olduğunu düşünenler içinse bir şey değişmedi. Sadece aralarına yenileri eklendi; büyük şirketlerin, verimlilik artırma peşindeki çalışanları...

        Kabul etmemiz gerekirse, millet olarak spora fazla düşkün değiliz. Spor diyor, ucunu açık bırakıyorum, çünkü genel anlamda adına spor denen hiçbir aktiviteye bayılmıyoruz. Hatta itiraf edelim birçoğumuz için spor, ancak doktorlar reçete olarak yazdığı ya da bütün kış, ara vermeksizin yedikten sonra, baharın geldiğini fark ettiğimiz an, başvurulması gereken bir nevi bedensel aktivitedir.

        Başka bir deyişle, doktor, “yapmazsan çok yaşamazsın” demese ya da geçen yazdan kalan kıyafetlerin içine girebilsek, spor son derece fuzulidir. Zaten bütün gün yoruluyoruz, bir de akşam olunca herhangi bir yere varmaksızın yürüyeceğiz ya da pedal çevireceğiz ha? Dedim ya şartlar bizi zorlamasa, kimse bize ne boşa kürek çektirebilir ne de pedal. Gelin görün ki, yaban eller böyle demiyor. Biz oturup, hatta kalkmaksızın, yemeğe içmeye, en kızartmasından beslenmeye devam edelim, onlar güne yürüyüş bandı üzerinde merhaba deyip, geceyi mekik tahtasının üzerinde sonlandırıyorlar. İşi baştan sıkı tutup, sağlık bozulunca düzeltmeye çalışmak yerine, tedbir alıp, bozulmasın diye ellerinden geleni önceden yapıyorlar. Ha tabii unutmadan sporun sadece fiziksel ve bedensel yararlarını değil, ruhsal ve psikolojik artılarını da göz ardı etmiyorlar. Bu o kadar yaygın bir düşünce ki, bırakın bireyleri, şirketler bile, eğer çalışanlar spora teşvik edilirse bize nasıl olumlu geri dönüşü olur diye kafa yoruyorlar. Buyurun size tüm dünyadan yükselen bir trend örneği; büyük şirketler, yaka renginin ne olduğu fark etmeksizin, çalışanlarını koşturtuyor, mekik çektirtiyor, kardiyo yaptırıyor, daha üretken ve daha sağlıklı bir ekibe sahip olmanın hayalini, spor eşliğinde kuruyor.

        Ne kadar spor

        o kadar mutluluk

        Spor yapmayı, günlük, sıradan bir iş haline getirenler bilirler; egzersiz yaparken bir hormon salgılarsınız. Ki uzmanlar buna endorfin adını veriyor. Bu sayede mutlu olursunuz. “İki şınav çektik diye dünyayı pembe görecek değiliz ya” demeyin, nasıl oluyor bilmiyorum ama hakikaten kendinizi mutlu hissediyorsunuz. Dahası kendinize güveniniz artıyor, olumlu anlamda hırslanıyorsunuz, yaşamaya ve bir amaç peşinde koşmaya niyet ediyorsunuz. Hele bir de yanında iyi bir müzik varsa, “şu yürüyüş bandından bir ineyim, ilk iş ülkedeki işsizliğe son vereceğim” bile diyebilirsiniz. Dedim ya spor müdavimleri bu hisleri pek iyi bilirler. İşte bu malum hissi bilen hem sporcu hem de muhtemelen insan kaynakçılar, zaman zaman çalışanların üzerine sinen, bezgin, mutsuz, monotonluktan bıkmış, hiç üretesi gelmeyen havayı dağıtmak için spora başvurmanın hayırlı bir iş olacağına kanaat getirmişler. Bu sebeple başta Amerika olmak üzere–obezitenin anavatanı olmasından ileri geliyor olmasın- dünyanın pek çok yerinde, büyük şirketler, çalışanlarını spor ile motive etme yöntemine başvuruyor.

        Sürekli gülen ve üreten

        verimli çalışanlar..

        Aslına bakarsanız masabaşı bir iş değilse, hele ki üretim yapan herhangi bir departmanda çalışıyorsanız, büyük olasılıkla bütün gün aralıksız olarak belirli kaslarını çalıştırıyorsunuz. Ama yine de bu sizin verimliliğinizin yüksek, moralinizin full, yaşama şevkinizin sonsuz olduğunu kanıtlamaz. Laf aramızda, ucunda zam ya da prim yoksa, halihazırda son derece ağır şartlarla çalışan kimse kuru kuruya spor yapmaz. O yüzden ilk iş, sporun; bedene, ruha, yaratıcılığa ve iş yerindeki üretkenliğe dair faydaları hakkında seminerler düzenlemekmiş. Bu arada tabii iş yerinde ciddi birer spor kompleksi oluşturuluyormuş.

        Gönülden katılanlar, inanmış görünenler ya da “ben de eksik olan ne diyordum demek ki spormuş” diyenler başlıyor ve araştırmalara göre geri dönüş artı olarak ve çok kısa vadede gerçekleşiyormuş. Şu an için ülkemiz sınırları dahilinde ütopik bir motivasyon şekli gibi görünse de yarın ne gösterir bilinmez. Belki hepimizin içinde keşfedilmeyi bekleyen hem zeki, hem çevik hem de ahlaklı birer sporcu vardır, kim bilir?

        Diğer Yazılar